Bu sitede bulunan yazılar memnuniyetsizliğiniz halınde olursa bizimle iletişime geçiniz ve o yazıyı biz siliriz. saygılarımızla

    büyük selçuklu devleti ne zaman yıkılmıştır

    1 ziyaretçi

    büyük selçuklu devleti ne zaman yıkılmıştır Ne90'dan bulabilirsiniz

    Büyük Selçuklu İmparatorluğu

    Büyük Selçuklu İmparatorluğu

    Büyük Selçuklu İmparatorluğu, Orta Çağ'da Oğuz Türklerinin Kınık boyu tarafından kurulan, Türk-İran kültürüne[11] dayalı, Sünni Müslüman bir imparatorluk.[12] Selçuklular Hindukuş Dağları'ndan Batı Anadolu'ya ve Orta Asya'dan Basra Körfezi'ne kadar uzanan geniş bir alanı kontrol ettiler. Aral Gölü yakınında güç kazandıktan sonra ilk olarak Horasan'ı ele geçiren Selçuklular, buradan İran içlerine doğru ilerledi ve ardından Anadolu'daki şehirleri kontrol altına aldı.

    Büyük Selçuklu İmparatorluğu, Tuğrul Bey (1016–63) tarafından 1037'de kuruldu. Tuğrul'u büyüten dedesi ve Oğuz Yabgu Devleti'nde yüksek makam sahibi olan Selçuk Bey, adını hem ülkeyi yöneten hanedana hem de imparatorluğa verdi. Devlet kurulduktan kısa süre sonra İslam dünyasının merkezi otoriteden yoksun parçalanmış siyasi haritasını birleştirdi ve daha sonra Haçlı Seferlerinin birinci ve ikincisinde kilit rol oynadı. Dili ve kültürüyle yoğun bir şekilde İranlılaşan Selçuklular,[13][14][15] Türk-İran geleneğinde büyük bir gelişme sağladı[16] ve İran kültürünü Anadolu'ya taşıdı.[17][18] Türk boylarının ele geçirilen yerlerde devlet otoritesini artırmak gibi siyasi amaçlar doğrultusunda devlet yöneticileri tarafından ülkenin kuzeybatısına yerleştirilmesi ile bu bölgelerde Türkleştirme süreci başladı.[19] Gittikleri bölgelere Türk kültürünü yayan[20][21][22][23][24][25] Selçuklular beraberinde İslam dinini de Anadoluya yaydı.[26]

    Kınık Boyu ve Selçuklular[değiştir | kaynağı değiştir]

    Kınık boyu, tarihsel olarak büyük bir öneme sahiptir, çünkü Selçuklu İmparatorluğu, Kınık boyu tarafından kurulmuştur.[27] 10. yüzyılda aşiret reisi Dukak'tır ("Demiryaylı" lakaplı, "demir yaylı"). Onu oğlu Selçuk ve ardından torunu Arslan Yabgu izledi. Selçuklu Devleti, Arslan'ın yeğenleri Tuğrul ve Çağrı tarafından kurulmuştur. Selçukluların bir kolu olan Anadolu Selçukluları, Arslan Yabgu'nun torunu Kutalmışoğlu Süleyman Şah tarafından kurulmuştur.

    Kuruluş[değiştir | kaynağı değiştir]

    Kınık boyu, Orta Asya'daki Oğuz boylarından biriydi. Bu boyun, Büyük Selçuklu İmparatorluğu'nun çekirdeğini oluşturan boy olduğu konusunda tarihçiler ittifak halindedir. Devlete ve hanedana adını veren Selçuk Bey'in bilinen en eski atası babası Dukak'dır. Dukak Yengikent Oğuz Yabguluğu'nda subaşı (ordu/birlik komutanı) olarak görev yapmış ve daha sonra adı kaynaklarda “Salcuk”, “Salçuk”, ”Selcük”, “Selçuk”, “Sarçuk” gibi farklı şekillerde yazılan oğlu Selçuk bu göreve gelmiştir. Selçuk Bey’in torunlarının kurduğu devlet devrin kaynakları tarafından, onun adına nisbetle Selçukiyyan, Selaçıka, Al-i Selçuk (Selçuklu ailesi) olarak verilir. Oğuz Yabgularının Hazar Kağanlığı veya Karahanlılar’a bağlı oldukları ileri sürülür. Oğuzların Karahanlılar ile bazen mücadele bazen de ittifak halinde bulundukları ve onlara paralı asker olarak hizmet ettikleri tespit edilmiştir. Selçuk Bey’in oğullarına Mikail, İsrail, Musa, Yusuf gibi isimler vermesi nedeniyle de Hazarlara bağlı olduğu ve Musevi olduğu ileri sürülmektedir.[28]

    10. yüzyılın ikinci yarısında, Kıtaylar Moğolistan’dan çıkartılınca Kıpçak boy birliği dağıldı ve Oğuzlar kuzey komşuları olan Türk boylarının birleşmesi ve göçleri sebebiyle ciddi baskıya maruz kaldılar. Bu da Yabguların otorite ve güçlerini etkilemeye başladı. Bu etki ve belki de bazı kaynaklarda belirtilen Selçuk Bey'in iktidar mücadelesine girdiği Yabgu karşısında başarılı olamaması sonucu (tahminen 960~985) Selçuk Bey boyu ile beraber Maveraünnehir yönüne göç ettiler ve yine bir Yabgu'ya bağlı Cend'e yerleştiler. Bu bölge o sıralarda özellikle Samaniler tarafından yoğun biçimde islam propogandası uygulanan bir bölgeydi ve Selçuk Bey de ailesi ile İslamiyeti seçti. İslamiyeti seçmesinden kısa süre sonra etrafındakiler ve özellikle silahlı Oğuzlar onun önderliğinde toplandılar. Bu göçebe topluluk Karahanlılara ve Samanîlere savaşlarda asker vererek karşılığında geniş otlaklar elde etti ve Samanîler Devleti'nin yönetiminde söz sahibi oldu. Samanîler Devleti yıkılınca Selçuk Bey, Müslüman halkıyla birlikte Horasan bölgesine yerleşti. Selçuk Bey'in 1009'da ölümünden sonra daha da güneye indiler.

    Selçuk Bey'in oğlu Arslan Bey'in yönetiminde, Karahanlıları ve Gaznelileri endişelendirecek kadar güçlendiler. Arslan Bey'in, Gazneli Mahmud tarafından tuzağa düşürülüp Kalincar kalesine hepsedilmesi ve 1032'de ölmesinden sonra, Selçuk Bey'in torunları Tuğrul Bey ve Çağrı Bey bağımsızlıklarını elde etmeye giriştiler. Selçukluların teşkilatlı devlet düzenine girmesi bu dönemde oldu. Devletin ilk yöneticisi Tuğrul Bey'di. Selçuklular 1035'te Nesa Savaşında büyük bir Gazneli ordusunu yenerek Horasan içlerine doğru ilerlediler. 1037'de de, bugünkü Türkmenistan’da yer alan Merv kentini ele geçirdiler. 1040'da Dandanakan Muharebesi'nde Gaznelileri ikinci kez yendiler ve Nişabur kentine girerek bağımsızlıklarını ilan ettiler. Tuğrul Bey sultan sanıyla hükümdar ilan edildi ve Büyük Selçuklu Devleti de böylece kurulmuş oldu.

    Ordu[değiştir | kaynağı değiştir]

    Devletin temeli olan ordu, hassa ordusu ve tımarlı sipahilerden meydana geliyordu. Sarayda özel olarak yetiştirilip doğrudan sultana bağlı olan Gulamân-ı Saray askerleri çeşitli milletlerden seçilirdi. Bunlar senede dört defa maaş alırlardı. Selçuklular, askerî iktalar sayesinde maaş ödemeden bir orduyu beslemiş, mühim bir Türkmen nüfusunu toprağa ve devlete bağlayarak iskân etmişti. Bu sayede üretimin artmasını, halk ile hükûmet arasında yeni askerî ve idari bir kadronun kurulmasını temin etmişti. Bin süvariden fazla asker besleyen ikta sahipleri vardı. Büyük Selçuklularda ordu mevcudu 400.000’e kadar çıktı. Bunun 46.000’i merkezde, geri kalanı devletin diğer bölgelerine dağılmış durumdaydı. İkta sistemiyle ülke menfaatlerini ahenkleştirip kudretli askerî ve idari teşkilata sahip oldular. Aynı sistem Osmanlıları da etkiledi. Halk arasından Haşer denilen ücretli askerler de alınırdı. Ayrıca gönüllü Gâziyân ve çeşitli askerî sınıflar da vardı.[29]

    Hassa ordusu melik, vali, vezir ve diğer yüksek rütbeli devlet memurlarının emri altında, her an harekete hazır askerler olup maaş alan ordu mensuplarıdır.

    Tımarlı Sipahiler, süvari kuvvetlerinden oluşan sipahi ordusu mensuplarından her biri, ülkenin çeşitli bölgelerinde kendilerine tahsis edilen toprakların (ikta=dirlik) gelirlerinden geçimlerini sağlıyordu.

    Tarihi[değiştir | kaynağı değiştir]

    Dandanakan’ın muzaffer başkumandanlarından Çağrı Bey, zafer sonrasında verilen toy yâni büyük ziyafette üstün idarecilik vasfı ve keskin siyâsî zekâsını takdir ettiği kardeşi Tuğrul Bey’i Büyük Selçuklu Devleti Sultânı îlân etti. Merv başşehir yapıldı. Toplanan kurultayda feth edilecek yerlerle idareciler tespit edildi. Ceyhun ile Gazne arasındaki bölge Çağrı Bey’e, Bust-Sistan havalisi Mûsâ Yabgu’ya, Nişâbur’dan îtibâren bütün batı bölgeleri Tuğrul Bey’e verildi. Çağrı Bey’in oğlu Yâkutî ile İbrahim Yınal, batı cephesinde vazife aldılar. Hanedandan Arslan Yabgu’nun oğlu Kutalmış, Gürcan ve Damgan’a, Çağrı Bey’in oğlu Kara Arslan Kavurd ise, Kirman havalisine tâyin olundular. Vazife taksiminin ardından kısa zamanda; kuzeyde Hârezm dâhil, Mâverâünnehr, Sistân, Mekrân bölgesi, Kirman ve civarı, Hürmüz Emirliği hattâ Arabistan Yarımadası’nda Umman ve dolayları ile Gürcan, Bâdgis, Huttalân tamamen zabt edildi. Tuğrul Bey, Taberistân, Kazvin, Dehistân, İsfehan, Nihâvend, Rey ve Şehrezur’u alarak devletin sınırlarını genişletti. 1046’da Gence, 1048’de Erzen, Karaz, Hasankale, Erzurum ve havalisindeki Gürcü, Ermeni ve Bizans orduları mağlûbiyete uğratıldı.

