Bu sitede bulunan yazılar memnuniyetsizliğiniz halınde olursa bizimle iletişime geçiniz ve o yazıyı biz siliriz. saygılarımızla

    hayvanlara merhamet ile ilgili hadisler

    1 ziyaretçi

    hayvanlara merhamet ile ilgili hadisler Ne90'dan bulabilirsiniz

    Peygamberimizin Hayvanlara Şefkat ve Merhameti

    Peygamberimizin Hayvanlara Şefkat ve Merhameti

    Peygamberimizin (s.a.v.) hayvanlara şefkat ve merhameti nasıldı? Erkam Tv’nin hazırladığı videoda hayvanlara şefkat ve merhamet ile ilgili hadis-i şerif…

    İslam’da hayvan hakları nelerdir? Hayvan sevgisi ve hayvan hakları ile ilgili ayet ve hadisler nelerdir? Peygamber Efendimiz’in hayvan sevgisi nasıldı? İşte Hz. Muhammed’in (s.a.v.) hayvan sevgisi...

    İnsanoğlu hayatını idame ettirebilmek için birçok şeye muhtaçtır. Bunların en önemlilerinden biri de hayvanlardır. Nitekim gıda, giyim, nakil gibi zaruri ihtiyaçların giderilmesinden tezyin malzemelerine, hatta estetik zevklere hitap etmeye kadar hayvanlar, insan için yaratılmıştır.

    İSLAM’DA HAYVANLARIN YERİ VE ÖNEMİ

    Kur’ân-ı Kerîm’de bu duruma şöyle dikkat çekilir:

    “Hayvanları da Allah yaratmıştır. Sizin için onlarda ısıtıcı şeyler (yün) ve birçok faydalar vardır. Hem onların kendisinden (ve gelirinden) yersiniz. Akşamleyin getirirken, sabahleyin de salıverirken onlarda sizin için bir (zevk ve) güzellik vardır. (en-Nahl 16/5-6)

    Atları, katırları ve eşekleri de onlara binmeniz için ve (dünya hayatında) bir zînet olsun diye yarattı. Ve (Allah Teâlâ) daha sizin bilmeyeceğiniz nice şeyler yaratır. (en-Nahl 16/8)

    Bir âyet-i kerîmede ise insanlar için sağmal hayvanlarda ibretler bulunduğu ifade edilerek bunların bir sanat hârikası olduğu şöyle beyan buyrulmaktadır:

    “Muhakkak sizin için sağmal hayvanlarda bir ibret vardır. Zira size, onların karınlarındaki fışkı ile kan arasından (gelen), içenlerin boğazından kolayca geçen hâlis bir süt içiriyoruz.” (en-Nahl 16/66)

    Kur’ân-ı Kerîm’de bazı sûreler çeşitli hayvan isimleriyle isimlendirilmiş,[1] bunun yanında hayvanlar, insanlar gibi bir ümmet olarak vasıflandırılmıştır:

    “Yeryüzünde debelenen hiçbir canlı ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki sizin gibi birer ümmet olmasın. Biz kitapta (levh-i mahfuzda) hiçbir şeyi eksik bırakmadık, sonra hepsi Rablerinin huzurunda toplanacaklardır.” (el-Enâm 6/38)

    İslâmî gelenek ve literatürde önemli bir yeri olan “ümmet” kavramının hayvanlar için de kullanılması gerçekten dikkat çekicidir. Zira hayvanlar, ekolojik düzen ve dengenin sağlanmasında oldukça mühim bir yere sahiptirler. Ayrıca hayattaki her nimet gibi hayvanlar da insanoğlunun hizmetine takdim edilmiş emanetlerdir. Dolayısıyla bu emanetlerden istifade ederken hiyanet içinde olmamak, onlara karşı daima güzel muamelede bulunmak gerekir.

    PEYGAMBER EFENDİMİZ’İN HAYVAN SEVGİSİ NASILDI?

    Hayvanlara muamelenin en mükemmel örneklerini âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber Efendimiz’in tavsiye, emir ve uygulamalarında açıkça görmekteyiz. Mesela o, belli başlı zararlılar hariç, (Bûhârî, Bed’u’l-halk, 16; Müslim, Hacc, 66-67) hayvanların faydasız ve keyfî bir şekilde öldürülmesini yasaklamıştır. Bir keresinde ashabına:

    “– Haksız yere bir serçeyi öldürenden Allah Teâlâ kıyâmet gününde hesap soracaktır” buyurmuştu. Ashap:

    – Serçenin hakkı nedir, diye sordu. Peygamberimiz de:

    “– Onun kesilmesi ve sonra da yenilmesidir” buyurdu. (Dârimî, Edâhî, 16)

    Benzer bir hadîs-i şerifte Sevgili Peygamberimiz buyuruyor ki:

    “Kim bir serçeyi boş yere sırf eğlence olsun diye öldürürse, kıyamet günü o serçe feryât ederek Allah’a şöyle seslenir:

    – Ey Rabbim! Falan beni gereksiz yere öldürdü, herhangi bir fayda için öldürmedi.” (Nesâî, Dahâyâ, 42)

    Bu hadislerden anlaşıldığı üzere dinimizde faydalanmak niyetiyle değil de sırf zevk ve eğlence olsun diye hayvanların avlanması ve öldürülmesi uygun görülmemiş, bu durum onların hayat haklarına tecavüz olarak değerlendirilmiştir. Hatta Peygamberimiz bizleri, Allah’ı tesbih eden bir ümmet olarak vasıfladığı karıncaların bile hayat hakkına riayet etmeye çağırmaktadır. (Bûhârî, Cihâd, 152; Müslim, Selâm, 148)[2]

    Fahr-i Kâinât insanları, gerek hayvanlara gerekse onların yavrularına karşı daimî bir şefkat ve merhamete davet etmiştir. Abdullah bin Mesût der ki:

    Biz bir yolculukta Resûlullah ile beraber idik. Efendimiz bir ihtiyacı için yanımızdan ayrıldı. O sırada bir kuş gördük, iki tane de yavrusu vardı. Biz yavrularını aldık, kuş ise aşağı yukarı çıkıp inerek çırpınmaya başladı.

