Bu sitede bulunan yazılar memnuniyetsizliğiniz halınde olursa bizimle iletişime geçiniz ve o yazıyı biz siliriz. saygılarımızla

    efsane ile ilgili verilenlerden hangisi söylenemez

    1 ziyaretçi

    efsane ile ilgili verilenlerden hangisi söylenemez Ne90'dan bulabilirsiniz

    Efsane Nedir Ve Özellikleri Nelerdir? Efsane Kavramı Ve Örnekleri

    Efsane Nedir Ve Özellikleri Nelerdir? Efsane Kavramı Ve Örnekleri

    Efsaneler geçmiş zamandan günümüze kadar gelmiş olan çeşitli hikayelerdir. Efsanelerin kendine has özellikleri vardır ve bir hikayenin efsane olabilmesi için belirli şartlar vardır. Neredeyse her toplumda efsane örneklerine rastlamak mümkündür.

    Efsane Nedir ve Özellikleri Nelerdir?

    Efsane, halk arasında oluşturulmuş olan ve dilden dile anlatılan hikayelere verilen isimdir. Bu anlatılan hikayeler sanki gerçekmiş gibi aktarılmaktadır. Halbuki, efsane olarak adlandırılan hikayeleri kimin söylemiş olduğu bilinmemektedir. Ancak, dilden dile yayıldığı için gerçek bir hikaye olduğu düşünülmüştür.

    Efsaneler anlatılırken birçok doğaüstü durumdan bahsedilir. Yani anlatılanlar abartılı bir dille oluşturulmaktadır. Bu efsaneler geçmiş zamanda yaşanmış olan ve kimin şahitlik ettiği bilinmeyen öykülerden oluşur. Her toplumun kendine has birçok efsanesi bulunur. Nesilden nesle aktarılan bu öyküler yaşanmış gibi anlatılmaya ve gelecek nesillere aktarılmaya devam etmektedir.

    Efsane Özellikleri

    - Anlatılanlar çok eski dönemleri kapsamaktadır,

    - Anlatıma konu olarak bir şahıs, mekan veya tarihi olay seçilmektedir,

    - Anlatılanları kimin söylediği bilinmez,

    - Efsanelerin mitlerin devam olarak ortaya çıktığına inanılır,

    - Olayları anlatan kişi anlaştığı olayın yaşandığını düşünmektedir. Aynı şekilde dinleyenlerde bunun gerçekliğine inanarak dinler,

    - Olaylar abartılı bir dil kullanılarak aktarılır,

    - Olayın anlatıldığı ve yaşanıldığı düşünülen toplumun özellikleri efsane içerisinde görülür,

    - Sınırlayıcı kuralları yoktur,

    - Efsanelerin anlatımında bazı küçük değişiklikler görülebilir. Ancak konu değiştirilmez. Yani efsaneyi anlatan kişi konuyu bozmadan öyküye bazı abartılı durumlar sokabilir,

    - Günlük konuşma dilinin özelliklerine bağlı kalınmıştır.

    Anlatılan bir öykünün efsane olabilmesi için çok sayıda özelliğe sahip olması gerekmektedir. Örneğin, İslamiyet Dönemi'nde Allah'ın mucizeleri sayesinde yaşanmış çok sayıda olay vardır. Bu olaylar efsane olarak adlandırılmaz. Çünkü olayın yaşandığı bilinmekle birlikte zamanı veya söyleneni bellidir. Efsanelerin ne zaman yaşandığı ve kimin söylediği bilinmez. O yüzden eski zamanlarda yaşanmış olan her olay efsane değildir.

    Efsane Kavramı ve Örnekleri

    Efsane, Farsçadan dilimize gelen bir sözcüktür. Kıssa, rivayet ve söylence gibi tabirleri vardır. Günümüzde en çok kullanılan tabiri ise Söylence'dir. Anlatılan efsaneler sahip olduğu toplum tarafından güçlü bir şekilde benimsenmiştir. Bu sayede anlatılan efsanelerin gerçekleşmiş olduğuna daha sıkı bir şekilde inanılmıştır.

    Efsanelere konu olan öykülerin bazıları akla ve mantığa uymazken, bazıları ise yaşanma ihtimali olduğu düşünülür. Ancak, yaşanmış bir olay olduğu gibi değil de yaşanmamış şekli ile anlatıldığı için efsane özelliği kazanmıştır. Yani anlatılan efsanenin kaynağı bilinmeden yayılmıştır. Anlatan kişi bilinmediği gibi olayın nasıl yaşandığı da meçhuldur. Olayı dinleyen kişilerin anlatılanlara inanması da efsanelerin özelliklerinden birisidir.

    Efsane Örnekleri

    Leyla ile Mecnun: Birbirine kavuşamayan aşıklar Leyla ile Mecnun dilden dile anlatılmış bir efsanedir. Efsaneye göre kavuşamayan iki aşıktan Leyla'nın ettiği dua Allah tarafından kabul edilir. Bu duaya göre Leyla'nın isteği Mecnun ile gökte yan yana iki yıldız olmaktır. Dua kabul edilince Leyla ve Mecnun gökte yan yana iki yıldız olarak yaşarlar. Tabi anlatılan bu efsane birçok farklı şekilde aktarılmıştır.

    Kız Kalesi Efsanesi: Anlatılan bu efsaneye göre eski zamanlarda yalamış olan bir kralın kızı çok güzeldir. Bir gün saraya gelen bir yabancı, bu kızın bir yılan tarafından sokularak öldürüleceğini krala söyler. Kral kızını korumak için Kız Kalesi'ni yaptırır ve kızını buraya kapatır. Ancak bu kaleye gelen yaşlı bir kadının elindeki elma sepetinden çıkan bir yılan kızı sokar ve ölmesine neden olur.

    Yazı kaynağı : www.hurriyet.com.tr

    Halk Hikayeleri ve Özellikleri, Örnekleri

    Halk Hikayeleri ve Özellikleri, Örnekleri

    Halk Hikayeleri ve Özellikleri, Örnekleri

    Halk Hikâyesi Nedir?

    Halk hikâyesi, hikaye türünün en eski örnekleri olan ve destandan modern hikayeye geçişi sağlayan anonim eserlerdir.

    Başka bir tanım yapacak olursak; Türk edebiyatı verimleri içinde 16.asırdan itibaren görülmeye başlanan, genellikle aşıklar tarafından nazım-nesir (şiir-düz yazı) karışık bir ifade tarzı ile dinleyicilere karşı anlatılarak nesilden nesile intikal eden, yer yer masal ve destan özellikleri gösteren hikâyelerdir.

    Halk Hikâyelerinin Genel Özellikleri

    Halk hikayeleri, destanlardan;

    Halk anlatılarının önemli bir türü olan halk hikayeleri, batıda ve bizde üretiliş tarz ve biçimi belirli bir tür olarak ele alınmış ve diğer anlatı türleri ile karşılaştırmalı olarak incelenmiştir.

    Halk hikayelerinde de bu anlatım ananesi devam etmekle beraber mühim bazı farklar onu destandan ayırır. Bunları şöyle sıralamak mümkündür:

    a) Tarihi bir olayın olması şart değildir.
    b) Nazım-Nesir (şiir-düz yazı) karışıktır. Zamanla nesir nazıma üstünlük kazanmıştır.
    c) Şahısları ve olayların anlatılmasında realist, çizgilere daha çok yer verilmiştir.
    d) Kahramanlıktan çok aşk maceraları konunun ağırlığını teşkil etmektedir.