    Henüz yeni kurulan devlet kısa zamanda, Büveyhîlerin işgalindeki Bağdâd hâriç, bölgedeki bütün İslâm topraklarına hâkim oldu. Sultan Tuğrul, Büveyhîlerin işgalindeki halifelik merkezi olan Bağdâd’ı kurtarmak için Abbasî halîfesi el-Kâim bi-Emrillah’ın daveti ile 17 Ocak 1055’te Bağdat’a girdi. Halîfenin, âlimlerin ve sünnî müslümanların büyük hüsn-i kabulüyle karşılanan Tuğrul Bey, Büveyhî hükümdarlığını yıkarak Abbasî halifeliğini yeniden ihya etti. İslâm âleminin takdirini kazanıp, büyük iltifatlara kavuştu. Halîfeliğe karşı yapılan Fatımî saldırılarını bertaraf etti. Halîfelik makamına ve Bağdâd şehrine hizmetinden dolayı 25 Ocak 1058’de Tuğrul Bey’e iki altın kılıç kuşatan halîfe, onu; doğunun ve batının hükümdarı îlân etti. Selçuklu sultânının, halîfe tarafından “Dünyâ hakanı” îlân edilmesi, Türklere büyük itibâr kazandırdığı gibi, Alplik ruhunu okşayarak islam dîninin cihâd emrine daha fazla sarılmalarına yol açtı. Aynı sene Tuğrul Bey, tahrikler sebebiyle isyan eden üvey kardeşi İbrahim Yınal’ı cezalandırdı. Çağrı Bey, yetmiş yaşlarında 1060’ta, Tuğrul Bey ise, 1063’te yetmiş yaşında öldü. Tuğrul Bey, devletini sağlam temeller üzeri ne oturtarak, sınırlarını Ceyhun’dan Fırat’a kadar genişletti. Anadolu üzerine yaptırdığı akınlarla, Bizans idaresinde bulunan bölgenin Türk yurdu olması için ilk harcı koydu.

    Tuğrul Bey’in oğlu olmadığından, Çağrı Bey’in oğlu Alp Arslan Selçuklu Devleti sultânı oldu. Başa geçer geçmez amcasının veziri Amîd-ül-mülk’ü görevden alarak, yerine Nizâm-ül-mülk’ü tâyin etti. Sultan Alp Arslan, tahta geçmek iddiasında bulunan diğer rakiplerini bertaraf ettikten sonra, batıya yönelerek fetihlere başladı. Kafkaslardan dolaşıp mahallî küçük krallıkları itaati altına aldı. Doğu Anadolu’nun Kuzeydoğu ucundaki meşhûr Ani kalesini 1064'te feth ederek, 16 Ağustos 1064'te Kars’a girdi. Ani, Hristiyan âleminin kutsal yerlerinden biri idi. Bu fetihler İslâm âleminde büyük sevinç kaynağı oldu ve Halîfe Kâim bil-Emrillah, Sultan’a, fetihler babası yâni çok feth eden mânâsına gelen Ebü’l-Feth lakabını verdi. Sultan, 1065 senesi sonlarında doğuya yönelerek Üstyurd ve Mangışlak taraflarına yürüdü. Başarı ile biten seferin sonunda; ticâret yollarını vuran Kıpçak ve Türkmenler itaat altına alındı.

    Alp Arslan, 1067 senesinde Kirman melîki olan kardeşi Kavurd’un isyanı ile karşılaştı. Bu isyanı kısa sürede bastırdı (Bkz. Kirman Selçukluları). Öncelikle Müslümanlar arasında birliğin te’minini arzu eden Sultan Alp Arslan, Bahreyn taraflarındaki Karmatî sapıkları ve Önasya’daki Şiî-Fâtımî kalıntılarını temizlemek için harekete geçti. Şiî-Fâtımî sultanının İslâm ülkeleri üzerinden kalkmakta olduğunu gören Mekke şerîfi, Alp Arslan’a itaatini arz ederek, hutbeyi Abbasî halîfesi ve Sultan Alp Arslan adına okumaya başladı. Doğu ve Batıda sistemli bir şekilde yapılan fetih hareketleri; 1067 senesinde Anadolu’da başlatılan yıpratma ve yıldırma akınları, 26 Ağustos 1071’deki Malazgirt muharebesine kadar devam etti. Malazgirt zaferiyle Büyük Selçuklulara kapıları açılan Anadolu, Türkiye Türklerinin istikbâldeki yurdu durumuna girdi. Malazgirt Zaferi sonrasında, Bizans imparatoru Diogenes ile yapılan andlaşma, tahttan indirildiği için tatbik edilemedi. Sultan Alp Arslan, andlaşmanın silah zoruyla tatbikini kumandan ve beylerine emrederek, bütün Anadolu’nun fethini istedi. Selçuklu emrindeki Türkmen boyları, Orta Asya’dan batıya sevk edilerek, Doğu Anadolu’daki Bizans hududuna gönderildi. Selçukluların gaza akınlarına mukavemet edemeyen Bizans kale ve garnizonları Türklerin eline geçti. Türk akınları Marmara Denizi sahillerine kadar uzandı ve fethedilen Anadolu, iskân edildi. Anadolu’nun Türkleşip, İslâmlaşması için gerekli bütün tedbirler alındı. Sultan Alb Arslan, çıktığı Mâverâünnehr seferinde, esir alınan bir kale kumandanı tarafından şehîd edildi. Türk târihinin büyük sultanlarından olan Alp Arslan, enerjisi, disiplini, yiğitliği ve adaleti ile temayüz etmişti.

    Sultan Alp Arslan öldüğünde, devlet toprakları, doğuda Yaşgar’dan, batıda Ege kıyıları ve İstanbul boğazına, kuzeyde Hazar-Aral arasından, güneyde Yemen’e kadar olan bir bölgeye yayılmıştı.

    Alp Arslan’ın yerine oğlu ve veliahdı Melikşâh, Büyük Selçuklu Devleti sultânı oldu. Sultanlığını tanımayan amcası Kavurd ile Kerez’de yapılan savaşı kazanan Melikşâh birkaç gün sonra Kavurd’un ölümü ile devlet içinde asayişi kısa sürede sağladı. İçişlerini hâlleden Melikşâh, taht mücâdelesinden faydalanarak Selçuklu hududlarına hücûm eden Gazneliler ile Karahanlılara karşı sefere çıktı. Bu sırada Karahanlı Şemsülmülk Nâsır’ın mektubunu aldı ve elçisini kabul etti ise de, hareketinden vazgeçmedi. Tirmiz’i muhasaraya başladı. Emir Savtiğin’in ikmâl yollarını kesmesi, şehrin düşerek Sultan’ın başarıya ulaşmasına ve Şemsülmülk’ün sulhu kabul etmesine sebeb oldu. Gaznelilere karşı, Emîr Gümüştiğin ve Anuştiğin’i gönderdi. Gazneli hükümdarı İbrahim bin Mes’ûd, Melikşâh’ın başarılarının artması üzerine itaate mecbur oldu. Gönderdiği elçilik hey’eti ve hediyelerle iyi münâsebetler te’sis edildi. Sultan’ın kızı Gevher Hâtun’un, Gazneli veliahdı Mes’ûd bin İbrahim ile evlendirilmesi, iki devlet arasında çıkması muhtemel anlaşmazlığı önledi.