    Neticede Resûl-i Ekrem geldi ve şöyle buyurdu:

    “– Kim bu zavallının yavrusunu alarak ona eziyet etti, çabuk yavrusunu geri verin!” (Ebü Dâvûd, Cihâd, 112, Edeb, 163-164)

    Amir’den nakledildiğine göre Resûlullah bir gün ashabıyla birlikte otururken elinde üzeri sarılı bir şey bulunan bir adam gelir ve Efendimiz’e şöyle der:

    – Ey Allah’ın Resûlü seni görünce buraya geldim. Gelirken bir ağaç kümesinin yanına uğradım. Orada bir kuşun yavrularının seslerini işittim de hemen onları alıp elbisemin arasına sardım. Derken anneleri gelip başımın üzerinde dönmeye başladı. Neticede ben yavrularının üzerini açtım, anne kuş gelip onların üzerine kondu. Ben tekrar üzerlerini örttüm. Şimdi onlar işte burada benimle beraberdir. Nebiyy-i Muhterem:

    “– Onları hemen bırak” diye emretti. Adam da bıraktı. Ama anneleri yavrularını terk etmedi. Bunun üzerine Fahr-i Kâinât ashabına sordu:

    “– Şu annenin yavrularına şefkatine hayret ediyorsunuz değil mi?” Ashap:

    – Evet, yâ Resûlallah, dediler. Bunun üzerine Peygamberimiz:

    “– Beni hak ile gönderen Zât-ı Zülcelâl’e yemin olsun ki, Allah’ın kullarına karşı rahmeti, şu anne kuşun yavrularına karşı taşıdığı şefkatten daha fazladır. Onları götür, aldığın yere koy, anneleri de beraber olsun” buyurdu. Adam da onları tekrar geri götürdü. (Ebû Dâvûd, Cenâiz, 1)

    Hadisimiz çerçevesinde mesele ele alındığında tabiatta hür bir şekilde yaşamak üzere yaratılan hayvanların kafeslere hapsedilmesi acaba ne kadar doğrudur?

    Resûlullâh Mekke’ye gitmek üzere ihramlı olarak Medine’den çıktı. Üsâye nâm mevkîye geldi. Burası Ruveyse ile Arc arasında bir yer idi. Gölgede kıvrılıp uyumakta olan bir ceylan gördü. Resûlullâh bir şahsa, herkes geçinceye kadar ceylanın yanında bekleyip kimseye hayvanı tedirgin ve rahatsız ettirmemesini emretti. (Muvatta’, Hacc, 79; Nesâî, Hacc, 78)

    Mekke Fethi’ne doğru gidilirken hayvanlara muâmele husûsunda muhteşem bir tablo sergilendi. Bu tavır, Hâlık’ın nazarıyla mahlûkâta bakış tarzının bir netîcesiydi. Âlemlerin Efendisi on bin kişilik muhteşem ordusuyla Arc mevkiinden hareket edip Talûb’a doğru giderken, yolda yavrularının üzerine gerilmiş ve onları emzirmekte olan bir köpek gördü. Hemen ashâbından Cuayl bin Sürâka’yı yanına çağırarak onu bu kelb ve yavrularının başına nöbetçi dikti. Anne kelbin ve yavrularının İslâm ordusu tarafından ürkütülmemesi husûsunda tembihte bulundu. (Vâkıdî, II, 804)

    Bir keresinde Hz. Aişe annemiz hırçın bir deveye binmişti. Hayvanı sakinleştirmek için onu sert bir şekilde ileri geri götürmeye başladı. Nebiyy-i Muhterem Hz. Âişe’ye:

    “– Hayvana yumuşak davran! Çünkü yumuşaklık nerede bulunursa orayı güzelleştirir. Yumuşaklığın bulunmadığı her davranış çirkindir” buyurdu. (Müslim, Birr, 78, 79).

    PEYGAMBER EFENDİMİZ’İN HAYVANLARA MERHAMETİ

    Efendimiz hayvanlara gösterilen şefkat ve merhametin veya merhametsizliğin insanın ebedi mutluluk veya hüsran vasıtası olabileceğini değişik vesilelerle dile getirmiştir:

    Ebû Hüreyre’den rivayet edildiğine göre Resûlullah şöyle buyurmuştur:

    “Vaktiyle bir adam yolda giderken çok susadı. Bir kuyu buldu, içine indi su içti ve dışarı çıktı. Bir de ne görsün, bir köpek, dili bir karış dışarıda soluyor ve susuzluktan nemli toprağı yalayıp duruyordu. Adam kendi kendine:

    – Bu köpek de tıpkı benim gibi pek susamış, deyip hemen kuyuya indi, ayakkabısını su ile doldurdu, onu ağzına alarak yukarıya çıktı ve köpeği suladı. Adamın bu hareketinden Allah Teâlâ hoşnut oldu ve onu bağışladı.” Sahâbîler:

    – Ey Allah’ın Resûlü! Bizim için hayvanlardan dolayı da sevap var mı? dediler. Resûl-i Ekrem:

    “– Her canlı sebebiyle sevap vardır” buyurdu. (Buhârî, Şürb, 9; Müslim, Selâm 153)

    Peygamber Efendimiz’in burada verdiği örnek karşısında, sahâbîlerden bazılarının, “hayvanlara iyilikten dolayı da sevap kazanabilir miyiz?” diye sormaları normaldir. Çünkü bu tür bir davranış o günkü toplumda mevcut değildi. Âlemlere rahmet olarak gönderilen Nebiyy-i Muhterem bu soruyu soranları ve onlar gibi düşünen bütün insanları, verdiği cevapla ikaz ve irşad etmiştir. Böylece hayvan da olsa mahlûkata yapılacak her iyiliğin Allah’ın rızasına ve mağfiretine vesîle olacağını anlamaktayız. Bağışlanma ise saâdet vesilesidir.