    Konuları Bakımından Halk Hikayeleri

    Coğrafi Yayılışları Bakımından Halk Hikayeleri:

    Çeşitli ve sayıları pek çok olan Anadolu Halk hikayeleri, çok değişik kaynaklardan gelmişlerdir. Bunlar arasında, kökleri binlerce yıl önceki Türk tarihinin derinliklerinde olanlar bulunduğu gibi, yeni olaylardan doğanlar veya yabancı kültürden aktarılanlar da vardır.

    Halk hikayelerini kaba bir sınıflandırma ile, aşağıdaki türlere ayırabiliriz:

    1) Destanlar ve Destanımsılar

    Destan, kelime anlamı olarak Epos demektir; destanın diğer bir türü olan âşık şiirinde tamamen farklıdır. Destanın başlıca niteliği uzun soluklu bir anlatım olmasıdır. Örneğin Oğuzlardan bize kalmış Dede Korkut Kitabı adlı destan, dresden yazmasında 12 boy ve 300 sayfalık bir metindir. Kırgızların Manas Destanı ortalama olarak 90.000 dize tutar. Görüldüğü gibi destanlar en uzun halk edebiyatı türlerindendir.

    Destanlar çoğunlukla nazımla düzenlenmiştir. Aynı diğer halk edebiyatı türlerinde olduğu gibi destanda da söz, ezgi ve seyirlik anlatım biçimi kullanılmaktadır. Bütün bunların dışında destanlar ölçülü söz biçiminde söylenmiş, yani ölçü kullanılmıştır. Destanlarda anlatılanlar kahramanlık hikayeleri ve doğa üstü varlıkların geçtiği olaylardır.

    1) Kozmogoni ve mitoloji konuları – Tanrılar ve evrenin yaratılışını inceler
    2) Ulusun geçmişindeki önemli olaylar ve büyük önderler.

    Destanların günümüze kattıkları; geleneklerimiz, göreneklerimiz ve tarihimiz hakkında verdiği bilgilerdir. En önemlileri: Oğuz Destanı, Dede korkut hikayeleri, Ergenekon Destanı

    2) Tarihler ve Menkıbeler

    Önemli bazı tarih olayları, halk arasında, hikaye şekline dökülerek anlatılır. Ağızdan ağıza dolaşan bu hikayeler, zaman geçtikçe, asıl hallerinden uzaklaşırlar. Bunlar, zaman zaman, kimlikleri bilinmeyen kişiler tarafından yazıya geçirilir. Anlatılan tarihi olay, eski çağlara doğru uzaklaştıkça, hayalle beslenerek destana masala doğru kaymaya başlar. Bu kayma, olaylar yazıya üstünden uzun süre geçtikten sonra geçirildiği zaman görülür.

    “Tevarih-i Al-i Osman” (Osmanoğulları Tarihleri) adlı eser, olaylar yaşandığından çok kısa bir süre sonra yazıya geçirildiği için esasına bağlı kalmıştır. Olağan üstü olaylarla bezenen eserler de, İslam tarihinde görülmektedir: “Seyyid Battal Gazi“, “Cafer-i Tayyar”, “Hz. Ali’nin Cenkleri” gibi.

    3) Aşk Hikayeleri

    Aşk hikayelerinin kahramanı bir aşıktır. Türk halkı şiire ve şaire karşı büyük saygı duyduğu için, birçok saz şairinin hayatlarını acı-tatlı olaylarla süsleyerrek hikaye etmişlerdir. Kimi aşıklar da bu halk geleneğine uyarak, kendi hayatlarından kendi aşklarından söz eden hikayeler düzenlemişlerdir.

    Bir saz şairinin hayatı çevresinde doğan hikayelerin en tanınmışları: Köroğlu, Aşık Kerem, Aşık Garip’tir.

    Köroğlu’ndan bir örnek:

    Dinleyin ağalar dinleyin beyler
    Sorarım bunları birgün olur ki
    Adam olup koç bir ata binmişim
    Kırarım belleri bir gün olur ki
    Ben yükümü dağ başında çözersem
    Sıra sıra koç yiğidi dizersem
    Yiğitler elinde bade süzersem
    Ararım bunları bir gün olur ki

    4) Masallar, Fıkralar ve Efsaneler:

    Masallar nesirle söylenmiş, dinlik ve büyülük inanışlardan ve törelerden bağımsız, tamamiyle hayal ürünü, gerçekle ilgisiz ve anlattıklarında inandırmak iddiası olmayan, kısa bir anlatıdır. Ancak, masalı sadece “olağanüstü” olayları konu eden yazı biçimi olarak tanımlamak da hata olur, çünkü, hayal ürünü olup olağanüstü olmayan masallar da vardır.

    Masalı hikaye, destan ve efsaneden ayıran başlıca özellik, masalın, gerek olağanüstü, gerek gerçek hayattan alınma olayları, hayal ürünüymüş gibi anlatmasıdır.

    Fıkra terimi; genelde, latife, nükte ve birçok hallerde sadece hikaye anlatılarına verilen genel addır. Fıkralarda kısa ve yoğun bir anlatım tekniği kullanılır. Bu anlatı biçimi, halk edebiyatında, gerek sözlü, gerek yazılı olsun, bir hazine değerindedir ancak tam olarak derlenmiş, sınıflanmış ve incelenmiş olmadıkları için bu hikayelerden yeterince yararlanılamaz.

    Efsaneyi, diğer anlatım türlerinden farklı kılan efsanenin geçmiş hakkında söylediğinin gerçek olarak kabul edilmesidir. Efsaneler gerçek niteliktedir. Diğer bir anlatım farkı ise, efsanelerin günlük anlatım diliyle, uslüpsüz, düz yazı biçiminde yazılmış olmasıdır. Bir destan parçası karmaşık ve uzun soluklu anlatı bütününden kopup, kendine özgü üslup niteliklerini yitirince, sadece olağanüstü yönleriyle bir kişiyi ya da bir olayı bildirmek göreviyle sınırlanınca “efsane” olur.

    Halk Hikayelerine İlişkin Bazı Kavramlar

    Halk Hikayelerinin İçerik Özellikleri

    Aşk Konulu Halk Hikâyeleri

    Kahramanlık Konulu Aşk Hikâyeleri

    Aşk ve Kahramanlık Konulu Halk Hikâyeleri

    Bazı Halk Hikâyeleri – Özet

    Mehmene Bânu kız kardeşi Şirin için bir köşk yaptırmak ister. Köşkü süsleme işini o yörenin en usta süslemecisi (nakkaş) Ferhat’a verirler. Ferhat, çalışırken Şirin’i görür ve ona âşık olur. Mehmene Bânu da Ferhat’ı sevmektedir. Bu nedenle Şirin’le evlenmesini istemez, karşı çıkar. Ferhat bir gezi sırasında Amasya kentinin hükümdarı Hürmüz Şah ile tanışır. Hürmüz Şah Ferhat’ın başına gelenleri dinleyince onu yanına alır. Birlikte Erzen’e giderler. Hürmüz Şah, Şirin’i Ferhat için Mehmene Bânu’dan ister. Mehmene Bânu karşı çıkınca iki hükümdar birbirlerine savaş açarlar. Savaş sırasında Hürmüz Şah’ın oğlu da Şirin’e âşık olur. Savaş sonunda yenilen Mehmene Bânu her şeyi bırakarak kaçar. Şirin Amasya’ya getirilir. Oğlunun da Şirin’e âşık olduğunu öğrenen Hürmüz Şah güç durumda kalır. En sonunda Ferhat’a başarılması güç bir iş verir ve bu işi başarması koşuluyla Şirin’e kavuşabileceğini söyler.