    Doğu sınırlarını garantiye alan Sultan Melikşâh, babasının vezîri ve kendisinin de hocası olan sapık ve bâtınî akımlara karşı Sünnîliğin müdâfaası için[kaynak belirtilmeli] Nizâmiyye medreselerini kuran Nizâm-ül-mülk’den vezîrliğe devam etmesini istedi. Bu sayede Selçuklu Devletine ve İslâm dînine çok hizmet etmesine sebep oldu. Sultan Melikşâh çok hâlim-selîm, affedici, fakat devlet ve millet işlerinde ciddî, müstesna bir şahsiyetti.{{ Devrinde bozkırlardaki Türk boylarını, bütün İran’ı, Arabistan’ı, Suriye ve Filistin’i, idaresi altına aldı. Anadolu’nun fethi üzerinde hassasiyetle durup, babasının vazifelendirdiği amcazadesi Kutalmışoğlu Süleyman Şah ve Türkmen beylerinden Alb İlig, Artuk Bey, Mansur, Dolat gibi komutanlarla fütuhatı sürdürdü. Selçuklu kumandanları, Bizans’ın Türklere karşı kurduğu ölmezler adlı askerî birlikleri mağlûb etti. Artuk Bey, Bizans kuvvetlerini 1074'te Sapanca çevresinde mağlûb ederek, yüz binden fazla Türk, İzmit’ten Üsküdar’a kadar olan sahaya yerleşti. Kutalmışoğlu Süleyman Şah, güneydoğu harekâtıyla, Adana dolaylarını feth etmekle meşguldü. Fırat’ı geçerek Çukurova, Maraş, Tarsus, Antep ve Urfa’ya dağılan Ermeni ve ücretli frank askerlerini Antakya’da, Gümüştiğin de Nizip, Âmid ve Urfa civarında Bizans kuvvetlerini mağlûb ettiler. Artuk Bey, Sultan Melikşâh’ın emriyle Doğu harekâtını idare etti. 1074-1077 seneleri arasında Sivas, Tokat, Çorum havalisini, Yeşilırmak ve Kelkit havzalarını ele geçirdi. Artuk Bey’den sonra yerine Danişmend Gazi geçerek, Amasya ve civarını Karadeniz’e kadar aldı. Mengücük Gazi, Şarkî Karahisar, Erzincan ve Divriği havalisini; Ebü’l-Kâsım da, Erzurum ve Çoruh bölgesini fethetti. Orta, Kuzeybatı ve Batı harekâtını Süleyman Şah idare edip, Bizanslılar ile mücâdele ve onların âsî kumandanları ile ittifak yaptı. Bizanslılar, Balkanlar’daki iktidar mücâdelesi ve iç hâdiseler üzerine Selçuklulardan yardım istediler. Yardım talebleri Selçukluların menfaatleri doğrultusunda karşılandı. Süleyman Şah, İznik’e yerleşerek, bu şehri Türkiye Selçukluları Devleti’nin merkezi yaptı. Selçuklular, Anadolu’da sahil şehirleri dışında Toroslar ve Çukurova’dan Üsküdar’a kadar bütün bölgeye yerleştiler. Bu durum karşısında Avrupalılar Çin’e elçilik hey’eti göndererek, Selçukluların doğudan tazyik edilmesini istediler. Ancak müracaatları netîcesiz kaldı. Süleyman Şah, 1082-1083 senelerinde Bizanslıların elinde olan Adana ile Tarsus, Misis, Anazarba ve bölgedeki diğer yerleri zabtetti. 1085'te Suriye’nin kilit şehri Antakya’yı bir baskınla fethetti. Antakya’nın en büyük kilisesini camiye çevirip, fetih şükrânesi olarak yüz yirmi müezzinin okuduğu ezandan sonra Cum’a namazını burada kıldı. Diyarbekir bölgesinin fethi için Selçuklu seferleri, Fahrüddevle Cüheyr’in İsfehân’a gelmesiyle başladı. Fahrüddevle, buradaki şiî îtikâdlı Karmatîlerin yola sokulması için hareket eden Artuk Bey ve bağlı kuvvetlerle beraber Diyarbekir’e doğru yola çıktı. Şehrin muhasarası sırasında Selçuklu ordusundaki Arab unsurların şehrin müdâfilerinin içindeki Arablarla savaşmaya yanaşmamaları, ordudaki Türkmen beylerini güç durumda bıraktı ise de, Arablardan müteşekkil kısım, bölgede bulunan diğer şehirlerin fethine me’mûr edildi. Fahrüddevle’nin kumandanlığındaki birlikler, çevredeki Mardin, Hasankeyf, Cizre ve daha otuz kadar kaleyi ele geçirdi. Diyarbekir, Fahrüddevle’nin oğlu Zaimüddevle ve emrindeki kuvvetlerin 4 Mayıs 1085'te şehre girmesiyle düştü ve Mervânîler Devleti ortadan kalktı.

    Musul’un fethine me’mûr edilen Aksungur ve diğer Türkmen emirleri şehre harpsiz girdiler. Fethi müteakip Musul'a gelen Melikşâh, büyük bir merasimle karşılandı. Musul emîrliğine Şerefüddevle’yi tâyin etti.

    Sultan Alp Arslan zamanından beri Suriye ve daha güneye yürüyen Selçuklu kumandanlarından Atsız, seferlerini Melikşâh zamanında da sürdürdü. Uzun süre muhasara ettiği Dımaşk’ı 1076 Mart’ında Selçuklu topraklarına kattı. Dımaşk’ın alınmasından sonra camilerde okunan Şiî-Fâtımî ezanını yasaklayarak Cum’a hutbesini Halîfe Muktedî ve Sultan Melikşâh adına okuttu. Daha sonra Selçuklu Devleti’nin “Fatımî Devleti’nin ortadan kaldırılması” politikasına uygun olarak, Mısır’a doğru sefere devam etti. Fakat muvaffak olamadı ve başarısızlığı Suriye emirlrğinden alınmasına sebeb oldu. Yerine Melikşâh’ın kardeşi Tâcüddevle Tutuş getirildi.

    Sultan Melikşâh, Kutalmışoğlu Süleyman Şah ile kardeşi Tutuş’un Suriye’deki mücâdelesi üzerine 1086’da İsfehan’dan bölgeye hareket ederek bölgede asayişi yeniden te’sis etti. Haleb valiliğini Aksungur’a, Urfa’yı Bozan’a, Antakya’yı da Yağısıyan’a verdi. 1087 senesinde Sultan Melikşâh, Süveydiye kıyılarından Akdeniz’e ulaştı. Böylece Uzakdoğudan Ortadoğuya kadar hâkimiyet kurdu. Dönüşte hilâfet merkezi olan Bağdâd’ı ziyaret etti. Halîfe Müktedî tarafından iki kılıç kuşatıldı ve 25 Nisan 1087’de “Dünyâ hükümdarı” îlân edildi.

    Selçukluların İslâm’a ve insanlığa hizmeti sayesinde kısa zamanda genişlemesi, düşmanlarını hızlı bir faaliyet içine soktu. Bizanslılar ve sapık fırkalara karşı mücâdele eden âlim ve kumandanlar suikastla öldürülüyordu. 1092 senesinde, önce Selçukluların meşhûr vezîri Nizâm-ül-mülk, Hasen Sabbah’ın fedailerinden bir bâtınî tarafından; arkasından Sultan Melikşâh Bağdâd’da zehirlenerek şehîd edildiler.

    Melikşâh’ın ölümü ile başlayan saltanat mücâdelesinde Şam Meliki Tutuş, derhal sultanlığını îlân etti. Bu arada Melikşâh’ın hanımı Terken Hâtûnda küçük oğlu Mahmûd’u sultan ve torunu Ca’fer’i halîfenin veliahdı yapmak için bütün kuvvetiyle uğraştı ve 1092’de Mahmûd’un saltanatını îlân ederek, nâmına hutbe okutmaya muvaffak oldu. Yine bu arada tarafdârlarıyla Rey’e çekilen Berkyaruk da sultanlığını îlân etti ve Terken Hâtun’un üzerine gönderdiği orduyu Burucerd’de bozguna uğrattı. Terken Hâtun’un Gence meliki İsmail’i tarafına çekmesi de bir fayda sağlamadı.

    Terken Hâtun’un bir suikast neticesinde öldürülmesiyle saltanat mücâdelesi Tutuş’la Berkyaruk arasında kaldı. Tutuş, Rey üzerine yürüdü ise de 1093 yılında vuku bulan uzun mücâdeleler esnasında birçok emir Berkyaruk tarafına geçti. Bu sayede Berkyaruk karşısındaki orduyu bozguna uğrattı. Ayrıca Tutuş’un ölümü ile bütün rakiplerini bertaraf ederek adına Bağdâd’da hutbe okundu.

    Sultan Berkyaruk zamanında Selçuklu Devleti; a-Irak ve Horasan, b-Sûriye, c-Kirman, d-Türkiye Selçukluları olmak üzere dörde bölündü. Ayrıca Doğu Anadolu’nun çeşitli yerlerinde Türkmen beylikleri ve Atabeglikler ortaya çıktı. Berkyaruk, parçalanan Selçuklu İmparatorluğu’nu toplamaya başladığı bir sırada haçlı orduları da Suriye’ye geldiler. Berkyaruk, haçlılara ve onların Antakya muhasarasına karşı Kürboğa’yı ve Artuklu beylerini sefere me’mûr etti. Anadolu’dan geçen haçlılar, Suriye’ye vardıkları zaman sayıları oldukça azalmıştı. Ancak İslâm dâvasına ihanet eden Şiî-Fâtımîlerin, sünnî müslümanlara karşı haçlılarla ittifak etmeleri, ayrıca Suriye emirleri arasındaki emniyetsizlik ve rekabetler, Tutuş’un oğlu Dukak ile birlikte Suriye kuvvetlerinin haber vermeden çekilmesi, Frenklerin taarruza geçerek, Türkleri bozguna uğratmalarına sebeb oldu. Netîcede ilerlemeye devam eden haçlılar, Antakya’dan bir sene sonra da Kudüs’ü işgal edip şehirde meskun olan yetmiş bin müslüman ve yahûdiyi hunharca katlettiler.

    Bu arada Gence meliki ve kardeşi Muhammed Tapar, Berkyaruk’a saltanat iddiasıyla isyan etti. Berkyaruk, 1100 senesinde Sefîdrûd’da mağlûb olmasına rağmen, Muhammed Tapar’ı arka arkaya dört defa bozguna uğrattı. Ahlat’a sığınan Muhammed Tapar, buranın hükümdarı Sülemen’i ve Ani emîri Menuçehr’i hizmetine alarak yeniden savaşa hazırlandı ise de, Sultan Berkyaruk çok kan aktığını, memleketin harap, emir ve askerlerin yorgun olduğunu, hazînenin boş kaldığını, vergilerin tahsil edilemez bir hâle geldiğini ve nihayet İslâm düşmanlarına fırsat verildiğini beyân ederek, gönderdiği bir elçi ile, kardeşini barışa ikna etti. Böylece 1104'te Azerbaycan’da Sefîdrûd hudud olmak üzere Kafkasya’dan Suriye’ye kadar bütün vilâyetlerde Muhammed Tapar sultan tanındı. Bağdâd, Rey, Cibâl, Taberistan, Fars, Huzistan, Azerbaycan, Mekke ve Medîne’nin idaresi de Berkyaruk’da kaldı.