    Dikkat çekici bir diğer hadis-i şerifte ise şöyle buyrulmuştur:

    “Bir kadın, ölünceye kadar hapsettiği bir kedi yüzünden azâba uğradı ve bu sebeple cehenneme girdi. Hayvanı hapsettiğinde ona bir şey yedirmemiş, içirmemiş, yerdeki haşereleri yemesine bile izin ve imkân vermemişti.” (Buhârî, Enbiyâ, 54; Müslim, Selâm, 151)

    Bazen, hırçın hayvanları sırf terbiye etmek için belli kısıtlamalara tabi tutmak gerekebilir. Ancak burada aşırıya kaçmamaya dikkat edilmelidir. Savunmasızdır diye hayvana eziyet edilmesi İslâm’ın ruhuna aykırı bir davranıştır. Bu zulmün, dünyada veya âhirette hesabı mutlaka sorulur.

    Mâliki olduğumuz hayvanların iyi beslenmesi, taşıyabilecekleri kadar yük vurulması, istirahatlerine gerekli önemin verilmesi de Peygamberimiz’in üzerinde özenle durduğu hususlardandır. Bir hadîs-i şeriflerinde şöyle buyurmuştur:

    “Otu bol yerlerde yolculuk yaptığınız zaman, otlardan istifade etmeleri için develere imkân verin. Çorak ve otsuz yerlerde yolculuk ederseniz, takattan düşmeden gidilecek yere varmaları için develeri süratlice sürün. Gece mola verip yatacağınız zaman yoldan ayrılıp bir kenara çekilin. Zira yol, hayvanların geçeceği ve böceklerin geceleyeceği yerdir.” (Müslim, İmâre, 178)[3]

    Resûllullah Ensar’dan bir kimsenin bahçesine uğramış, orada bir deve görmüştü. Deve, Hz. Peygamber’i görünce inledi ve gözleri yaşardı. Efendimiz devenin yanına gitti, kulaklarının arkasını şefkatle okşadı. Deve sakinleşti. Bunun üzerine Hz. Peygamber:

    “– Bu devenin sahibi kimdir? Bu deve kimindir?” diye sordu. Medinelilerden bir delikanlı çıkageldi ve:

    – Bu deve benimdir, Ey Allah’ın Resûlü, dedi. Fahr-i Kâinât:

    “– Seni sahip kıldığı şu hayvan hakkında Allah’tan korkmuyor musun? O, senin kendisini aç bıraktığını ve çok yorduğunu bana şikâyet ediyor” buyurdu. (Ebû Dâvûd, Cihâd, 44)

    Bu hadîs-i şerifte, insanların şikâyet ve müşkillerini dinleyip çözümler getiren Resûlullah’ın aynı zamanda hayvanlara da aynı muamelede bulunmasının bir örneğini görmekteyiz.

    Hayvanların haklarına gösterilen ihtimamın bir başka örneğini Hz. Peygamber’in terbiyesinde büyümüş Enes bin Mâlik hazretlerinin dilinden şöyle dinliyoruz:

    “Biz bir yerde konakladığımız zaman develerin yüklerini çözüp onları rahatlatmadan Allah’ı tesbih ve ibadete koyulmazdık.”[4] (Ebû Dâvûd, Cihâd, 44/2551)

    Efendimiz hayvanlara binmiş oldukları halde onlar üzerinde hareketsiz bir şekilde uzun müddet konuşma yapan kimseleri de şöyle uyarmıştır:

    “Hayvanlarınızın sırtını minberler olarak kullanmaktan sakının. Zira tek başınıza güçlükle gidebileceğiniz bir yere sizi götürmeleri için Allah onları sizlere musahhar kıldı (emrinize verdi). Arzı da sizin (durma yeriniz) kıldı, öyleyse ihtiyaçlarınızı arz üzerinde görün.” (Ebû Dâvûd, Cihâd, 55)

    Sehl bin Amr el-Ensârî diyor ki:

    Resûlullah karnı sırtına yapışmış (böğürleri çökmüş) bir devenin yanından geçti ve:

    “– Konuşamayan bu hayvanlar hakkında Allah’tan korkun! Besili olarak binin, besili olarak kesip yiyin!” buyurdu. (Ebû Dâvûd, Cihâd, 44)

    Hadisimizdeki “konuşamayan, ağzı, dili olmayan” nitelemesi, hayvanların merhamete ve şefkate ne kadar muhtaç olduklarını çok etkili bir biçimde ifade etmektedir.

    HAYVAN NASIL KESİLMELİ?