    Ferhat, Amasya yakınlarındaki bir dağı delecek ve kente oradan su getirecektir. Ancak bu işi başarırsa Şirin’le evlenebilecektir. Ferhat büyük bir coşku ile işe koyulur ve bir süre sonra işin sonuna yaklaşır. Ferhat’ın bu işi başaracağını anlayan Hürmüz Şah, çalıştığı bir dağda Ferhat’a yaşlı bir kadınla Şirin’in öldüğü haberini yollar. Bu yalan habere inanan Ferhat, Şirin’in ölüm acısına dayanamaz ve dağları deldiği gürzünü canına kıymak amacıyla havaya fırlatır ve yere düşen gürzün altında kalarak ölür.

    Ferhat’ın ölüm haberini alan Şirin de bir hançerle kendini öldürür, iki sevgiliyi yan yana gömerler. Söylenceye göre; her bahar Ferhat’ın mezarı üstünde kırmızı, Şirin’in mezarı üstünde beyaz bir gül ve aralarında da bir diken çıkmaktadır.

    Bir eşkıya baskınından sağ kurtulan tek çocuk olan Kamber’i evlatlık olarak büyüten ailenin Arzu ismini verdikleri bir kızları olur. Çocuklar büyüdüklerinde birbirlerine âşık olurlar. Ama Arzu’nun kötü yürekli annesi buna engel olur. Kamber kederinden dağlara düşer. Arzu zorla bir zenginle evlendirilir ancak Arzu adamı kendisine yaklaştırmaz. Bunun üzerine adam üzüntüsünden ölür. Günün birinde Arzu ile Kamber birbirlerini bulur. Arzu’nun annesi buna engel olmak ister. Ancak gençlerin etrafı suyla çevrili olduğundan yanlarına yaklaşamaz. Bu sırada iki gencin göğsünden birer güvercin havalanarak uçar. Âşıklar orada ruhlarını teslim ederler.

    Türkler arasında çok yaygın bir aşk öyküsü olan Arzu ile Kamber, Anadolu, Rumeli, Azerbaycan, Türkistan ve Irak’ta (Kerkük) dilden dile dolaşır. Hikâyenin taş baskısı ve yazma nüshaları vardır. Hikâye Karagöz oyununa ve sinema filmlerine konu olmuştur.

    Bir zamanlar yaşlı bir İsfahan Padişahı, mirasını bırakacak bir erkek evladı olmadığı için üzülmektedir. Padişahın “Keşiş” diye hitap ettiği Ermeni bir yardımcısı vardır. Keşiş padişah için bir elma ağacı diktirtir ve senesinde padişahın herkesi kıskandıracak derecede yakışıklı bir erkek evladı dünyaya gelir. Bu çocuğa yiğitliği ve mertliği dolayısı ile Kerem adı verilir.

    Keşişin de Aslı adında dünyalar güzeli bir kızı vardır. Bu iki genç çocukluklarını beraber geçirirler. Gençler birbirlerine âşık olur. Ancak Aslı’nın ailesi din farkı nedeniyle kızlarını Kerem’e vermemek için kaçırırlar. Kerem’in Sofu adında bir arkadaşı vardır. Kerem bir gün Sofu’yla gezerken Aslı’yla karşılaşır. Kerem’in nutku tutulur ve bir daha konuşamaz. Bir süre sonra Aslı ortadan kaybolur. Kerem Aslı’yı bulmak için yollara düşer. Yolda karşısına çıkan herkese Aslı’yı sorar. Yolda karşılaştığı kızları Aslı’ya benzetir. Bir gün Sofu Kerem’in yanına gelir. Kerem’e, Aslı’nın başkasıyla evleneceğini söyler. Kerem bunu duyar duymaz Aslı’nın evine gider. Aslı ile Kerem o gece evlenirler.

    Yazı kaynağı : www.turkedebiyati.org

    2017 YGS Türkçe Soruları ve Cevapları

    2017 YGS Türkçe Soruları ve Cevapları

    12 Mart 2017 YGS Türkçe Soruları ve Cevapları

    1. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde verilen durum, “içi içine sığmamak” deyimiyle uyuşmamaktadır?

    A) Çocuk, babasının elindeki oyuncağı görünce avuçlarını birbirine vura vura ona koştu.
    B) Yerinde duramıyor, ne zaman gelecekler diye gözlerini saatten bir an olsun ayıramıyordu.
    C) Okullar kapandıktan sonra ailesiyle geziye çıkacağı günü iple çekiyordu.
    D) Uzun bir süredir amirine söylemek isteyip de söyleyemedikleri için fırsat kolluyordu.
    E) Kalabalığın içinde gözleri ona ilişince kalbi yerinden çıkacak gibi atmaya başladı.

    2. Kimi filmlerde klişe bir sahne (basmakalıp bir görüntü)
    I
    vardır: Daktilosunun başına oturup yaratma sancıları
    II
    çeken (bir şey üretmeye çabalayan) bir yazar… Bu
    sahnede aktör, aklındakileri bir an evvel dışarı vurmak
    III
    (yazıya dökmek) için daktiloya heyecanla beyaz bir kâğıt
    takar. Tuşların sert sesleri eşliğinde birkaç satır yazar.
    Bu arada, yardım umarcasına (ne yapacağını bilmeden)
    IV
    kahvesinden birkaç yudum alır. Yazdıklarının içine sinmediği (yazdıklarından hoşnut olmadığı)
    V
    yüzündeki ifadeden anlaşılır.

    Bu parçadaki numaralanmış sözlerden hangisinin anlamı, ayraç içindeki sözün anlamıyla örtüşmemektedir?

    A) I B) II C) III D) IV E) V

    3. Bilim ve toplum hayatındaki gelişmeler, şairleri kendi şiir sözlüklerini genişletmeye mecbur kılmıştı. Bu değişimin yarattığı yaşam tarzı, dünyayı şiir içinde yeniden kurmak isteyen şairlere, eskimiş imgelerden yararlanma imkânını kapatmıştı. Öte yandan çağlarının gerisinde kalmakta ısrar eden şairlerin kendi kişisel şiir sözlükleriyle ilgili bir problemleri zaten yoktu.