    Selçuklu İmparatorluğu iki devlete ayrılmak suretiyle Türkiye ile birlikte üç Selçuklu sultânı ortaya çıktı. Lâkin bu durum çok sürmedi. Çünkü, Berkyaruk hastalıklı olduğu için 1104 senesinde yirmi altı yaşında iken öldüi. Sultan Berkyaruk, ülkesini düşünen ve milletinin refahı için çalışan bir kimse idi. Ancak kardeş kavgalarının, memleketin birlik ve beraberliğe en muhtaç olduğu bir döneme rastlaması Berkyaruk’u çok üzdü. Buna rağmen fırsat buldukça haçlı kuvvetleri üzerine asker sevk etmekten ve darbeler vurmaktan geri kalmadı.

    Berkyaruk’un vefatıyla oğlu Melikşâh ile Muhammed Tapar saltanat mücâdelesine başladılar. Muhammed Tapar, Bağdâd üzerine yürüyerek fazla zorluk çekmeden 1105'te tek başına sultan oldu. Önce kendisine karşı isyan eden amcasının oğlu Mengübars hâdisesini bastırdı. Daha sonra ülkede uzun zamandır karışıklık çıkaran, anarşiyi tahrik eden bâtınîlere karşı mücâdele etti. 1107’de bâtınîlerin merkezi olan Alamut kalesi kuşatıldı ve çok sayıda bâtınî öldürüldü. Selçuklular arasındaki karışıklıklardan istifâde eden haçlılar, Birinci Haçlı Seferi sonunda Suriye’de haçlı devletleri kurmaya başladılar. Sultan Muhammed Tapar, bunların üzerine ordular gönderdi ise de, kumandanlar arasında tam anlaşma sağlanamadığından kesin sonuca gidilemedi. Sefer kumandanı Emir Mevdud, Şam Emevî Camii'nde bir bâtınî tarafından öldürüldü. Sultan, haçlılara karşı Aksungur'u kumandanlığa getirdi. Bu arada kardeşi Sencer’i Suriye ve Horasan’daki bâtınîlere karşı mücâdele etmekle vazifelendirdi. Alamut üzerine de bir ordu gönderdi. Sultan Muhammed Tapar’ın 1118’de vefatı sebebiyle bu fesad ocağı ortadan kaldırılamadı. Sultan Muhammed Tapar, ilim ve imar işleri ile de uğraşma fırsatı buldu. İsfehan’da yaptırdığı medresenin bahçesine defnedildi. İleri gelen devlet adamları, Muhammed Tapar’ın henüz küçük yaştaki oğlu Mahmud’u tahta geçirdilerse de, Melikşah’ın oğlu ve Horasan meliki olan Sencer, yeğeni Mahmûd’un sultanlığını kabul etmeyerek, saltanat iddiasında bulundu. 14 Ağustos 1119 tarihinde yapılan Save savaşını kazanarak sultanlığını ilan eden Sencer, yeğenine evlat muamelesi yaptı ve kendi hâkimiyetini tanımak şartı ile Rey hâriç, batı ülkelerinin hâkimiyetini ona bıraktı (Bkz. Irak Selçukluları). Sultan Sencer, batı işlerinden çok doğu ile uğraştı. Gaznelilerle savaştı. Karahanlıları kendisine bağladı. Zamanı, Selçukluların son parlak devri idi. Bu arada Selçuklu Devleti’ni iki büyük tehlike tehdid ediyordu. Bunlardan birisi batıdan Anadolu ve Suriye’ye saldırmakta olan haçlılar, diğeri doğudan gelen ve devletin doğu sınırlarını zorlayan Karahitaylar idi. Sultan yalnız bu ikinci tehlike ile uğraştı. Doğu Karahanlılar Devleti’ni yıkarak Seyhun boylarını zorlayan Karahitaylarla çarpışan Sencer, onlarla 10 Eylül 1141 senesinde yaptığı Katvan meydan muharebesini kaybetti. Bu muharebeden sonra Seyhun nehrine kadar olan topraklar Karahitayların eline geçti. Katvan meydan muhârebesiyle Büyük Selçuklu Devleti târihinde yeni bir devir başladı ve Selçuklu ülkesi müslüman olmayan Türk ve Moğol birliklerinin istilâsına uğradı.

    Sultan Sencer’in bu mağlûbiyetinden istifâde etmek istiyen Gûr hükümdarı Alâeddîn Hüseyn, yıllık vergiyi vermemek, sultanlık peşinde koşmak gibi davranışlarla Sencer’e olan tâbiliğinden kurtulmaya çalışıyordu. Zâten sınırlarını fazla genişletmesi, bölgenin kuvvet dengesini bozmakta ve bu durum Sultan Sencer’i endişeye düşürmekte idi. Büyük kuvvetlere sâhib olan Gûrlular üzerine yürüyen Sultan Sencer, Haziran 1152’de yaptığı muharebede Gûr ordusunu mağlûb ederek Katvan’da kaybedilen itibârı yeniden sağladı.

    Gerileme ve Dağılma Dönemi[değiştir | kaynağı değiştir]

    Melikşah'tan sonra sırasıyla başa geçen I. Mahmud (1092-1094), Berkyaruk (1094-1105), Müizzeddin Melikşah (1105-1105) ve Mehmed Tapar (1105-1118) dönemlerinde Büyük Selçuklu Devleti gücünü ve eyaletlerdeki merkezi denetimini giderek yitirdi. 1118'de tahta çıkan Ahmed Sencer’in ülke topraklarını yeniden birleştirme çabası da başarılı olduysa da devlet hiçbir zaman Melikşah dönemindeki sınırlarına ve otoritesine kavuşamadı. 1128 yılında Doğudaki Doğu ve Batı Karahanlı Devletine boyun eğdiren Karahitaylar Büyük Selçuklu Devleti ile komşu oldular ve Selçuklulara baskı yaratmaya başladılar. 1141 yılında Karahitay ve Selçuklu orduları arasındaki Katvan Savaşı'nda yenilgiye uğrayan Büyük Selçuklu Devleti hızlı bir dağılma sürecine girdi. Karahitayların devletin en verimli toprakları olan Maveraünnehir'i işgal etmeleri Büyük Selçuklu Devleti'nin ekonomisini ve ordusunu iyice sıkıntıya soktu. Sultan Sencer, giderek artan ekonomik buhran nedeniyle ayaklanan göçebe Oğuzlara 1153'te tutsak düştü. İki yıl sonra kaçarak kurtulduysa da ülkede iktidarını yeniden sağlayamadan 1157’de öldü. Büyük Selçuklu Devleti böylece sona erdi. Bu tarihten sonra Büyük Selçukluların toprakları büyük ölçüde Harzemşahların denetimi altına girdi.

    Hanedan üyeleri yönettikleri bölgelerde bağımsız davranmaya başladılar. Daha önce bağımsızlıklarını ilan etmiş olan Selçuklu hanedanın kurduğu devletlerden yalnızca Anadolu Selçuklu Devleti, yüz yılı aşkın bir süre daha ayakta kalabildi. Ayrıca devletin gerilemesinin sebepleri arasında Haçlı Seferleri, Fâtımîler ile olan çatışmalar, Hasan Sabbah'ın Bâtınîlik propogandaları ve Oğuz boylarının ayaklanmaları sayılabilir. Bunun sonucunda ise Abbâsî halifeleri Selçuklu egemenliğinden kurtulmak için bir takım çalışmalar yürütmüştür. Bunlar Selçuklu Devleti'nin yıkılmasına neden olan etkenler ve nedenlerdir. Özet olarak Büyük Selçuklu Devleti'nin yıkılma nedenleri olarak aşağıdaki nedenler sayılabilir:

    Devlet Yapısı ve Yönetimi[değiştir | kaynağı değiştir]

    Büyük Selçuklu Devleti’nin örgütlenme biçimi, kendisinden önceki İslam devletlerine benziyordu. Hint-İran devlet anlayışını yansıtan bu örgütlenmede, eski Türk devlet geleneğinin de belirgin etkisi vardı. Eski Türk devlet geleneğinde olduğu gibi, Büyük Selçuklu Devleti’nde de ülke toprakları hanedanın ortak malı sayılıyordu. Bundan dolayı Büyük Selçuklu toprakları eyaletlere bölünmüştü. Eyaletlerin yönetimi de Melik olarak adlandırılan hanedanın erkek üyelerine bırakılmıştı. Tuğrul Bey'den önce boy başkanına Oğuz geleneğine göre Yabgu deniyordu. İslam dininin benimsenmesinden sonra, hükümdarlar İslam devletlerindeki geleneğe uyarak "sultan" unvanı ile anıldılar. Suriye Selçukluları ile Kirman Selçukluları’na Irak Selçukluları da katıldı. Büyük Selçuklu topraklarına göçen yeni Oğuz boyları da iç düzeni büyük ölçüde sarstılar. Bu karışıklık döneminde Harzemşahlar, Büyük Selçuklu toprakların büyük bölümünü ele geçirdiler. Bir süre daha direnen Kirman Selçukluları 1175’te, Irak Selçukluları da 1194’te Oğuzlar ve Harzemşahlar tarafından yıkıldı.

    Başkentte oturan sultan, devletin mutlak egemeniydi. Bütün atamalar ve toprak dağıtımı sultanın buyruğuyla yapılıyordu. Ayrıca sultan yüksek yargı kurullarına da başkanlık ediyordu. Hükümdarların "danışman"ı konumundaki kişiler yönetimde önemli rol oynuyorlardı. Alp Arslan döneminde bu göreve getirilen Nizamülmülk, İslam geleneği uyarınca vezir unvanı aldı ve devlet yönetiminde köklü değişiklikler yaptı. Nizamülmülk, devlet yönetimine ilişkin anlayışını Siyasetname adlı kitabında da anlatmıştır. Büyük Selçuklu Devleti’nde devlet işleri "Divan-ı Âlâ" adı verilen bir kurulda görüşülür ve karara bağlanırdı. Ayrıca maliye, askerlik ve adalet işleriyle uğraşan başka divanlar da vardı. Meliklerin yönetimindeki eyaletlerde de büyük ölçüde merkezdeki örgütlenme örnek alınmıştı.