    Hayvanları keserken de onlara iyi muamelede bulunmak, boğazlama işini elden geldiğince çabuk yaparak eziyet vermemek gerekir. Bir hadis-i şerifte şöyle buyrulmuştur:

    “Allah Teâlâ her varlığa iyi davranılmasını emretmiştir. Öyleyse canlı bir varlığı öldürmeniz gerektiğinde, bu işi (ona eziyet vermeden) güzel bir şekilde yapın. Bir hayvanı boğazlayacağınız zaman, (yine ona eziyet vermeden) güzel bir şekilde kesin. Bu işi yapacak olan kimse bıçağını iyice bilesin, hayvana acı çektirmesin.” (Müslim, Sayd, 57; Tirmizî, Diyât, 14)

    İbn-i Abbas’tan nakledilen bir rivayete göre, Peygamber Efendimiz koyun kesen bir adam görmüştü. Adam, kesmek üzere koyunu yere yatırdıktan sonra bıçağını bilemeye çalışıyordu. Bu katı ve duygusuz davranış karşısında Resûl-i Ekrem adama şöyle çıkıştı:

    “– Hayvanı defalarca mı öldürmek istiyorsun? Onu yere yatırmadan bıçağını bilesen olmaz mıydı?” (Hâkim, IV, 257, 260)

    HAYVAN DÖVÜŞTÜRMEK CAİZ Mİ?

    Peygamberimiz hayvanları dövüştürmek maksadıyla onları tahrik etmeyi yasaklamıştır. (Ebû Dâvûd, Cihâd, 51; Tirmizî, Cihâd, 30) Binaenaleyh günümüzde yapılan horoz dövüşleri, deve ve boğa güreşleri gibi müsabakalar Sünnet-i Seniyye’nin kesinlikle müsaade etmediği âdetlerdir. Zira bu tür âdetler Allah’ın mahlûkâtına zulümden başka bir şey değildir.

    ZEVK İÇİN HAYVAN ÖLDÜRMENİN HÜKMÜ

    Efendimiz ashabını canlı hayvanların atış hedefi yapılmasından da şiddetle sakındırmıştır. İbn-i Ömer’den rivayet edildiğine göre kendisi bir gün, bir kuşu hedef olarak dikip ona ok atan Kureyşli gençlerin yanına uğramıştı. Hedefe isabet etmeyen her ok için kuş sahibine bir ödeme yapıyorlardı. Gençler, İbn-i Ömer’in geldiğini görünce etrafa dağıldılar. İbn-i Ömer arkalarından şöyle seslendi:

    – Bunu yapan kim? Allah ona lânet etsin. Nitekim Resûllullah da canlı bir hayvanı hedef olarak dikip ona atış yapana lânet okumuştu. (Buhârî, Zebâih, 25; Müslim, Sayd, 59)

    HAYVANA İŞKENCE ETMENİN HÜKMÜ

    Peygamberimiz hayvanların yüzünün dağlanarak tabiî görünümlerinin bozulmasını da yasaklamıştır. İbn-i Abbâs’tan rivayet edildiğine göre Nebî, yüzüne damga vurulmuş bir merkebin yanından geçti. Bunun üzerine:

    “– Bu hayvanın yüzünü dağlayana Allah lânet etsin!” buyurdu. (Müslim, Libâs, 107)

    Gerek canlı hayvanlara işkence yapmak, gerekse onların güzel sıfatlarının toplandığı yüzlerini damgalayarak değiştirmek, Allah Teâla’nın razı olmadığı bir durumdur. Dolayısıyla Resûlullah işin ne kadar ciddî olduğunu ve haramlığının kesinliğini belirtmek amacıyla “lanet” ifadesini kullanmıştır. Aslında bu gibi kullanımlar Efendimiz’in mübarek sözlerinde pek nadir geçmektedir. Zira o, insanlar bir tarafa hayvanlara bile gelişi güzel lanet etmek, kötü söz söylemek veya sövmekten ümmetini sakındırmıştır. Bu yasağa uymayan bazı kimseleri herkese örnek teşkil edecek bir tarzda tedib etmiştir.

    HAYVANA LANET ETMEK DOĞRU MU?

    İmrân bin Husayn diyor ki:

    Bir yolculuk esnasında Resûlullah ile birlikte bulunuyorduk. Medineli bir hanım, bindiği devesinden sıkılarak ona lânet etti. Resûlullah kadının sözünü duyunca:

    “– Üzerindekileri alın, deveyi salın gitsin. Çünkü o deve lânetlenmiştir” buyurdu. İmrân der ki:

    “O deve hâlâ gözümün önündedir, insanların arasında gezinirdi de kimse ona ilişmezdi.” (Müslim, Birr, 80)

    HOROZ NEDEN ÖTER?

    Konumuzla ilgili diğer nebevî ifadeler ise şöyledir:

    “Horoza sövmeyiniz. Çünkü o namaz için uyandırır.” (Ebû Dâvûd, Edeb 105, 106)

    “Horozun öttüğünü işittiğiniz vakit, Allah’tan lütfunu ihsan etmesini isteyiniz; çünkü o, bir melek görmüştür. Eşeğin anırmasını işittiğiniz vakit de şeytandan Allah’a sığınınız; çünkü o, bir şeytan görmüştür.” (Buhârî, Bedü’l-halk 15; Müslim, Zikr, 82)

    PEYGAMBER EFENDİMİZ’İN AT SEVGİSİ

    Efendimiz o günün vazgeçilmez seyahat ve savaş vasıtalarından olan atların beslenmesine ve bakımına ayrı bir önem vermiştir. Şöyle buyurmuştur:

    “Atın alnındaki tüyleri kesmeyin, yeleleri de kesmeyin, kuyruğundaki tüyleri de. Çünkü kuyruğu sinekleri vs. kovalar, yeleleri onu ısıtan elbisesidir, alnı ise orada hayır bağlıdır.” (Ebü Dâvûd, Cihâd, 41)

    Hz. Cerîr anlatıyor:

    Resûlullah’ı atın alnındaki tüyleri parmaklarıyla bükerken gördüm. Büküyor ve şöyle diyordu:

    “Atın alnına kıyâmet gününe kadar hayır bağlanmıştır. Bu hayır, cihad sevabı ve ganimettir.” (Müslim, İmâre, 97; Nesâî, Hayl, 7)

    Bir gün Resûlullah’ın ridası ile atının alnını okşadığı görüldü. Bunun sebebi sorulunca:

    “– Ben bu gece at mevzuunda azarlandım” diye mukabelede bulundu. (Muvatta’, Cihâd, 47)

    EVDE KÖPEK BESLEMEK CAİZ Mİ?