    Bu parçada geçen “şairlerin kendi şiir sözlüklerini genişletmesi” sözüyle anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

    A) Her sözcüğe farklı anlamlar yüklemesi
    B) Kullandığı sözcüklerle çağını peşinden sürüklemesi
    C) Yeni imgelerle anlatımını zenginleştirmesi
    D) İmge üretmek için sözlüklerden yararlanması
    E) Özgün düşünce dünyasını şiirine taşıması

    4. Son zamanlarda genç yetişkin edebiyatının hızla
    filizlendiği söylenebilir. J. K. Rowling’in Harry Potter
    I
    kitaplarıyla canlanan ve S. Meyer’in Alacakaranlık
    II
    serisinin, kelimenin tam anlamıyla parlattığı
    III
    kahramanlarla devam eden süreç, özellikle S. Collins’in
    Açlık Oyunları’yla taçlandırdığı yoldan ilerliyor. Bu sürece
    IV
    yüksek bütçeli ve beyaz perdenin genç yıldızlarıyla
    renklenen uyarlama filmlerin etkisi inanılmaz
    V

    Bu parçadaki altı çizili sözcüklerden hangisi mecaz anlamda kullanılmamıştır?
    A) I B) II C) III D) IV E) V

    5. (I) Öğrenmeyi öğrenme adı verilen sürecin temeli, merakla ve merak edilen şeyi tecrübe etmekle başlar.

    (II) Farklı yaş gruplarındaki kişilerin ilgi duydukları şeyler değiştiğinden edindikleri bilgilerle onlara ulaşma yolları da farklılık gösterir. (III) Örneğin çocukların oynayarak, dokunarak ulaştıkları yeni bilgiler belleklerinden kolay kolay silinmez. (IV) Yetişkinlikteki kalıcı bilgiler ise görerek, okuyarak, araştırarak kazanılır. (V) Fakat bu iki öğrenme düzeyinde dikkati çeken ortak yön, merak ve keşfetme arzusudur.

    Bu parçadaki numaralanmış cümlelerin hangisinde neden-sonuç ilişkisi vardır?

    A) I B) II C) III D) IV E) V

    6. (I) Uykusuzluk hastalığı; uykuya dalmada sorun yaşama, uyuduktan kısa bir süre sonra uyanıp yeniden uykuya dalamama, ışığa aşırı duyarlı olma ve uykuda dinlenememedir. (II) Teşhisi için henüz tıbbi bir test kullanılmasa da sıklıkla rastlanan hastalıklardandır. (III) İlerleyen yaşlarda ortaya çıkma ihtimali artan bu hastalık, gençlerde de görülebilmekte ayrıca kadınlarda erkeklere oranla iki kat fazla ortaya çıkmaktadır. (IV) Uykusuzluk hastalığı; hafıza problemleri, sinirlilik ve dikkat dağınıklığı gibi sorunlara yol açmaktadır. (V) Uzun yıllar hastalığın başlıca nedeninin tansiyon ve stres olduğu düşünülmüşse de son araştırmalar, hastalığın ortaya çıkmasında fizyolojik ve psikolojik pek çok etkenin olabileceğini göstermektedir.

    Bu parçada “uykusuzluk hastalığı”yla ilgili olarak aşağıda verilenlerden hangisi yanlıştır?

    A) I. cümlede bir tanım yapılmıştır.
    B) II. cümlede bir nedenden söz edilmiştir.
    C) III. cümlede saptamaya yer verilmiştir.
    D) IV. cümlede yarattığı etkiler sıralanmıştır.
    E) V. cümlede güncel bilgilere değinilmiştir.

    7. (I) Türkiye’de bazı alanlarda olduğu gibi yayıncılıkta da ekonomik ve kültürel pek çok sorundan söz etmek mümkün ama bu sorunlar, yayıncılar dâhil, kimin umurunda! (II) Sanırım, burada herkes şikâyet etmekten ve dinlemekten yorulduğundan birtakım yanlışların değişmesi için küçük de olsa bir şeyler yapmak, çözümler üzerine düşünmek gerek. (III) Butik yayıncılığın işlevi, tam da bu “bir şeyler yapma” ihtiyacıyla örtüşüyor. (IV) Sadece onunla da değil; birey olmayla, edebiyat ve sanatın geçirdiği dönüşüm ve başka dünya arayışlarıyla da… (V) Yeri gelmişken ülkemizde, pek çok konuda olduğu gibi, butik yayıncılıkla ilgili de bir kavram karmaşası bulunduğunu belirtelim.

    Bu parçadaki numaralanmış cümlelerin hangisinde öneri vardır?

    A) I B) II C) III D) IV E) V

    8. (I) Genç şairin kitabını, “Acaba son dönem şiirimizde ne yönde gelişmeler görülüyor, gençler nelere ilgi duyuyor, ne tarz şiirler yazmaya çabalıyor?” diyerek merakla okudum. (II) Öncelikle söylemek gerekirse şiirlerini hem teknik hem biçim bakımından hatasıza yakın yazıyor şair. (III) Bu hatasızlığın içinde okuyanı etkileyen özgün bir ifadeye rastlamak zor. (IV) Teknik ve biçim bakımından kusursuz olan bu dizeler, öğrenilmiş bir şiir hissi uyandırıyor. (V) Hâlbuki şiirde bir şair trajedisine, şairin varlığına ihtiyaç var.

    Genç bir şairin eserinin değerlendirildiği bu parçadaki numaralanmış cümlelerle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

    A) I. cümlede genç kuşaklarca beğeniyle takip edildiği vurgulanmıştır.
    B) II. cümlede yapı yönünden olgun bir düzeye eriştiği dile getirilmiştir.
    C) III. cümlede anlatım bakımından kendine özgülükten uzak olduğu söylenmiştir.
    D) IV. cümlede kimi yönleriyle eskiyi tekrar eden özelliklere sahip olduğu sezdirilmiştir.
    E) V. cümlede şairin kendi şiiriyle iç içe olması gerektiği ifade edilmiştir.

    9. (I) İnsan ilişkilerinin pek çoğu akılla kavranamayacak, kavransa bile açıklanamayacak kadar karmaşıktır. (II) Hayranlık, nefret, sevgi ve kıskanma gibi duygularla biçimlenen ilişkileri; sebebi ve sonucuyla açıklayamıyoruz. (III) Bu konuyla ilgili olarak hemen her dilde ve kültürde pek çok eser yazıldı, pek çok değerlendirme yapıldı. (IV) Ne var ki okuduklarımızın ve dinlediklerimizin çoğu, kişisel bir görüş olmaktan öteye gitmiyor. (V) Tüm kültürlerde bunları tanımlayan ve sınıflayan değer yargıları oluşmadan, söylenenlerin hiçbirini geçerli sayamayız.

    Bu parçadaki numaralanmış cümlelerle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

    A) I. cümlede öznel bir değerlendirme yapılmıştır.
    B) II. cümlede, I. cümledeki düşünce örneklendirilmiştir.
    C) III. cümlede bir çıkarım yapılmıştır.
    D) IV. cümlede bir genelleme yapılmıştır.
    E) V. cümlede bir durum koşula bağlanmıştır.

    10. Öğretmen olmanın, o küçücük çocukların hayatlarına dokunmanın benliğinde bıraktığı derin iz, zaman ilerledikçe onu daha mutlu eder olmuştu. Öğrencilerine yeni şeyler öğretme hazzı, geçmişine olan özlemini çoktan alıp götürmüştü.

    Bu parçada aşağıdaki ses olaylarından hangisi yoktur?