    Selçuklularda Önemli Divan Teşkilatları[değiştir | kaynağı değiştir]

    [30]

    1. Divan-ı Âli/ Divan-ı Saltanat: Devlet işlerinin görüşüldüğü divandır. Sultandan sonra en yetkili kişi olan 'Vezir' tarafından yönetilir.

    2. Divan-ı İstifa: Maliye işlerinden sorumludur. Yöneticisi 'Müstevfi'dir.

    3. Divan-ı Arz: Ordunun ikmal ve lojistik desteğini veren divandır. Ayrıca hassa askerlerinin maaşlarını da bu divan öder. Yöneticisi 'Arız'dır.

    4. Divan-ı İnşa: İç ve dış yazışmalardan sorumludur. Yöneticisi Tuğrai'dir.

    5. Divan-ı İşraf: Devletin idari ve mali işlerini denetlerdi. Yöneticisi 'Müşrif'tir.

    6. Niyabet-i Saltanat: Hükümdar başkentte yokken devleti idare eden divandır. Başında 'Naib' bulunur.

    Toprak Yönetimi ve Ordu[değiştir | kaynağı değiştir]

    Büyük Selçuklu ülkesinde tarım yapılan topraklar ikta denen bölümlere ayrılmıştı ve iktalar hizmet karşılığında belirli süre için ileri gelenlere veriliyordu. Bu usulle verilen topraklar has, ikta ve haraci olarak üçe ayrılıyordu. Has toprakların geliri doğrudan sultan ailesine veriliyordu. İkta sahipleri ise, toprakları işleme karşılığında belli sayıda asker besliyor ve savaş zamanlarında orduya katılıyorlardı. Haraci olarak adlandırılan toprakların geliri de doğrudan devlet hazinesine aktarılıyordu.

    Alp Arslan dönemine kadar beylere bağlı göçebe Türkmenlerden oluşan ordu Nizamülmülk tarafından yeniden yapılandırıldı. Nizamülmülk, aylıklı askerlerden oluşan sürekli bir ordu kurdu. Bu aylıklı askerlere "gulam" deniyordu ve bunlar temel olarak başkentte iktidarı korumakla görevliydi. Savaş sırasında asıl ordu ise ikta sahiplerinin yönetimindeki atlı askerlerden oluşurdu. Ayrıca bağlı devletler de savaş zamanlarında sultanın ordusuna asker gönderiyorlardı. Melikşah döneminde orduda 50 bin kadar atlı asker olduğu bilinmektedir.

    Toplumsal ve Ekonomik Yaşam[değiştir | kaynağı değiştir]

    Büyük Selçuklu Devleti'ndeki Oğuz boyları ve başka bazı topluluklar göçebeydiler. Oğuz boylarının başında bir bey bulunuyordu. Bu göçebe topluluklar geçimlerini hayvancılıkla sağlıyorlardı ve otlak bulmak için de mevsimlere göre yer değiştiriyorlardı. Devlet göçebe topluluklardan otlak vergisi alıyordu. Yerleşik nüfus ise çiftçilik, zanaatçılık ve ticaretle uğraşıyordu. Kentlerdeki tüccar ve esnaf, işkollarına göre loncalar biçiminde örgütlenmişti. Merkezi devlette görevli memurlar ile sürekli ordudaki askerler maaş alıyorlardı.

    Eğitim, Bilim ve Sanat[değiştir | kaynağı değiştir]

    Büyük Selçuklular, kendilerinden önce var olan medreselerde öğretimi sürdürdüler, ama bununla yetinmediler. Vezir Nizamülmülk’ün öncülüğünde ve onun adını taşıyan yeni medreseler kurdular. Nizamiye medreselerinin ilki 1067’de Bağdat'ta açıldı. Daha sonra İsfahan, Rey, Merv (selçukluların başkenti), Belh, Herat, Basra, Musul gibi kentlerde yeni Nizamiye medreseleri kuruldu. Medrese sisteminde programlı ve belli bir yönteme dayanan eğitim ilk kez bu medreselerde verildi. Medreselerde din konularının yanı sıra matematik, felsefe, dil ve edebiyat gibi dersler de okutuluyordu ve medreselerde zengin kitaplıklar vardı. Medreselerin dışında da ülkenin çeşitli yerlerinde kurulmuş kitaplıklar bulunuyordu. Melikşah döneminde önce İsfahan'da, sonra Bağdat'ta birer gözlemevi kuruldu. Büyük Selçuklular Arapçayı din ve bilim dili, Farsça'yı edebiyat ve devlet dili, Türkçeyi ise saray ve orduda günlük konuşma dili olarak kullanıyorlardı.

    Büyük Selçuklular, var olan kentleri bayındır hale getirirken yeni kentler de kurdular. Ülkenin pek çok yerinde yeni kurumlar ve yapılar inşa ettiler. Bunlar cami, medrese, kervansaray, hastane, köprü, çeşme, imaret, han, hamam, türbe ve kümbet gibi yapılardı.

    Büyük Selçuklular, ince ve uzun minarelerle cami mimarisine yeni bir anlayış getirdiler. İsfahan'daki Mescid-i Cuma bu anlayışla yapılmış en eski örnektir. Büyük Selçuklu anıtmezarları olan kümbetler de yaygın mimari yapılardır. Kümbetler içten kubbe, dıştan ise piramit ya da konik bir çatıyla örtülüyordu. Dört köşeli, çok köşeli ya da yuvarlak formdaki Büyük Selçuklu kümbetleri genellikle iki katlı olarak yapılıyordu. Bu kümbetlerin alt kat mezar, üst kat ise mescit olarak kullanılıyordu.

    Büyük Selçuklu sanatında hat (yazı), minyatür, ahşap ve taş oymacılığı, çinicilik, maden işleme, cilt ve çeşitli süsleme sanatları da gelişmişti. Zamanla yayıldığı bölgelerdeki Farsi kültürü benimsediği yönünde görüşler de vardır.[31][32]

    Ayrıca bakınız[değiştir | kaynağı değiştir]

    Kaynakça[değiştir | kaynağı değiştir]

    Dış bağlantılar[değiştir | kaynağı değiştir]

    Yazı kaynağı : tr.wikipedia.org

    B�y�k Sel�uklu ne zaman kuruldu, ne zaman y�k�ld�

    Büyük Selçuklu nasıl yıkıldı?

    Büyük Selçuklu nasıl yıkıldı?

    Tarihin g�rd��� en geni� s�n�rlara sahip imparatorluklar�n ba��nda gelen B�y�k Sel�uklu Devletinin y�k�l��� asl�nda bir adam�n, onun karizmatik ve kudretli h�k�mdar� Sultan Sencer’in de y�k�l���n�n hik�yesidir. �yle ki, Sencer devletin ba��na ge�ti�i zaman bir kriz ya�amakta olan B�y�k Sel�uklu aya�a kalkm��, o yorulup pes edince de hen�z bir devlet i�in �ocukluk d�nemi say�labilecek olan bir asr� ancak a�m�� olan B�y�k Sel�uklu kendili�inden da��lm��t�r. 1040’da Tu�rul ve �a�r� Beyler taraf�ndan kurulan ve 1157’de Sencer yaln�zl�k ve keder i�inde �ld��� zaman kendili�inden ��z�len bu dev imparatorlu�un s�n�rlar�, y�k�l�rken bile 10 milyon kilometrekareyi buluyordu. do�uda �in s�n�r�ndaki Iss�k ve Balka� g�llerine, bat�da Marmara denizindeki �znik ile Ege ve Akdeniz sahillerine, Kuzeyde Aral g�l�n�n yukar� k�s�mlar�na, g�neyde Arabistan yar�madas� d�hil Umman denizi ve Hint okyanusuna uzanan devasa topraklar, deyim yerindeyse, Sencer’in topra�a g�m�lmesiyle birlikte tarihe kar���p gitmi�tir.

    Kanl� oyuncak

    Sel�uk Bey’in K�n�k obas�yla birlikte M�sl�manl��a ge�mesi ve �amanist O�uz Yabgu devletine Cend �ehrinde isyan etmesiyle temelleri at�lan B�y�k Sel�uklu, onun torunlar� Tu�rul ve �a�r� bey karde�lerin ahenkli y�netiminde ger�ek anlamda bir devlet olmu�tu. Abbasi Halifesi K�im’in �nl� �lim M�verdi’yi el�i olarak g�nderip �ii B�veyho�ullar�ndan kurtulmak i�in yard�m istemesi ve Tu�rul Bey’in 1055 y�l�nda ordusuyla Ba�dat’a girmesi ayn� zamanda T�rklerin �slam’�n k�l�c� ve koruyucusu olmas�n�n da ba�lang�c� say�l�r. Ba�dat’� ve halifeli�i kurtar�p Halifenin k�z� ile evlenen Tu�rul Bey 1063’te vefat ederken, ard�nda evlat b�rakmad��� i�in karde�i �a�r� Bey’in o�lu Alp Arslan h�k�mdar oldu. 1071’de Do�u Roma ordusunu Malazgirt’te b�y�k bir hezimete u�ratan Alp Arslan, 1072’de, hen�z 43 ya��ndayken Karahanl� bir kale komutan�n�n suikast�yla �ld���nde B�y�k Sel�uklu Devleti, doludizgin ko�maya haz�r, �evk ve heyecan dolu bir k�srak gibiydi. Onu Alp Arslan’�n adil ve kudretli o�lu Melik�ah ile �kil ve dirayetli veziri Nizam�lm�lk, 20 y�l boyunca hem s�n�rlar� geni�leterek, hem de devlet sistemi ve b�rokrasisini sa�lamla�t�rarak m�kemmel bir �ekilde idare ettiler. Ne var ki, 1092’de �nce 14 Ekim g�n� Nizam�lm�lk’�n bir Ha�ha�i suikast�i taraf�ndan katledilmesi, ard�ndan 19 Kas�m’da da Melik�ah’�n bir av sonras� zehirlenerek �aibeli bir bi�imde �lmeleri �zerine devlet b�y�k bir krize girdi. O s�rada Melik�ah’�n b�y�k o�lu Berkyaruk 12, Muhammed Tapar 10, Ahmed Sencer 6, Mahmud ise 5 ya��ndayd�. Hen�z 37 ya��ndaki Melik�ah’�n �l�m� �zerine B�y�k Sel�uklu taht� tabiri caizse, bir anda k���k �ocuklar�n elinde kanl� bir oyunca�a d�n��t�.