    Öte yandan Peygamberimiz’in ikaz ve beyanlarından, ihtiyaç olmadığı halde evde köpek beslemenin uygun olmadığını anlamaktayız. Hâdis-i şerîflerde ziraat, hayvancılık, avcılık ve ev bekleme gibi bir sebep olmaksızın[5] köpek besleyen kimsenin sevabından her gün bir miktar eksileceği bildirilmiş, (Buhârî, Hars, 3, Zebâih, 6) içinde köpek bulunan eve meleklerin girmeyeceği ifade edilmiştir. (Buhârî, Bedu’l-halk, 7, 17; Müslim, Libâs, 84)

    Dolayısıyla lüzumsuz yere zevk için köpek besleyenler hadis-i şerifteki uyarıların muhatabı olmaktadırlar. Zira köpeğin kuduz hastalığına yakalanma ve onu bulaştırma açısından hayvanlar arasında ilk sırayı aldığı, tüyü, salyası ve dışkısıyla birçok hastalığın yayılmasında etkin rol oynadığı göz önünde bulundurulduğunda, dinimizin ihtiyaç olmaksızın zevk ve süs için evde köpek beslemeyi yasaklamasının hikmeti daha iyi anlaşılacaktır. Bu yasağın diğer bir sebebi de köpeğin gelip geçeni korkutması, hatta bazen de zarar vermesidir. Mamâfih, bütün mahlûkâta merhamet ve şefkâti emreden İslâm bu tavrıyla, köpeklere kötü muâmele edilmesini istemiş de değildir.

    EVDE KEDİ BESLEMEK CAİZ Mİ?

    Buna karşılık hadislerde kedi, âdeta evin aile fertleri gibi telâkkî edilmiş ve onun necis olmadığı bildirilmiştir. Bu durum şu rivayetten açıkça anlaşılmaktadır. Sahâbeden Ebû Katâde’nin gelini Kebşe hanım bir gün ona abdest suyu getirmişti. Bu esnada susamış bir kedi geldi. Ebû Katâde, su kabını eğerek kediye su içirdi.

    Kebşe diyor ki, benim kendisine baktığımı görünce Ebû Katâde:

    – Ey kardeşimin kızı bu senin tuhafına gitti değil mi? dedi. Ben de:

    – Evet, dedim. Bunun üzerine o, şöyle söyledi:

    – Resûlullah şöyle buyurmuştur:

    “Kedi pis değildir. O, devamlı olarak etrafınızda dönüp dolaşan hayvanlardandır.” (Ebû Dâvûd, Tahâre, 38; Tirmizî, Tahâre, 69)

    Hâsılı insanlar gibi hayvanların da belli başlı hakları olduğu, bunlara karşı muamelede Resûlullah’ın sünnetine uymanın gerekliliği ortadadır. Zira bu hususta onun sünneti, hayat bahşeden güzel prensipler takdim ettiği gibi insanın her türlü tasarrufundan hesaba çekileceğinin şuurunu da vermektedir. İş gücünden, etinden ve sütünden istifade edilen hayvanların bakımlarını gereği gibi yerine getirmek, onları sağlıklı ve semiz bir şekilde barındırmak sahiplerinin vazifesidir. Rabbimizin tabiatta her birini bir hikmete mebni olarak yarattığı diğer tüm hayvanlara da merhamet ve şefkatle muamele ayrı bir mesuliyettir. Bütün bu sorumlulukları yerine getirmeyenleri ikaz etmek de Müslümanların görevidir. Çünkü İslâm toplumu, rahmet toplumudur.

    [1] Mesela, Bakara (İnek), Nahl (Arı), Ankebut (Örümcek), Neml (Karınca) sûreleri gibi.

    [2] Bu husula ilgili çok ibretli ve hissiyat dolu bir hikâye anlatılır: Bir gün Ba­ye­zid-i Bis­tâ­mî, se­ya­hat eder­ken bir ağaç al­tın­da du­rur ve ye­mek yer. Ye­me­ği­ni bi­tirip yo­lu­na de­vâm eden büyük velî, hayli yol aldıktan sonra tor­ba­sı­nın üze­rin­de bir ka­rın­ca gö­rür. Haz­ret:

    “– Al­lâh’ın bu mah­lû­ku­nu va­tanından ayırdım” di­ye­rek ge­ri dö­nüp ka­rın­ca­yı tek­rar o ağa­cın al­tı­na bı­ra­kır. (Bkz. Kuşeyrî, er-Risâle, Kâhire, Dâru’l-Maârif, s. 229; Sâdî, Bostan, s. 78)