    A) Ünsüz düşmesi B) Ünsüz türemesi C) Ünlü daralması D) Ünsüz benzeşmesi E) Ünlü düşmesi

    11. Edebiyat-estetik bağlantısı üzerinde duran Tanpınar,
    I
    gençlik yıllarından hayatının sonuna kadar denilebilir ki
    II III
    yalnız güzel eserleri önemsemiş, onlardan daha üstün
    IV V
    bir değerin varlığını tanımamıştır.

    Bu parçadaki numaralanmış sözcüklerden hangileri hem yapım hem de çekim eki almıştır?

    A) I ve II B) I ve IV C) II ve IV D) III ve V E) IV ve V

    12. (I) Arkeologlar yeni kalıntılar ortaya çıkarmak ve daha fazla bilgi elde etmek için teknolojik gelişmelerden yararlanıyorlar. (II) Ama geçmişte olup bitenler hakkındaki her şeyi tam olarak bilemeyecekler. (III) Zira eski kalıntıların önemli bir bölümünün, zamanın yok edici gücüne dayanamadığını görebiliyoruz. (IV) Geçmişe ait düşünceler ve inançlar gibi çok önemli şeyler, hemen hemen hiç iz bırakmadan yitip gidebiliyor. (V) Bu yüzden arkeologlar, buldukları en küçük parçalar üzerinde büyük bir dikkatle çalışıyorlar.

    Bu parçadaki numaralanmış cümlelerin hangisinin öge sıralanışıöznezarf tümleciyüklemşeklindedir?

    A) I B) II C) III D) IV E) V

    13. Aşağıdakilerin hangisinde altı çizili sözcükler tür bakımından aynıdır?

    A) Bu yaşıma kadar dedemin hasta olduğunu hiç görmedim.
    Tek başına kaldığı zamanlarda hasta düşünceler beynini kemiriyordu.

    B) Bütün bu sorumlulukları yalnız göğüslemen işini zorlaştırır.
    Yarınki toplantıyla ilgili düşüncelerimi yalnız sen biliyorsun.

    C) Akşamüzeri tepeler uzaktan bakır bir zirve gibi görünüyordu.
    Güneşin ışıkları vurdukça ışıl ışıl parlıyordu bakır saçları.

    D) Ahmet’le Hüseyin’i yan yana gördüğünü akşam söylemişti.
    Akşam, günün bütün telâşını bitirmiş; şehre bir sakinlik getirmişti.

    E) Nasıl olur da bana yapılanları bildiği hâlde hâlâ beni suçlar?
    Atandığım yerin nasıl bir ortamı olduğunu merak ediyordum.

    14. Hayatta çalışmaktan hiç korkmadım ama yaşlanmak zor iş. Her gün yeniden kurulan dünyaya biraz daha eskimiş olarak uyanıveriyor kendi içinde insan.

    Bu parçayla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

    A) İsim ve fiil cümleleri vardır.
    B) Tezlik fiili kullanılmıştır.
    C) İsimden fiil yapan ek vardır.
    D) Geçişli yüklem vardır.
    E) Dönüşlülük zamiri kullanılmıştır.

    15. (I) Küçük Asya’nın en fark edilemeyen noktası Anamur… (II) Dâhil olduğu bölgenin sanki dışında, karadaki ada misali yalnız kalmış bir yer. (III) Hakkında etraflı bilgi edinmek için kaynakları karıştıran birine küçük çapta bir hayal kırıklığı da yaşatabilir. (IV) Çünkü keşfedilmemiş gibi gizemli. (V) Kimsenin tanımadığı ama anlatacak çok şeyi olan bir yabancı gibi…

    Bu parçadaki numaralanmış cümlelerle ilgili olarak aşağıda verilenlerden hangisi yanlıştır?

    A) I. cümlede derecelendirme zarfı vardır.
    B) II. cümlede sıfat-fiil kullanılmıştır.
    C) III. cümlede kişi zamiri bulunmaktadır.
    D) IV. cümlede edat kullanılmıştır.
    E) V. cümlede bağlaç yer almaktadır.

    16. Her zamanki gibi bir sabahtı. O gün de yandaki taş binanın yüksek tavanlarına ve eskimiş pencerelerinden odaya sızan renk renk ışıklara merhaba demişti.

    Bu parçada aşağıdakilerden hangisi yoktur?

    A) İlgi ekiyle türemiş sıfat
    B) İkilemeyle oluşmuş sıfat
    C) Belgisiz sıfat
    D) İşaret sıfatı
    E) Sıra sayı sıfatı

    17. Büyük İskender… Kimileri _,_ onu insanlığın iyiliği uğruna
    I
    zaferden zafere koşan bir ülkü adamı olarak görmüştür.
    Kimileri de davranışlarının _,_ nedeninin katıksız bencillik
    II
    olduğunu _,_ ateşli tutkusunun onun yolunu aydınlattığını
    III
    düşünmüştür. Bazıları, oynamış olduğu büyük oyunda
    sürdüğü her taşın _,_ yaptığı her hamlenin ona muazzam
    IV
    bir zekâ tarafından dikte edildiği görüşündedir.
    Bazılarıysa onun, düşünmeden _,_ kendine çok
    V
    güvenerek talihini güle oynaya izlediğine inanmıştır.

    Bu parçadaki numaralanmış virgüllerden hangisi yanlış kullanılmıştır?

    A) I B) II C) III D) IV E) V

    18. Yazma sadece Orta Doğu’nun Mısır ve Mezopotamya
    I
    gibi oldukça büyük uygarlıklarına özgü bir eylem
    II
    olagelmişken Homeros denen dev; MÖ IX. veya
    III
    VIII. yüzyıl içinde, tarihin derinliklerinden gelen tüm
    destanlardan, efsanelerden ve masallardan aldıklarını
    bir senteze kavuşturdu ve bize daha önce hiç kimsenin
    IV
    kapılarını aralamadığı sıradışı insanlık serüvenleri
    V
    anlattı.

    Bu parçadaki altı çizili sözlerden hangisinin yazımı yanlıştır?

    A) I B) II C) III D) IV E) V

    19. (I) Türkiye’nin konut mimarisine yönelik farkındalığı 1970’lerde kurumsallaşmaya başladı. (II) 1973 yılında çıkarılan Eski Eserler Kanunu ile cami, kervansaray, hamam gibi yapıların yanı sıra yöresel konutlar ve kentsel sit alanları da koruma altına alındı. (III) Ardından 1976 yılında, eski evlerin korunması için Türkiye Tarihî Evleri Koruma Derneği kuruldu. (IV) Derneğin amacı, tarihî evlerin ortak bir kültürel mirasın parçası olduğunu halka göstermekti. (V) Evlerin bakımına katkı sağlamak adına ev sahiplerine yardımda bulunmak da derneğin öncelikleri arasındaydı. (VI) Türkiye Tarihî Evleri Koruma Derneği için son derece anlamlı bir logo tasarlandı. (VII) Osmanlı Dönemine ait tipik ahşap bir evin kolonlarla desteklenmiş üst katının silüeti logoda yer almaktaydı.