    Terken Hatun’un h�rs�

    Melik�ah Ba�dat’ta �ld���nde yan�nda bulunan ve Karahanl� prensesi olan e�i Terken Hatun, 5 ya��ndaki o�lu Mahmud’u tahta ge�irmek amac�yla Sultan’�n �ld���n� gizlemi� ve cenazeyi de saklam��t�. Terken Hatun’un devlet y�netimini ele ge�irebilmek i�in yapt��� entrikalar neticesinde taziye �deti ger�ekle�tirilemedi, hatta �yle ki Melik�ah’�n cenaze namaz� bile k�l�namad�. Bu s�rada b�y�k �lim ve Ba�dat Nizamiye Medresesi Ba�m�derrisi �mam Gazali, re�it olmayan �ocuktan sultan olamayaca�� fetvas�n� vermi�ti. Ancak Terken Hatun burada durmad�; ayn� zamanda k�z�n�n kocas� olan Halife Muktadi’den, yerine ba�ka birini halife ilan etmekle tehdit ederek, o�lunun sultanl��� i�in fetva almay� ba�ard�. Ayn� zamanda, Musul emiri G�rbo�a’y� da �sfahan’da bulunan Berkyaruk’u tutuklamakla g�revlendirdi. G�rbo�a, �sfahan’a var�p rahat�a saraya girdi�inde babas�n�n �l�m�nden haberi olmayan Berkyaruk’u gafil avlay�p hapse att�rd�. Fakat Melik�ah’�n �ld���n� ��renen Nizam�lm�lk’�n adamlar� Berkyaruk’u hapisten ka��r�p Rey �ehrinde sultan ilan ettiler. Terken Hatun ve k���k o�lu Mahmud �sfahan’a gelip idareyi ele ald�klar�nda, Berkyaruk, 17 Ocak 1093’te b�y�k bir orduyla Isfahan �zerine y�r�yerek �ehri ku�att�. �aresiz kalan Terken H�tun, 500 bin dinarl�k y�kl� bir para �deyerek Berkyaruk’un h�kimiyetini kabul etmek zorunda kald�. Anla�maya g�re, Berkyaruk B�y�k Sel�uklu Sultan� olacak; �sfahan ve Fars eyaletleri de Terken H�tun ile o�lu Mahmud’a b�rak�lacakt�. Ancak Terken H�tun bununla da yetinmedi; o�lunu tekrar iktidara ge�irebilmek amac�yla bu sefer Berkyaruk’un day�s� Azerbaycan Emiri �smail bin Yakut�’ye haber g�nderip, Berkyaruk’a kar�� beraber sava�mas� �art�yla kendisiyle evlenece�ini bildirdi. B�ylece, g�nl�ne B�y�k Sel�uklu taht� d��en Emir �smail bin Yakut�, ye�eni Berkyaruk ile �ubat 1093’te Kerec’te amans�z bir sava�a tutu�tu ve yenildi.

    Tabii Terken Hatun yine pes etmedi; bu kez Berkyaruk’un amcas�, Suriye Sel�uklu Sultan� Tutu�’a evlenme vaadiyle i�birli�i teklifinde bulunarak onu Berkyaruk ile kar�� kar��ya getirdi. 26 �ubat 1095’te Rey yak�nlar�nda yap�lan muharebe sonunda Tutu� sava� meydan�nda �l�rken, Terken Hatun da �ncesinde hastalanarak b�y�k bir h�rsla ba�land��� d�nyadan g���p gitmi�ti. B�t�n bu taht kavgalar�na pek kar��mayan Melik�ah’�n ���nc� o�lu Sencer, Horasan Meliki olarak b�y�k bir g�ce eri�mi�ti ve a�abeyi Berkyaruk’a destek vermekteydi. Mesela Berkyaruk, isyan eden amcas� Arslan Argun ile �a�r� Bey’in torunlar�ndan Muhammed b. S�leyman’dan Sencer’in yard�m�yla kurtulmu�tu. Di�er isyank�r amcas� �ih�b�ddevle Teki�’i de 1097 y�l�nda ortadan kald�rarak �lkenin her taraf�nda h�kimiyet kurdu.

    Tapar isyan�

    Tam ortal�k duruldu derken, bu kez Berkyaruk’un kenarda bekleyen ikinci karde�i Gence Meliki Muhammed Tapar isyan etti ve B�y�k Sel�uklu 1104 y�l� ba��na kadar devam eden kanl� bir i� sava� s�recine girdi. Onlarca sava�, on binlerce can kayb�, ��ken devlet d�zeni ve iktisadi sistemden sonra iki karde�, Berkyaruk’un ard�ndan Muhammed Tapar’�n h�k�mdar olmas� �art�yla anla�t�lar. Ancak b�t�n Sel�uklu topraklar�nda devlet otoritesini yerle�tirip huzur ve s�k�nu sa�lamaya ba�lad��� s�rada vereme yakalanan Berkyaruk, bir sedyede �sfahan’dan Ba�dat’a g�t�r�l�rken yolda a��rla�t�. Hayat�ndan umut kesince de emirlerini yan�na �a��r�p be� ya��ndaki o�lu Melik�ah’� 22 Aral�k 1104’te veliaht ilan etti. B�ylece, vaktiyle can d��man� olan Terken Hatun’un 12 y�l �nceki hatas�n� kendisi de tekrarlam�� oluyordu!

    Zaten Berkyaruk �ld���nde Muhammed Tapar, ye�eninin taht i�in ya��n�n k���k oldu�unu s�yleyerek kendisini sultan ilan etti. Tapar, 1118 y�l�ndaki �l�m�ne kadar isyanc� emirler, hanedan mensuplar�, atabegler, Anadolu Sel�uklu Sultan� I. K�l�� Arslan ve B�t�niler ile �arp��maya devam etti.

    Sel�uklu birbirini yerken…

    �imdi b�kt�r�c� ve kanl� taht kavgalar�na k�sa bir ara verip bu esnada ya�anan daha �nemli olaylara g�z atal�m.

    1096’da I. Ha�l� Seferi ba�lad�. 17 Haziran 1097’de �znik Ha�l�lar�n eline ge�ti ki, �znik’in T�rkler taraf�ndan tekrar fethi tam 234 y�l sonra 1330’da, ancak Osmano�lu Orhan Gazi eliyle m�mk�n olacakt�. 10 Mart 1098’de Urfa’y� ele ge�iren Ha�l�lar burada bir kontluk kurdular.

    Yine Ha�l�lar 3 Haziran 1098’de Antakya’y� ele ge�irerek bir �sse �evirdi ve buradan Kud�s’e y�r�me imk�n� buldular. Aral�k 1099’da insanl�k tarihine kara leke olarak ge�en bir yamyaml�k hadisesi ya�and�; Ha�l�lar�n kendi kroniklerindeki kay�tlara g�re, �dlib’in Maarrat�nnuman beldesinde 20 bin masum M�sl�man ahaliyi �ld�ren a� Ha�l� askerleri, bu ki�ilerden baz�lar�n� kazanlarda kaynat�p yediler. Ne yaz�k ki, bu s�rada B�y�k Sel�uklunun “k���k” sultanlar� Berkyaruk ile Tapar da birbirini yemekle me�guld�! Ve nihayet 15 Temmuz 1099’da Ha�l�lar Kud�s’� i�gal ederek g�nlerce s�ren bir M�sl�man ve Yahudi katliam� ger�ekle�tirdiler.

    Sencer ile uyan��

    Sultan Sencer 11 ya��nda ba�lad��� ve 1097-1118 tarihleri aras�nda 21 y�l s�ren Horasan melikli�i d�neminde iyi bir e�itim almaya f�rsat bulamam��, ama devlet idaresinde b�y�k bir tecr�be edinmi�ti. 1118 y�l�nda 32 ya��ndayken B�y�k Sel�uklu Sultan� oldu�unda, Irak, Suriye, Anadolu b�lgelerinde bulunan melikleri itaat alt�na ald�ktan sonra Karahanl�lar, Gurlular, Harezm�ahlar gibi b�y�k topluluklar� kendine ba�lad�. 1113’te Semerkant’a, 1114’te Gazne’ye seferler d�zenledi. B�ylece, Irak, Azerbaycan, Taberistan, �ran, Sistan, Kirman, Harezm, Afganistan, Ka�gar ve M�ver��nnehir topraklar�nda birli�i kurarak devletin i� d�zenini sa�lad�. Melik�ah’tan sonra ikinci imparatorluk devri say�lan sultanl���n�n 23 y�ll�k ilk d�neminde imar ve in�a faaliyetlerine giri�erek �lkeyi kalk�nd�rd�, devlet te�kilat�n� B�y�k Sel�uklu tarihindeki en ileri seviyesine getirdi. Sultan Sencer, ba�ta �mam Gazali olmak �zere, �limler ile sanat��lar, �airler ve t�ccarlara itibar g�sterip onlar� himaye ederdi. Hatta Sel�uklu ahalisi ve kalem erbab� onu Sultan Alp Arslan ve Melik�ah ile k�yasl�yor, devleti aya�a kald�rd��� i�in minnetle an�yordu.