    [3] Hadîs-i şerîf seyahatlerin hayvanlarla yapıldığı dönemlerdeki bir duruma dikkat çekmektedir. Zira o dönemlerde yırtıcı hayvanlar ve bir takım haşarat geceleyin yol boyu yürürler, geçen kafilelerden düşen yiyecek kırıntılarını toplayıp karınlarını doyururlardı. Hem onlara mani olmamak ve hem de onlardan bir zarar görmemek için yoldan uzak bir mekânda istirahat tavsiye edilmiştir. Bunun yanında Efendimiz zararlı hayvanlarla birlikte bütün şerirlerin şerrinden korunmak maksadıyla bizlere şu tavsiyede bulunmuştur: Kim bir yerde konaklar da sonra ‘Eûzu bi kelimâtillâhi’t-tâmmeti min şerri mâ halak (Yarattıklarının şerrinden Allah’ın mükemmel kelimelerine sığınırım)’ derse, konakladığı yerden ayrılıncaya kadar hiçbir şey ona zarar vermez.” (Müslim, Zikir, 54, 55)

    [4] Bu rivayette geçen “tesbîh etmezdik” ifadesinin “nafile namazı kılmazdık” veya “kuşluk namazına durmazdık” anlamına geldiği söylenmektedir. (Sehârenfûrî, XII, 49)

    [5] Bugün eğitilmiş köpeklerin bir işaret üzerine enkaz altındaki ölü veya canlı insanların bulunduğu yeri göstermesi yahut kaçakçıların uyuşturucu maddeleri sakladıkları gizli bölmeleri bulup çıkarması, onların müspet anlamda istifade edildiği alanlardır.

    Kaynak: Üsve-i Hasene 2, Erkam Yayınları

    İslam ve İhsan

    İslam'da Hayvan Hakları

    Hayvana Eziyet İslam Ahlakına Sığmaz

    Yazı kaynağı : www.islamveihsan.com

    “Hayvanlar Hakkında Allah’tan Korkun!”

    “Hayvanlar Hakkında Allah’tan Korkun!”

    CENÂB-I HAK, hayvanları insanın emrine, istifadesine ve hizmetine vermiştir. Kimisinin etinden, sütünden, derisinden istifade ettiğimiz gibi, kimisinin de gücünden, tüyünden, sesinden ve birçok özelliklerinden istifade ederiz.

    Kur’ân şu âyetlerde özet olarak hayvanlardan nasıl istifade ettiğimizi anlatır:

    Davarları da O yarattı. Onlarda sizin için soğuktan koruyan elbiseler ve daha başka yararlar vardır; ayrıca onlardan yersiniz. Onları akşam ağıla getirirken ve sabah çayıra salarken seyretmek size haz verir. Onlar, kendinizi zora sokmadan ulaşamayacağınız uzak beldelere yüklerinizi de taşırlar. Hiç şüphe yok ki Rabbiniz çok şefkatli, çok merhametlidir. O, hem binmeniz için, hem de size bir ziynet olsun diye, atları, katırları, merkepleri de yarattı. O, bundan başka sizin bilmediğiniz şeyleri de yaratıyor.” (Nahl, 16:5-8)

    Kur’ân’da bir sureye de isim olan ve nimetler anlamına gelen “En’âm” kelimesi keçi, koyun, sığır ve deve gibi hayvanlar için kullanılır; bunlar her şeyiyle insanın zaruri ihtiyaçlarını karşılarlar. Ayrıca Kur’ân, Neml (karınca), Nahl (bal arısı), Ankebût (örümcek), Fil gibi surelere isim olan hayvanlardan bahsederken, bu varlıkları aynı zamanda Allah’ın varlık ve birliğine delil olarak gösterir.

    SAADET ASRINDAN HAYVAN HAKLARINI GÖZETME ÖRNEKLERİ

    Hayvanları insanların hizmetine veren ve çeşitli şekillerde onlardan faydalanılmasını helâl kılan Allah Teâlâ, buna karşılık hayvanlara merhamet ve şefkat gösterilmesini de emreder.

    Resûlullah aleyhissalâtü vesselam, “Merhamet edene Allah da merhamet eder; yerdekilere merhamet edin ki, göktekiler de size merhamet etsin” (Ebû Dâvûd, Edeb: 58) meâlindeki hadisiyle insanları hayvanlara karşı iyi davranmaya yönlendirdiği; aç veya susuz bırakılmaları, dövülmeleri, yavrularının alınması, yarışma düzenlenerek dövüştürülmeleri, güçlerini aşan ölçüde yük taşıtılması gibi kötü muamele yapılmasını görünce de müdahalede bulunarak ilgilileri uyardığı görülmektedir.

    “Bu dilsiz hayvanlar hakkında Allah’tan korkun” (Ebû Dâvûd, Cihâd: 44) buyuran Resûlullah aleyhissalâtü vesselam, bindiği deveye beddua eden bir kadının hayvandan aşağı indirilmesini istemiştir. (Müslim, Birr: 80)

    Diğer yandan, hayvanlara hakaret edilmesini de hoş karşılamayan, onların özellikle başlarına vurularak dövülmelerini, yüzlerine damga basılmasını (Müslim, Libas: 106-112) yasaklayan Allah Resulü (asm), hayvanların haklarının gözetilmesine her vesileyle özen göstermiştir.

    Hz. Ömer (ra), devesine gücünün üzerinde yük yükleyenleri cezalandırırdı. Bir devenin palan sürtmesinden meydana gelen yarasına hafifçe elini sürüp, “Senin başına gelen şeyden sorguya çekilmekten korkarım” diyerek insanların istifade ettiği hayvanlara iyi davranmalarını tembih ederdi.

    Bu âyetler, hadisler ve uygulamalar, en güzel hayvan haklarını gözetme örnekleridir; müminlere sorumluluklar yüklemektedir. Hayvan hakları savunucularının da dikkatini çekeriz.