    Bu parça iki paragrafa ayrılmak istense ikinci paragrafhangi cümleyle başlar?
    A) II B) III C) IV D) V E) VI

    20. (I) Egzistansiyalizm bir felsefe sistemidir. (II) Alman filozofu Heidegger tarafından ortaya atılmış, İkinci Dünya Savaşı yıllarında Fransız düşünürü ve romancısı Sartre’ın benimsemesi ve edebiyata uygulamasıyla bütün dünyaya yayılmıştır. (III) Egzistansiyalist eserlerde standart karakterler yoktur, durumlarla karşı karşıya kalmış insanlar vardır. (IV) Karar verme özgürlüğüne sahip olan bu insanlar, karşılaştıkları durumlarda yaptıkları işlerle kendi özlerini yaratırlar.(V) Egzistansiyalist eserlerdeki insanların belirli davranış biçimleri olmadığı için yapacakları işler önceden kestirilemez. (VI) Bu bakımdan roman örgüsü, okurların merakını sürekli uyanık tutacak şekilde düzenlenir.

    Bu parça iki paragrafa ayrılmak istense ikinci paragraf hangi cümleyle başlar?
    A) II B) III C) IV D) V E) VI

    21. (I) Bir oyun ya da senaryo, bir hamlede yaratılmaz; yazarının zihninde, birdenbire ve bütünüyle belirmez. (II) Yazarın ilk çabalarıyla ortaya çıkan, en fazla, ilkel bir taslaktır. (III) Yazar, göstermeye dayalı eserini adım adım geliştirerek ona son biçimini verir. (IV) En ilkel kurgu bile bir birikimin ürünüdür. (V) Bu sürecin uzunluğu, yazarın hazırlığına ve çalışma tarzına bağlıdır.

    Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?

    A) I B) II C) III D) IV E) V

    22. Her iki yanı ağaçlarla kaplı bir ırmağın ve gitgide silinen gecenin kıyısında sessiz sedasız yürüdük. Acı bile duyulamayacak kadar soğuk, çöllerden daha ıssız bozkırda ışığın gülümseyişini bekledik. Sırlarla dolu ama her günü bayram şehirlerde yitirdik kendimizi. Serçeler gibi uzaktan izledik bu güzelliği.

    Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi yoktur?

    A) Açıklama B) BenzetmeC) KişileştirmeD) BetimlemeE) Karşılaştırma

    23. Dün akşam genç bir şairin evinde toplandık. Misafirlerden biri elindeki kitabı karıştırıyor, bir başkası da odanın köşesindeki gösterişli piyanonun tuşlarına dokunuyordu. Bu sırada ev sahibi, bana taslak hâlindeki şiirini okudu ve ne düşündüğümü sordu. Ben, şiir bitmeden bir şey dememe imkân olmadığını söyledim. Arkadaşım da şiiri değil de içindeki düşünceleri nasıl bulduğumu sordu. Ben de şiir, sözcüklerle resim yapma sanatıdır, dedim ve Mallarme’nin Degas’ya verdiği “Şiir düşüncelerle değil, sözcüklerle yazılır.” yanıtını hatırlattım.

    Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

    A) Tanımlama yapılmıştır.
    B) Örneklemeden yararlanılmıştır.
    C) Öykülemeye başvurulmuştur.
    D) Betimlemeye yer verilmiştir.
    E) Tanık gösterme vardır.

    24. (I) Dinlemeyle ilgili bütün incelemeler, dinleyicinin, mesajın içeriğine odaklanmasının önemine işaret eder. (II) Çoğu zaman konuşmacıyı dinlemez yalnızca dinlemiş gibi görünürler. (III) Buna karşılık iyi dinleyiciler söylenen her şeyde ilginç ve faydalanılacak bir şey bulmaya çalışırlar. (IV) Burada benim ihtiyacım olan hangi bilgiler var? (V) Söylediklerinde yeni bir şey var mı? (VI) Bu tür sorular bizim ana yoldan ayrılmamamızı sağlar.

    Bu parçadaki numaralanmış cümlelerin hangisinden sonra, “Fakat kimi dinleyiciler bir konuşmacının mesajını aktarmasına nadiren fırsat verirler.” cümlesi getirilmelidir?

    A) I B) II C) III D) IV E) V

    25. (I) Bir süredir takip ettiğim eleştirmen, eser değerlendirmelerinde genellikle nesnel ölçütler kullanmıyor. (II) Bir eser hakkında ulaştığı yargılar havada kalıyor. (III) Bir gün beğendim dediğine başka bir gün beğenmedim demesine, bu yüzden şaşırmıyorum. (IV) Okur, bunları örnekleriyle görmek ister. (V) Ne var ki son zamanlarda dergiler, eleştiri dünyasına hiçbir katkısı olmayan yazılarla dolu.

    Bu parçadaki numaralanmış cümlelerin hangisinden sonra “Oysa gerçek eleştirmen eserle ilgili yargılarını gerekçelere dayandırır.” cümlesi getirilmelidir?

    A) I B) II C) III D) IV E) V

    26. “Kalbim Unut Bu Şiiri” diye yazarken bile “Kalbim Unutma Bu Şiiri” diyen bir ses duyulur sözcüklerin arasından. Neşet Ertaş’ın “Kalpten kalbe bir yol vardır, görünmez.” dediği gibi… Ahmet Telli, kalbiyle yazar, kalbe yazar ve yazdıkları kalbe ulaşır. Gönül adamı dedikleri türden bir genişlik değildir bu. Tüm yaşadıklarına ve acılara rağmen hüzünle gülümseyen bir şiirin, düşünceyi ihmal etmeden genişlemesi, soluk almasıdır, sözünü ettiğim. Bu, olsa olsa Telli’nin kalp coğrafyasının büyüklüğü ve enginliğinden kaynaklanır.

    Bu parçada Ahmet Telli’yle ilgili olarak aşağıdakilerin hangisine değinilmiştir?

    A) Duygu dünyasına B) Sözcük evrenine C) Yenilikçi tavrına
    D) Şiirinin kurgusuna E) Sanatsal tutumuna

    27. Fotoğrafçının işi, sürekli bir seçim yapmaktır. Seçtiği ya da seçmediğidir, başarısını belirleyen. Seçmek bir zorunluluktur onun için. Kadraja dâhil ettikleri ve etmedikleri, çekeceği an, hareket etkisi… Seçtiklerinin oluşturacağı duygu ve düşünce tercih sebebidir fotoğrafçı için.

    Bu parçada fotoğrafçının yaptığı işle ilgili olarak vurgulanmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?

    A) Konularını etkileyici olaylardan ve kişilerden çıkarma
    B) Zaman içerisinde belirli bir deneyim düzeyine erişme
    C) Dış dünyaya sürekli bir ayıklama eylemiyle yaklaşma
    D) “An”ı yakalarken insanda etkili hareket hissi uyandırma
    E) Fotoğraflar aracılığıyla tarihin kadrajına notlar düşme

    28. Toplum ile sanat arasında öyle bir bağ vardır ki bir toplumun bütün özelliklerini onun sanatsal birikiminde okumak mümkündür. Sanat, sanatçının iç dünyasını dışa yansıtan ayna olduğu gibi, toplumların da aynasıdır. Sanatçı içinde bulunduğu toplumu etkilemekle kalmaz, toplumsal koşullardan da büyük ölçüde etkilenir. Bu dengenin kurulup işlediği toplumlarda, birikim ve değerler gelecek kuşaklara sanat aracılığıyla taşınabilir.

    Bu parçadan hareketle aşağıdaki yorumlardan hangisi yapılamaz?