    Katvan’da kapanan baht

    1141 y�l�na gelindi�inde Sel�uklulara ba�l� Bat� Karahanl�lar ile onlar�n topraklar�nda ya�ayan Karluklar aras�nda ba� g�steren anla�mazl�klara, Karahanl�lar�n �a�r�s� �zerine Sultan Sencer de d�hil oldu. Karluklar da Mo�ol as�ll� Karah�tayl�lardan yard�m alarak Karahanl�lara sald�rm��t�. Karah�tay H�k�mdar� Yehl� Ta�i, Karluklar�n affedilmesi amac�yla Sultan Sencer’e ba�vurduysa da, himayesindeki bir devlete sald�r�lmas�na �ok k�zan Sencer, bu talebi olumsuz kar��layarak ordusuyla birlikte hareketine devam etti. �ki ordu aras�nda Semerkant’�n kuzeyindeki Katvan bozk�r�nda yap�lan sava�ta Sel�uklu ordusu 30 bin civar�nda a��r kay�p vererek da��lm��, Sultan Sencer sava� alan�ndan ka�mak zorunda kalm��t�. Daha da k�t�s�, en k�ymetli emirleri ile e�i T�rkan Hatun da d��man�n eline ge�mi�ti. ��te bu tarihten sonra B�y�k Sel�uklunun ve Sencer’in baht� tersine d�nd�. Katvan hezimeti sonras� itibar� sars�lan Sultan Sencer, etraf�ndakilere sertlikle muamele eden, isti�areye art�k �nem vermeyen ve eskiden beri yan�nda olan beylerin s�z�n� dinlemeyen bir h�k�mdara d�n��m��t�.

    Nisan 1153’te Belh civar�nda, ba�ta Yaz�rlar olmak �zere Y�r�k O�uz boylar� ile Sencer’in etraf�ndaki baz� yeni emirler aras�nda vergilerden kaynakl� anla�mazl�klar�n derinle�mesi �zerine, emirler sultan� O�uzlara kar�� sefere ��kmaya te�vik ettiler. Sencer’in bizzat sefere ��kt���n� duyan O�uzlar af dilediler ve �at��malarda �ld�r�lenlerin diyetini vereceklerini bildirdiler. Ancak eski Belh emiri Kama�’�n torunu olan Emir M�eyyed Ayaba onlar�n affedilmesine kar�� ��kt� ve sultan� sava�maya ikna etti. Bir yanda g��ebe bir topluluk, di�er yanda dev bir d�zenli ordunun sava��ndan umulmad�k bi�imde O�uzlar galip ��kt�. �stelik talihin cilvesi, ma�rur Sultan Sencer, b�y�k b�y�k dedesi Sel�uk Bey’in kendilerinden koparak ba��ms�zl���n� ilan etti�i O�uzlar�n eline esir d��m��t�.

    O�uzlar Sencer’e h�rmet g�sterip “Sen h�k�mdar soyundans�n, bize kar�� sava�maktan vazge�, yine sultan sen ol” deseler de, gururu k�r�lm�� ve �fkeye kap�lm�� olan sultan bunu kabul etmedi. Onlar da Sencer’i g�nd�zleri tahta oturtup gece de demir bir kafese koymaya ba�lad�lar.

    Sencer, O�uzlar�n elinde �� y�l esir kald�ktan sonra Nisan 1156’da M�eyyed Ayaba taraf�ndan kurtar�ld�. B�y�k Sel�uklu Devleti’ni yeniden toparlamaya �al��t�ysa da emirler aras�ndaki �eki�meler ve n�fuz m�cadelesi y�z�nden ba�ar�l� olamad�. Art�k 70 ya��na gelmi�, yorulmu�tu; ne sultanl�k yapmay� can� istiyor, ne de buna takati yetiyordu. Nisan 1157 tarihinde arkas�nda herhangi bir erkek evlat da b�rakmad��� halde vefat etti, b�ylece kendisiyle birlikte B�y�k Sel�uklu Devleti de tarih sahnesinden �ekilmi� oldu.

    Kud�s ile bulu�amad�

    21 y�l� Horasan melikli�i, 39 y�l� ise B�y�k Sel�uklu Sultanl��� olmak �zere, toplam 60 y�l h�k�mdarl�k yapan Sultan Sencer hep do�uya �nem verdi ve yine korktu�u do�udan gelen Karah�taylar ile O�uzlar gibi iki d��man taraf�ndan, hem de en kudretli zaman�nda ma�lup edilerek ortadan kald�r�ld�. Oysa bat�da Peygamber m�jdesine mazhar olacak fatihini bekleyen Konstantiniye ile Ha�l�lara esir d���p Selahaddin’inini bekleyen Kud�s vard�. Sencer’in de onlar� fethedecek ve kurtaracak kudreti vard�. Ne ac�d�r ki, o kudret Kud�s ile bulu�amadan harcan�p gitti.

    [email protected]

    Yazı kaynağı : www.star.com.tr

    Büyük Selçuklu ne zaman yıkıldı? Büyük Selçuklu Devleti (İmparatorluğu) nerede kuruldu, nasıl yıkıldı?

    Büyük Selçuklu ne zaman yıkıldı? Büyük Selçuklu Devleti (İmparatorluğu) nerede kuruldu, nasıl yıkıldı?

    Büyük Selçuklu ne zaman yıkıldı? Büyük Selçuklu Devleti (İmparatorluğu) nerede kuruldu, nasıl yıkıldı? Türk tarihine adını altın harflerle yazana Büyük Selçuklu Devleti'ne olan merak son zamanlarda oldukça arttı. TRT 1'de yayınlanmaya başlayan Alparslan dizisi ile Büyük Selçuklu devletinin ne zaman kurulduğu ve ne zaman yıkıldığı araştırılmaya başlandı. Büyük Selçuklu İmparatorluğu Tuğrul Bey tarafından 1037 yılında kuruldu. Hindukuş Dağları'ndan Batı Anadolu'ya ve Orta Asya'dan Basra Körfezi'ne kadar uzanan geniş bir coğrafyayı kontrol eden Büyük Selçuklu İmparatorluğu Anadolu'nun Türk yurdu olmasını sağlamıştır. İşte Büyük Selçuklu Devleti'nin yıkılış dönemine dair detaylar...

    Büyük Selçuklu İmparatorluğu Orta Çağ'da Oğuz Türklerinin Kınık boyu tarafından kurulan, Türk kültürüne dayalı, Sünni Müslüman bir imparatorluk. Selçuklular Hindukuş Dağları'ndan Batı Anadolu'ya ve Orta Asya'dan Basra Körfezi'ne kadar uzanan geniş bir alanı kontrol ettiler. Aral Gölü yakınında güç kazandıktan sonra ilk olarak Horasan'ı ele geçiren Selçuklular, buradan İran içlerine doğru ilerledi ve ardından Anadolu'daki şehirleri kontrol altına aldı.

    Büyük Selçuklu İmparatorluğu, Tuğrul Bey (1016–63) tarafından 1037'de kuruldu. Tuğrul'u büyüten dedesi ve Oğuz Yabgu Devleti'nde yüksek makam sahibi olan Selçuk Bey, adını hem ülkeyi yöneten hanedana hem de imparatorluğa verdi. Devlet kurulduktan kısa süre sonra İslam dünyasının merkezi otoriteden yoksun parçalanmış siyasi haritasını birleştirdi ve daha sonra Haçlı Seferlerinin birinci ve ikincisinde kilit rol oynadı. Dili ve kültürüyle yoğun bir şekilde İranlılaşan Selçuklular, Türk-İran geleneğinde büyük bir gelişme sağladı ve İran kültürünü Anadolu'ya taşıdı. Türk boylarının ele geçirilen yerlerde devlet otoritesini artırmak gibi siyasi amaçlar doğrultusunda devlet yöneticileri tarafından ülkenin kuzeybatısına yerleştirilmesi ile bu bölgelerde Türkleştirme süreci başladı.

    Kınık boyu, tarihsel olarak büyük bir öneme sahiptir, çünkü Selçuklu İmparatorluğu, Kınık boyu tarafından kurulmuştur. 10. yüzyılda aşiret reisi Dukak'tır ("Demiryaylı" lakaplı, "demir yaylı"). Onu oğlu Selçuk ve ardından torunu Arslan Yabgu izledi. Selçuklu Devleti, Arslan'ın yeğenleri Tuğrul ve Çağrı tarafından kurulmuştur. Selçukluların bir kolu olan Anadolu Selçukluları, Arslan Yabgu'nun torunu Kutalmışoğlu Süleyman Şah tarafından kurulmuştur.

    Büyük Selçuklu nerede ve ne zaman kuruldu?

    Kınık boyu, Orta Asya'daki Oğuz boylarından biriydi. Bu boyun, Büyük Selçuklu İmparatorluğu'nun çekirdeğini oluşturan boy olduğu konusunda tarihçiler ittifak halindedir. Devlete ve hanedana adını veren Selçuk Bey'in bilinen en eski atası babası Dukak'dır. Dukak Yengikent Oğuz Yabguluğu'nda subaşı (ordu/birlik komutanı) olarak görev yapmış ve daha sonra adı kaynaklarda “Salcuk”, “Salçuk”, ”Selcük”, “Selçuk”, “Sarçuk” gibi farklı şekillerde yazılan oğlu Selçuk bu göreve gelmiştir. Selçuk Bey'in torunlarının kurduğu devlet devrin kaynakları tarafından, onun adına nisbetle Selçukiyyan, Selaçıka, Al-i Selçuk (Selçuklu ailesi) olarak verilir. Oğuz Yabgularının Hazar Kağanlığı veya Karahanlılar'a bağlı oldukları ileri sürülür. Oğuzların Karahanlılar ile bazen mücadele bazen de ittifak halinde bulundukları ve onlara paralı asker olarak hizmet ettikleri tespit edilmiştir. Selçuk Bey'in oğullarına Mikail, İsrail, Musa, Yusuf gibi isimler vermesi nedeniyle de Hazarlara bağlı olduğu ve Musevi olduğu ileri sürülmektedir.