    Eskiden olduğu gibi zamanımızda da bazı yörelerde horoz ve köpek dövüşü, boğa ve deve güreşi gibi turnuvalarla hayvanlar amaçları dışında kullanılıyor. Sünnet ise, bu uygulamaları net olarak yasaklıyor.

    İbn Abbas radıyallâhü anh rivayet ediyor:

    “Resûlullah aleyhissalâtü vesselâm, hayvanları birbirine kışkırtmayı (dövüştürmeyi) yasakladı.” (Ebû Dâvûd, Cihad: 51)

    HAYVANLARA İYİLİĞİN MÜKÂFATI VARDIR

    İslâm dini, hayvanlara eziyeti yasakladığı gibi, onlara karşı iyilik yapmayı teşvik eder. Mesela bu konuya verilen önemi bu hadis çok açık olarak gözler önüne seriyor. Ebû Hüreyre’nin (ra) naklettiği hadiste, susuz kalmış bir köpeğin susuzluğunu gideren bir insan bu sayede bağışlanıyor ve Allah’ın razı olduğu kullar arasına giriyor.

    Resûlullah aleyhissalâtü vesselâm şöyle buyurdu:

    “Bir adam yolda giderken çok susadı. Bir kuyu buldu ve oraya indi. Suyunu içtikten sonra kuyudan çıktı. Bir de baktı ki, susuzluktan dilini çıkarmış soluyan bir köpek, ıslak toprak yiyor. Bunu gören adam (kendi kendine) dedi ki: ’Bana gelen susuzluğun aynısı bu köpeğe de gelmiştir.’ Sonra kuyuya indi, ayakkabısına su doldurdu. Sonra ayakkabısını ağzıyla tuttu (elleriyle kuyunun duvarına tutunarak yukarı çıktı) da köpeğe su verdi. Bundan dolayı Allah, onun amelini kabul etti ve günahlarını bağışladı.”

    Sahabiler dedi ki:

    “Ey Allah’ın Resûlü! Hayvanlara iyi davranmada bize de mükâfat var mı?”

    Resûlullah aleyhissalâtü vesselâm şöyle buyurdu:

    “Canlı her hayvan için (yapılacak iyilikte) bir mükâfat vardır.” (Buhâri, Müsakat: 9; Müslim, Selâm: 53)

    HAYVANLARA EZİYETİN CEZASI BÜYÜKTÜR

    İslâm’ın hayvan haklarına verdiği en önemi, alttaki hadis çok net gösterir. Bir kadın, bir kediyi hapsederek aç bırakıp ölümüne sebep olduğu için Cehenneme giriyor.

    Abdullah bin Ömer radıyallâhü anh anlatıyor:

    Resûlullah aleyhissalâtü vesselâm şöyle buyurdu:

    “Bir kedi yüzünden bir kadına azap edildi. Kadın, kediyi açlıktan ölünceye kadar hapsetmişti. Bu yüzden Cehenneme girdi. Ona şöyle denildi:

    “Sen o kediyi hapsettiğin zaman ona yiyecek vermedin, su içirmedin, bir de yeryüzünün haşaratından yesin diye onu salıvermedin.” (Buhârî, Müsakat: 9;  Müslim, Selâm: 151)

    ALLAH RESULÜ’NÜ KIZDIRAN OLAY

    İslâm Peygamberi aleyhissalâtü vesselam her canlının yaşama hakkını koruyor, kuş yavrularının bile zarar görmesine razı olmuyordu. Karınca yuvasının yakılmasına kızıyor ve insanları ciddi olarak ikaz ediyordu.

    Abdullah bin Mes’ud radıyallâhü anh anlatıyor:

    Resûlullah aleyhissalâtü vesselâm ile birlikte bir seferde idik. Resûlullah aleyhissalâtü vesselâm ihtiyacını gidermeye gitti. O sırada iki yavrusuyla beraber bir kuş gördük. Anaları ayrılınca yavrularını aldık. Kuş gelip yavrularını göremeyince çırpınmaya başladı. O sırada gelen Resûlullah aleyhissalâtü vesselâm:

    “Bunun yavrularını kim aldı? Hemen onları anasına götürün” dedi.

    “Orada bir de karınca yuvası yakmıştık. Onu da görünce:

    “Bu karıncaları kim yaktı?” dedi.

    “Biz yaktık” deyince, (kızarak):

    “(Canlı bir hayvana) Ancak ateşi yaratan Allah, ateşle azap eder” buyurdu. (Et-Tergîb ve’t-Terhîb, 4:471, Hadis No:21)

    MAHŞER MAHKEMESİNDE SERÇENİN ŞİKÂYETİ

    Halen bazı yörelerimizde, özellikle serçeler sırf keyif ve zevk için sapan ve benzeri yollarla öldürülüyor. Sünnet bu alışkanlıkları yasaklıyor. Ayrıca bu hayvanların neslinin devamı sağlanmalı, Allah’ın yeryüzünde yarattığı ekolojik denge bozulmamalıdır.

    Şureyd bin Süveyd radıyallâhü anh anlatıyor:

    Resûlullah aleyhissalâtü vesselâm şöyle buyurdu:

    “Kim sırf eğlence olsun diye keyif için bir serçeyi öldürürse, kıyamet gününde o serçe: ‘Rabbim! Bu adam, beni yemek ve yararlanmak için değil, sırf zevki için boşu boşuna öldürdü’ diye onu Allah’a şikâyet eder.” (et-Tergîb ve’t-Terhîb, 4:470, Hadis No: 17; Kenzü’l-Ummal, Hadis No:39971)

    Yazı kaynağı : www.zaferdergisi.com

    Peygamberimizin hayvanlara olan merhametini açıklar mısınız?