    A) Her sanat eseri bir ruhun ifadesi, bir şahsiyetin göstergesidir.
    B) Sanatçı toplumun değişim ve dönüşümüne öncülük edebilecek bir konumdadır.
    C) Toplumların geçmişine ait özellikler ve gelişmeler sanat eserlerinde gözlemlenebilir.
    D) Sanat ve toplum arasında göz ardı edilemeyecek kadar güçlü bir ilişki vardır.
    E) Gelecek nesillerin beğenisi sanat eserinin tasarımında belirleyicidir.

    29. Genlerimizde kayıtlı olan göz ve saç rengi gibi özelliklerin kodları kesindir. Herhangi bir travma veya sıkıntı hâlinde yakalanma riskine sahip olduğumuz rahatsızlıklar da genlerimizde yer alır. Örneğin aynı olay karşısında kimimiz kalp krizi geçirme riskine sahipken kimimiz depresyona girme eğilimindedir. Burada dikkat edilmesi gereken, genlerimizde kayıtlı olan şeyin “risk” veya “eğilim” olup olmadığıdır. Yani mutlaka kalp krizi geçirilecek diye genlerimizde kesin bir kod yoktur. Yaşadığımız herhangi bir olumsuzluk sonrasında yakınlarımızdan göreceğimiz destek, peşi sıra gelen güzel bir olay, bakış açımızın değişmesiyle olaya yüklediğimiz yeni anlam; bizi karamsarlıktan uzaklaştırarak farklı bir tarafa da yönlendirebilir.

    Bu parçadan hareketle aşağıdakilerin hangisine ulaşılamaz?

    A) Bazı fiziksel özellikleri taşıyan genlerin değişmeyen kodları bulunabilir.
    B) Benzer durum karşısında kişilerin yaşayacakları olumsuzluklar farklılık gösterebilir.
    C) Genlerde risk olarak kodlanan özellikler, çevre etkileşimi sonucunda değişebilir.
    D) Üzücü olaylar sonucunda oluşabilecek durumlar, genlerden kaynaklanabilir.
    E) Genlerde yer alan risk faktörleri insanların olaylara bakışını etkileyebilir.

    30. Sevgili arkadaşlarım, öykülerinizde güzel bir cümle bulup sonra onun sürüklediği yere gitmek gibi bir illet tespit ettim. Öncelikle şunu söylemek zorundayım: Cümlelerinize âşık olmamalısınız! Sözlerimi tuhaf bulmayın. Her yazar, bulduğu bir sözcüğe hatta kurduğu bir cümleye âşık olmaz mı? Olur. Bazen hoştur bu ama iyi yazar, silkinip kendine gelendir. Haydi diyelim ki kendinize gelemediniz, o hâlde kaybolacağınızı bilin. Kaybolmayın!
    Ha, kaybolmak da bir tercih dediniz. O zaman da keşiflerle dönün. ______.

    Bu parçada boş bırakılan yere düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?

    A) Genç kalemlerin bu yaygın hastalığa tutulması olağan bir durumdur
    B) Zaten edebiyat, daha önce duyulmamış, özgün parçaların bileşimidir
    C) Ulaşmayı hedeflediğiniz eseri sevmek zorunda olduğunuzu da aklınızdan çıkarmayın
    D) Uyandırmak istediğiniz imgeye hizmet edecek şekilde sunun ayrıntıları
    E) Dilin size verdiği gücün büyüsüne kapılıp gitmemeye de gayret edin

    31. En basitinden en karmaşığına kadar birçok buluş, hayata geçmeden önce uzak bir hayalden ibarettir. Bu noktada yapılamaz, gidilemez gibi sınırlamalar insanları bir anlamda tahrik eder. _______. Çünkü olanaksıza boyun eğmeme, meydan okuma içgüdüsel bir davranıştır. Kuşkusuz cesaret, bilimde olmazsa olmazlardan biri ve bilim insanlarında itici güç oluşturan bir unsur. Popper, olanaksızı deneyen bilim insanlarını “cesur tahminler yapan ve kendi tahminlerini çürütme yolunda ciddi çabalar gösteren kişiler” olarak tanımlar.

    Bu parçada boş bırakılan yere düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?

    A) Olmaz deneni gerçekleştirme isteği, insan doğasındaki temel unsurlardandır
    B) En uzak ihtimaller bile yoğun bir çabayla günün birinde gerçeğe dönüşür
    C) Çok bilinen bir atasözü, talihin cesur insanlardan yana olduğunu söyler
    D) Bilimdeki her buluş ve yenilik, doğanın engellerine bir meydan okumadır
    E) Bilimsel başarının temelinde öğrenme isteği ve kişisel gayret vardır

    32. Yaşı ilerledikçe insan çocukluğunun bahçelerini nerede arar? Belleğimiz bizi ninnilere, saklambaç oyunlarına, uçurtmaların iplerine nasıl götürür? Nasıl canlanır çocukluktaki eski çarşılar, panayır yerleri, bayram sabahları? Bizi bir yerlerde bekler mi buğday başakları arasına yuvasını yapan tarla kuşu? Yoksa büyüdüğümüz için ödediğimiz bedel kaybetmek midir doğduğumuz evi, sokağı, köyü? Yitirdiysek eğer, nasıl yaşatmalı onları anılardan çıkarıp?

    Bu parçada;
    I. sitem,
    II. hüzün,
    III. özlem

    duygularından hangileri belirgindir?

    A) Yalnız I B) Yalnız II C) I ve II D) I ve III E) II ve III

    33. Andy Weir aslında bir bilgisayar programcısı ama hayat hikâyesinin bizi daha çok ilgilendiren yanı, çocukluğundan beri bilim kurgu edebiyatına tutkun olması. Yazıp çizmeye de genç yaşlarda başlıyor. Tamamladığı ilk roman taslağı yayınevinden ret cevabı alınca bu kitabı kendi sitesinde yayımlıyor. Sonrası tam bir başarı hikâyesi. Büyük ilgiyle karşılanan kitaba yayınevlerinden teklifler yağıyor. Okurlar tarafından 2014’ün en iyi bilim kurgu romanı seçilen kitap, bol övgü ve birçok ödül alıyor. En nihayetinde, romanın yayın hakları da satın alınıyor ve sinemaya uyarlanıp dünyanın birçok ülkesinde gösterime giriyor.

    Bu parçada Andy Weir ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?

    A) Esas mesleği dışında başka bir işle meşgul olduğuna
    B) İlk yazma denemelerine erken yaşlarda başladığına
    C) Karşılaştığı sorunu aşmak için bir çözüm geliştirdiğine
    D) Okumaktan hoşlandığı türde başarılı bir yazar olduğuna
    E) Eserini sinema izleyicisini düşünerek kaleme aldığına

    34. Günümüzde kara parçalarının sekizde biri gibi önemli bir kısmı koruma altına alınmış durumdadır. Dünyada yüz binin üzerinde koruma alanı bulunmaktadır. Bunların kapladığı alan, Çin ve Hindistan’ın toplam büyüklüğüne eşittir. Bu alanların tarihte hiç görülmediği kadar büyük olması, yaşama alanlarını korumanın bir zorunluluk olduğu anlayışının geliştiğine işaret ediyor. Dahası bu genişleme, endüstriyel gelişmeye de bir engel teşkil etmiyor. Doğayı ve Doğal Kaynakları Koruma Birliği,

    bir raporunda yaşam alanlarını koruma altına almayı, doğanın korunmasına yönelik yapılmış en önemli yatırım olarak gösteriyor.