    10. yüzyılın ikinci yarısında, Kıtaylar Moğolistan'dan çıkartılınca Kıpçak boy birliği dağıldı ve Oğuzlar kuzey komşuları olan Türk boylarının birleşmesi ve göçleri sebebiyle ciddi baskıya maruz kaldılar. Bu da Yabguların otorite ve güçlerini etkilemeye başladı. Bu etki ve belki de bazı kaynaklarda belirtilen Selçuk Bey'in iktidar mücadelesine girdiği Yabgu karşısında başarılı olamaması sonucu (tahminen 960~985) Selçuk Bey boyu ile beraber Maveraünnehir yönüne göç ettiler ve yine bir Yabgu'ya bağlı Cend'e yerleştiler. Bu bölge o sıralarda özellikle Samaniler tarafından yoğun biçimde islam propogandası uygulanan bir bölgeydi ve Selçuk Bey de ailesi ile İslamiyeti seçti. İslamiyeti seçmesinden kısa süre sonra etrafındakiler ve özellikle silahlı Oğuzlar onun önderliğinde toplandılar. Bu göçebe topluluk Karahanlılara ve Samanîlere savaşlarda asker vererek karşılığında geniş otlaklar elde etti ve Samanîler Devleti'nin yönetiminde söz sahibi oldu. Samanîler Devleti yıkılınca Selçuk Bey, Müslüman halkıyla birlikte Horasan bölgesine yerleşti. Selçuk Bey'in 1009'da ölümünden sonra daha da güneye indiler.

    Selçuk Bey'in oğlu Arslan Bey'in yönetiminde, Karahanlıları ve Gaznelileri endişelendirecek kadar güçlendiler. Arslan Bey'in Gaznelilerce tutuklanması ve 1032'de ölmesinden sonra, Selçuk Bey'in torunları Tuğrul Bey ve Çağrı Bey bağımsızlıklarını elde etmeye giriştiler. Selçukluların teşkilatlı devlet düzenine girmesi bu dönemde oldu. Devletin ilk yöneticisi Tuğrul Bey'di. Selçuklular 1035'te büyük bir Gazneli ordusunu yenerek Horasan içlerine doğru ilerlediler. 1037'de de, bugünkü Türkmenistan'da yer alan Merv kentini ele geçirdiler. 1038'de Gaznelileri ikinci kez yendiler ve Nişabur kentine girerek bağımsızlıklarını ilan ettiler. Tuğrul Bey sultan sanıyla hükümdar ilan edildi ve Büyük Selçuklu Devleti de böylece kurulmuş oldu.

    Alparslan dönemi

    Tuğrul Bey'in oğlu olmadığından, Çağrı Bey'in oğlu Alp Arslan Selçuklu Devleti sultânı oldu.(Çağrı Bey tam adıyla Ebu Süleyman Davud Çağrı Bey bin Mikail (989 - 16 Temmuz 1060, Serahs), Oğuzlar'ın Kınık boyundan Selçuklu hükümdarı Selçuk Bey'in torunu, Mikail'in oğlu, Tuğrul Bey'in ağabeyi ve Alp Arslan'ın babasıdır.)

    Başa geçer geçmez amcasının veziri Amîd-ül-mülk'ü görevden alarak, yerine Nizâm-ül-mülk'ü tâyin etti. Sultan Alp Arslan, tahta geçmek iddiasında bulunan diğer rakiplerini bertaraf ettikten sonra, batıya yönelerek fetihlere başladı. Kafkaslardan dolaşıp mahallî küçük krallıkları itaati altına aldı. Doğu Anadolu'nun Kuzeydoğu ucundaki meşhûr Ani kalesini 1064'te feth ederek, 16 Ağustos 1064'te Kars'a girdi. Ani, Hristiyan âleminin kutsal yerlerinden biri idi. Bu fetihler İslâm âleminde büyük sevinç kaynağı oldu ve Halîfe Kâim bil-Emrillah, Sultan'a, fetihler babası yâni çok feth eden mânâsına gelen Ebü'l-Feth lakabını verdi. Sultan, 1065 senesi sonlarında doğuya yönelerek Üstyurd ve Mangışlak taraflarına yürüdü. Başarı ile biten seferin sonunda; ticâret yollarını vuran Kıpçak ve Türkmenler itaat altına alındı.

    Alp Arslan, 1067 senesinde Kirman melîki olan kardeşi Kavurd'un isyanı ile karşılaştı. Bu isyanı kısa sürede bastırdı (Bkz. Kirman Selçukluları). Öncelikle Müslümanlar arasında birliğin te'minini arzu eden Sultan Alp Arslan, Bahreyn taraflarındaki Karmatî sapıkları ve Önasya'daki Şiî-Fâtımî kalıntılarını temizlemek için harekete geçti. Şiî-Fâtımî sultanının İslâm ülkeleri üzerinden kalkmakta olduğunu gören Mekke şerîfi, Alp Arslan'a itaatini arz ederek, hutbeyi Abbasî halîfesi ve Sultan Alp Arslan adına okumaya başladı. Doğu ve Batıda sistemli bir şekilde yapılan fetih hareketleri; 1067 senesinde Anadolu'da başlatılan yıpratma ve yıldırma akınları, 26 Ağustos 1071'deki Malazgirt muharebesine kadar devam etti. Malazgirt zaferiyle Büyük Selçuklulara kapıları açılan Anadolu, Türkiye Türklerinin istikbâldeki yurdu durumuna girdi. Malazgirt Zaferi sonrasında, Bizans imparatoru Diogenes ile yapılan andlaşma, tahttan indirildiği için tatbik edilemedi. Sultan Alp Arslan, andlaşmanın silah zoruyla tatbikini kumandan ve beylerine emrederek, bütün Anadolu'nun fethini istedi. Selçuklu emrindeki Türkmen boyları, Orta Asya'dan batıya sevk edilerek, Doğu Anadolu'daki Bizans hududuna gönderildi. Selçukluların gaza akınlarına mukavemet edemeyen Bizans kale ve garnizonları Türklerin eline geçti. Türk akınları Marmara Denizi sahillerine kadar uzandı ve fethedilen Anadolu, iskân edildi. Anadolu'nun Türkleşip, İslâmlaşması için gerekli bütün tedbirler alındı. Sultan Alb Arslan, çıktığı Mâverâünnehr seferinde, esir alınan bir kale kumandanı tarafından şehîd edildi. Türk târihinin büyük sultanlarından olan Alp Arslan, enerjisi, disiplini, yiğitliği ve adaleti ile temayüz etmişti (Bkz. Alb Arslan).

    Sultan Alp Arslan öldüğünde, devlet toprakları, doğuda Yaşgar'dan, batıda Ege kıyıları ve İstanbul boğazına, kuzeyde Hazar-Aral arasından, güneyde Yemen'e kadar olan bir bölgeye yayılmıştı

    Büyük Selçuklu ne zaman dağıldı?

    Melikşah'tan sonra sırasıyla başa geçen I. Mahmud (1092-1094), Berkyaruk (1094-1105), Müizzeddin Melikşah (1105-1105) ve Mehmed Tapar (1105-1118) dönemlerinde Büyük Selçuklu Devleti gücünü ve eyaletlerdeki merkezi denetimini giderek yitirdi. 1118'de tahta çıkan Ahmed Sencer'in ülke topraklarını yeniden birleştirme çabası da başarılı olduysa da devlet hiçbir zaman Melikşah dönemindeki sınırlarına ve otoritesine kavuşamadı. 1128 yılında Doğudaki Doğu ve Batı Karahanlı Devletine boyun eğdiren Karahitaylar Büyük Selçuklu Devleti ile komşu oldular ve Selçuklulara baskı yaratmaya başladılar. 1141 yılında Karahitay ve Selçuklu orduları arasındaki Katvan Savaşı'nda yenilgiye uğrayan Büyük Selçuklu Devleti hızlı bir dağılma sürecine girdi. Karahitayların devletin en verimli toprakları olan Maveraünnehir'i işgal etmeleri Büyük Selçuklu Devleti'nin ekonomisini ve ordusunu iyice sıkıntıya soktu. Sultan Sencer, giderek artan ekonomik buhran nedeniyle ayaklanan göçebe Oğuzlara 1153'te tutsak düştü. İki yıl sonra kaçarak kurtulduysa da ülkede iktidarını yeniden sağlayamadan 1157'de öldü. Büyük Selçuklu Devleti böylece sona erdi. Bu tarihten sonra Büyük Selçukluların toprakları büyük ölçüde Harzemşahların denetimi altına girdi.

    Hanedan üyeleri yönettikleri bölgelerde bağımsız davranmaya başladılar. Daha önce bağımsızlıklarını ilan etmiş olan Selçuklu hanedanın kurduğu devletlerden yalnızca Anadolu Selçuklu Devleti, yüz yılı aşkın bir süre daha ayakta kalabildi. Ayrıca devletin gerilemesinin sebepleri arasında Haçlı Seferleri, Fâtımîler ile olan çatışmalar, Hasan Sabbah'ın Bâtınîlik propogandaları ve Oğuz boylarının ayaklanmaları sayılabilir. Bunun sonucunda ise Abbâsî halifeleri Selçuklu egemenliğinden kurtulmak için bir takım çalışmalar yürütmüştür. Bunlar Selçuklu Devleti'nin yıkılmasına neden olan etkenler ve nedenlerdir. Özet olarak Büyük Selçuklu Devleti'nin yıkılma nedenleri olarak aşağıdaki nedenler sayılabilir:

    Merkezi otoritenin zayıflaması
    Taht kavgaları
    Oğuz isyanları
    Haçlı Seferlerinin başlaması
    Atabeylerin bağımsız hareket etmesi
    Abbâsî Halifelerinin Selçuklu egemenliğinden kurtulmak için yürüttüğü bir takım çalışmalar
    Bâtınîlik hareketleri
    Fâtımîler ve Şiîlerin yıpratmaları
    Şehzade ayaklanmaları
    Katvan mağlubiyeti ve Karahitayların istilası
    Kötü yönetim

    Yazı kaynağı : www.timeturk.com

    Yorumların yanıtı sitenin aşağı kısmında

    Ali : bilmiyorum, keşke arkadaşlar yorumlarda yanıt versinler.

    Yazının devamını okumak istermisiniz?
    Yorum yap