    Peygamberimizin hayvanlara olan merhametini açıklar mısınız?

    Değerli kardeşimiz,

    Yüce dinimiz İslam, kainatta her şeyin bir denge ile yaratıldığını bildirir. Kainattaki tüm varlıklarda görülen denge, Allah’ın varlığının birer işareti ve belgesidir. Kainattaki ekolojik dengeyi sağlayan en önemli unsurlarından birisi de hayvanlardır. Kur'an-Kerim ekolojik sistemin önemli üyeleri olan hayvanları, “ümmet” olarak isimlendirmektedir. En’am suresinin 38. Ayetinde;

    buyrulmaktadır. Bu ayet-i kerimede, yeryüzündeki bütün canlıların insanlar gibi birer tür oldukları, tek hücrelilerden, omurgalılara, sürüngenlerden, ayaklarıyla yürüyenlere ve kanatlarıyla uçanlara kadar bütün canlıların müstakil birer varlık oldukları bildirilmektedir.

    Allah’ın yarattığı her şey güzeldir ve O’nun engin sevgisiyle yaratılmıştır. Bu gerçek Kur’an-ı Kerim’de şu şekilde ifadesini bulmuştur:

    Canlı cansız yaratılmışların tamamı, kendi lisanı halleriyle Allah’ı tesbih etmektedir. Cuma Suresinin birinci ayetinde şöyle denilmektedir:

    Yaratılmışların en şereflisi ve en üstünü olan insandan beklenen de, Allah’ı tesbih eden her varlığa şefkat ve merhametle muamele etmektir.

    Resulullah (asm) sadece insanlara değil, bütün canlılara karşı merhametli olunmasını istemiştir. Bir hadis-i şerifte şöyle buyuruluyor:

    Hadiste geçen “yerde olanlara” ifadesinin içine her çeşit canlı girmektedir.

    Hz. Peygamber (asm)'in bu nasihatinin tarih boyunca Müslümanlar üzerinde çok etkili olduğu görülmektedir. Hz. Muhammed (asm)’den aldıkları bu öğütle hareket eden Müslümanlar, bütün canlılara merhamet ve hoşgörü ile bakmışlardır. Bu merhamet, sevgi ve hoşgörü medeniyetinden hayvanlar da nasibini almışlardır.

    Büyük gönül insanı ve halk şairi Yunus Emre’nin “Yaratılanı sev, yaratandan ötürü.” şeklindeki sözü, atalarımızın kendi çevrelerine ve bu çevrede yaşayan her türlü canlıya karşı takındıkları tutumu çok özlü olarak dile getirmektedir.

    Atalarımız hayvanlara karşı olan sevgi ve merhametlerini, hayvan hastaneleri, kuş evleri, kuş hastaneleri ve hayvanları korumaya yönelik çeşitli vakıflar kurarak göstermişlerdir.

    Hayvanlara iyi davranmanın, cennete girmeye sebep olacağını bildiren Peygamberimiz (asm) sahabîlere şu olayı nakleder:

    Bunun üzerine sahabîler: “Hayvanları sulamakla bize de sevap var mıdır?” diye sordular. Resulullah (asm): “Yaşamakta olan her canlıyı sulamakta sevap vardır.” buyurmuştur. (4)

    Hayvanlara kötü davranmanın insanı cehenneme götüreceğini bildiren Hz. Peygamber (asm):

    İslam dini, insana işkence yapmayı yasakladığı gibi hayvanlara da eziyet etmeyi ve işkence yapmayı yasaklamıştır. Sevgili Peygamberimiz (asm), “Cenab-ı Hakk'ın haksız olarak bir serçeyi öldürenden kıyamet gününde hesap soracağını...”,(6) bildirmiş; “Kuşların yuvalarının bozulmamasını, yumurta ve yavrularının alınmamasını” (7) emretmiştir.

    Ömer b. Abdulaziz, hilafeti döneminde valilerine gönderdiği mektuplardan birinde, atların boş yere koşturulup eziyet edilmemesini, bu şekildeki tatbikata kesinlikle mani olunmasını, atlara ağır gemlerin takılmamasını ve altında demir bulunan yularla eziyet verilmemesini istemiştir. Ömer b. Abdulaziz’in bu talimatı, hayvan haklarını koruma altına alınması bakımından son derece önemli tarihi bir örnektir.

    Osmanlıların örfi hukukunda da hayvan haklarının korunduğu ve ihlal edenlere cezalar verildiğine dair bilgilere sahibiz.

    Netice itibarıyla İslam, hayvanların sevilmesi, fıtrî yapılarına uygun işlerde çalıştırılması, kaldırabilecekleri kadar yük vurulması, yiyeceklerinin zamanında verilmesi, dövülmemeleri, hasta oldukları zaman tedavi ettirilmelerini emretmektedir.

    Dipnotlar:
    1. Secde, 32/7.
    2. Nahl, 16/5.
    3. Müslim, Birr ve Sıla, 23; Tirmizi, Birr, 16.
    4. Buhari, Enbiya, 54.
    5. Buhari, Bed'ül-Halk 17.
    6. Nesâi, Dahâyâ, 43.
    7. Buhari. Edebü’l-Müfred, 139.

    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet

    Yazı kaynağı : sorularlaislamiyet.com

    Yorumların yanıtı sitenin aşağı kısmında

    Ali : bilmiyorum, keşke arkadaşlar yorumlarda yanıt versinler.

    Yazının devamını okumak istermisiniz?
    Yorum yap