    Bu parçada koruma alanlarıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?

    A) Dünyanın dikkate değer bir bölümünü içine aldığına
    B) Doğayı korumada uygun bir yol olarak görüldüğüne
    C) Sanayi üzerinde olumsuz bir etkisi bulunmadığına
    D) Toplumların geçmişte bu konuya önem vermediğine
    E) Dünyayı koruma gerekliliğinin bir sonucu olduğuna

    35. Erteleme, zor veya istenmeyen işlerden kaçınma, hepimizin zaman zaman içine düştüğü bir durum. Belirli işleri “sonra” yapmaya karar veririz. “Sonra” geldiğinde ise bir sonraki “sonra”ya geçeriz. Bu durum, her erteleme kararının verdiği anlık ferahlamayla bir süre böyle devam eder. Ancak öyle bir an gelir ki erteleyecek “sonra”mız kalmaz. İşte o zaman bir sıkıntı kendini gösteriverir ve panik içinde çalışmaya koyuluruz.

    Bu parçadan hareketle “erteleme”yle ilgili olarak aşağıdakilerin hangisi söylenemez?

    A) Yaygın görülen bir davranış biçimi olduğu
    B) Kısa süreli bir rahatlık sağladığı
    C) Önüne geçilemeyen bir rahatsızlık olduğu
    D) Kişiler üzerinde benzer etkiler yarattığı
    E) Belli bir sürecin ardından son bulduğu

    36. Yakın zamanda hiç Balkan kökenli bir yazarın romanını okudunuz mu? Veya Balkan kökenli bir yazar ismi sorulsa bir çırpıda cevaplayabilir misiniz? Muhtemelen sayacağınız isimlerin çoğu eserlerini ya İngilizce ya Fransızca ya da Almanca yazmıştır. İsmail Kadare, Herta Müller, Norman Manea, Elias Canetti, Miroslav Penkov… Listeyi daha da uzatabiliriz. Aralarında ödüllü hatta Nobel ödüllü yazarlar da var. Fakat kendi dillerinde eser veren Balkan kökenli yazarlar gölgede kalmıştır. Kendi içindeki bütünlüğü ve çeşitliliği ile Balkan edebiyatını temsil etseler de yabancı okurlar için hâlâ bilinen yazarlar arasında değiller maalesef.

    Bu parçada Balkan edebiyatı ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?

    A) Yazarların kültürel zenginliği sergileme kaygısı taşıdığına
    B) Kimi yazarların ana dillerinden başka dillerde yazmayı tercih ettiğine
    C) Dünya çapında başarı kazanmış yazarların bulunduğuna
    D) Yabancı okur kitlesi tarafından yeterince tanınmadığına
    E) Yerel dillerde yazılmış eserlerin gerekli ilgiyi görmediğine

    37. – 38. soruları aşağıdaki parçaya göre cevaplayınız.

    (I) XV. yüzyılın ikinci yarısında Erzgebirge ve Alp Dağları ile Schneeberg’de gümüş yatakları bulundu. (II) Böylece gümüş miktarında muhteşem bir artış oldu ve dönemin pek çok darphanesi bu madenle dolup taştı. (III) Gümüş bolluğu Avrupa’da para basımının çehresini değiştiren bir reforma da öncülük etti. (IV) 1472 yılında Venedik’te başlayan bu reformla birlikte ilk kez ince, yassı Orta Çağ sikkelerinden daha kalın ve sağlam sikkeler basıldı. (V) Orta Çağ boyunca Avrupa’daki sikkelerin tümü altın veya gümüş üzerine basılıyordu. (VI) Hatta bu sikkeler öylesine inceydi ki bir elin parmakları arasında kolayca kırılabiliyordu. (VII) Oysa Venedik’teki yeni sikkeler kesinlikle kıvrılıp bükülemeyecek kalınlığa sahipti.

    37. Bu parçadaki numaralanmış cümlelerin anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

    A) I. cümlede nesnel bir anlatım vardır.
    B) II. cümlede öznellik söz konusudur.
    C) III. cümlede genelleme yapılmıştır.
    D) IV. cümlede karşılaştırma yapılmıştır.
    E) VI. cümlede neden-sonuç ilişkisi vardır.

    38. Bu parçada aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?

    A) Farklı bölgelerde bulunan gümüş kaynaklarına
    B) Gümüş madeninin para basımındaki rolüne
    C) Venedik’te basılan paraların niteliklerine
    D) Darphanelerin teknik açıdan özelliklerine
    E) Avrupa’da basılan paralardaki değişikliklere

    39. – 40. soruları aşağıdaki parçaya göre cevaplayınız.

    (I) Dünyada bilinen en eski halı, Orta Asya’da Pazırık Kurganı’nda bulunan halıdır. (II) Bugün Rusya’daki Hermitage Müzesi’nde korunan bu halı, Türklerin göçebe alışkanlıklarını açıkça gözler önüne seriyor. (III) Yaklaşık 2600 yıl önce dokunan bu halıdan günümüze kadar binlerce çeşit halı dokundu. (IV) Bu halılar sadece ihtiyaçlarımızı karşılamakla kalmadı, aynı zamanda her bir ilmeğinde insana ait tüm duyguları desenlerle, renklerle veya sembollerle ortaya koydu. (V) Bugün hâlâ duyguların tercümanı olmaya devam eden Türk el dokuma halıları ilk kez 1843 yılında Sultan Abdülmecit tarafından Hereke’de kurulan fabrika ile adını tüm dünyaya duyurdu.

    39. Bu parçadan kesin olarak çıkarılabilecek yargı aşağıdakilerden hangisidir?

    A) Sultan Abdülmecit Türk halısını dünyaya tanıtmada öncü rol oynamıştır.
    B) Pazırık’ta bulunan halı, dünyada dokunmuş ilk Türk halısıdır.
    C) Türk halıları, XIX. yüzyıla kadar Rusya haricindeki ülkelerde bilinmiyordu.
    D) Türk halı dokumacılığında işlevsellikten çok estetik ön plandadır.
    E) Halı dokumacılığının, Türk göçebe kültüründe vazgeçilmez bir yeri vardır.

    40. Bu parçadaki numaralanmış cümlelerin hangilerinde kişisel görüşe yer verilmemiştir?

    A) I ve II B) I ve III C) II ve III D) II ve IV E) III ve V

    1.D 2.D 3.C 4.E 5.B 6.B 7.B 8.A 9.C 10.C
    11.B 12.D 13.C 14.D 15.C 16.E 17.B 18.E 19.E 20.B
    21.D 22.A 23.B 24.A 25.C 26.A 27.C 28.E 29.E 30.B
    31.A 32.E 33.E 34.D 35.C 36.A 37.C 38.D 39.A 40.B

    Yazı kaynağı : www.turkedebiyati.org

    Yorumların yanıtı sitenin aşağı kısmında

    Ali : bilmiyorum, keşke arkadaşlar yorumlarda yanıt versinler.

    Yazının devamını okumak istermisiniz?
    Yorum yap