Bu sitede bulunan yazılar memnuniyetsizliğiniz halınde olursa bizimle iletişime geçiniz ve o yazıyı biz siliriz. saygılarımızla

    istanbul depremi bekleniyor mu

    1 ziyaretçi

    istanbul depremi bekleniyor mu Ne90'dan bulabilirsiniz

    İstanbul depremi olacak mı, ne zaman olacak? Düzce depremi beklenen büyük İstanbul depremini etkiler mi? - Yeni Şafak

    Büyük Marmara depremi ne zaman olacak, tarihi belli mi, hangi illeri nereleri etkileyecek? Beklenen Büyük Marmara Depremi için peş peşe açıklamalar!

    Büyük Marmara depremi ne zaman olacak, tarihi belli mi, hangi illeri nereleri etkileyecek? Beklenen Büyük Marmara Depremi için peş peşe açıklamalar!

    "Eskişehir'de dahi hissetim. Şiddetli bir deprem inşallah can kaybı yaşanmamıştır" diyen İTÜ Öğretim Üyesi Ziyadin Çakır, "Bu gördüğüm kadarıyla İzmit depreminin gerçekleştiği fay hattındaki kırılmayan bir fay parçası vardı. Muhtemelen bu alüvyon zemin üzerinde bir faydı.

    Çok yüksek bir ihtimalle bu hat kırıldı. Daha büyük bir deprem olma ihtimali şu an için çok düşük. Bunun artçıları mutlaka olacaktır.

    Hasarlı binalardan uzak durulması gerekiyor. Daha büyük bir deprem olma olasılığı şu an için çok düşük. Ama vatandaşların şu an için hasarlı binalardan uzak durmaları gerekiyor. Yüzeye yakın bir deprem bu depremin hasarını da yükseltiyor.Civarda irili ufaklı faylar ama bu İstanbul depremini tetiklemez.

    Yazı kaynağı : www.sabah.com.tr

    beklenen büyük istanbul depremi

    Son dakika: Uzmanlar Düzce depremini değerlendirdi: Prof. Dr. Ersoy ‘1 hafta 10 gün sürebilir’ dedi ve uyardı

    Son dakika: Uzmanlar Düzce depremini değerlendirdi: Prof. Dr. Ersoy ‘1 hafta 10 gün sürebilir’ dedi ve uyardı

    Saat 04.08'de merkez üssü Düzce'nin Gölyaka ilçesi olan 5,9 büyüklüğünde deprem meydana geldi. AFAD'dan alınan bilgiye göre deprem, başta Düzce olmak üzere; İstanbul, Bolu, Ankara, Eskişehir, Kütahya, Bursa, Kocaeli, Edirne, Çankırı, Zonguldak, Sakarya illeri ve ilçelerinde hissedildi.

    PROF. ERSOY: BEKLENEN İSTANBUL DEPREMİNİN ÖNCÜSÜ DEĞİL

    5.9 büyüklüğündeki depremden sonra artçı depremlerin meydana geleceğini belirten Prof. Dr. Şükrü Ersoy, "Buna hazır olmak gerekiyor. Hissetmek ve yıkım aynı şey değil. Şimdiye kadar olumsuz bir haber yok. Bundan sonra da olmazsa bunu böyle atlatmış olabiliriz. Bu deprem gerçeğinden kurtulmamız anlamını taşımıyor. Bu beklenen İstanbul deprem öncüsü değil. Biz Marmara'da 7 büyüklüğünde bir deprem bekliyoruz. Daha doğuda" ifadelerini kullandı.

    Prof. Dr. Ersoy, bir hafta 10 gün kadar büyüklüğü 5.0'a kadar olabilecek artçı depremlerin olabileceğini söyledi. CNN TÜRK canlı yayınında konuşan Ersoy ayrıca, "1999’da 7.2 büyüklüğünde bir deprem yaşandığı için bu bölge hazırlıklı. Olan hasarlar beklenenden az olabilir, can kaybı olmaması sevindirici.

    5.9 büyüklüğündeki depremin oluş bölgesi sığ. Hissedilme zeminsel faktörlerden ve bina kaynaklı, yüksek binadaysanız daha çok hissedebilirsiniz. Maltepe civarlarındaydım yataktan uyandırıcı büyüklükteydi.

    Kısa sürmesi depremin büyük olmadığı fikrini getirdi. 5-10 saniyelik bir süre. Kocaeli depremini 45 saniye hissettik çünkü kırılma aralığı 120 kilometreydi. Artçılar bir hafta 10 gün kadar sürecek. 5 büyüklüğüne varan artçı olabilir." dedi.

    "HİÇ BEKLEMEDİĞİMİZ BİR YERDİ"

    Jeoloji Mühendisi Şerif Barış, "Sürpriz bir şey çünkü hiç beklemediğimiz bir yerdi" diyerek şunları söyledi: 5.9-6 büyüklüğü oldukça tabi sarsıcı. Şehir içi ve kasabalarda bir hasar olacağını sanmıyorum, köylerde hasar olabilir. Oradaki depremde fay hatlarının gerilimi boşaltmış olması lazım.

    İki büyük deprem sonrası böyle orta büyüklükte bir deprem olması gerçekten ilk defa gördüğüm bir olay. Türkiye Alp-deprem kuşağında, dolayısıyla biz her zaman deprem olacakmış gibi davranmak zorundayız ve hazır olmak zorundayız. Muhtemelen sığ depremlerdendi.

    "DAHA BÜYÜK BİR DEPREM OLMA OLASILIĞI DÜŞÜK"

    "Eskişehir'de dahi hissetim. Şiddetli bir deprem inşallah can kaybı yaşanmamıştır" diyen İTÜ Öğretim Üyesi Ziyadin Çakır, "Bu gördüğüm kadarıyla İzmit depreminin gerçekleştiği fay hattındaki kırılmayan bir fay parçası vardı. Muhtemelen bu alüvyon zemin üzerinde bir faydı. Çok yüksek bir ihtimalle bu hat kırıldı. Daha büyük bir deprem olma ihtimali şu an için çok düşük. Bunun artçıları mutlaka olacaktır. Hasarlı binalardan uzak durulması gerekiyor.

    Daha büyük bir deprem olma olasılığı şu an için çok düşük. Ama vatandaşların şu an için hasarlı binalardan uzak durmaları gerekiyor. Yüzeye yakın bir deprem bu depremin hasarını da yükseltiyor. Civarda irili ufaklı faylar ama bu İstanbul depremini tetiklemez. Bu fay 6 büyüklüğünde bir deprem üretebilecek bir deprem değil. Şu an da bütün Düzce ovası tehlikeli, 5 büyüklüğünde artçılar mutlaka gelecektir. Yerleşim yerlerinden uzak durulması gerekiyor. Ben depremi çok kısa hissetim Eskişehir'de çok şiddetli hissedilmedi" ifadelerini kullandı.

    PROF. ŞAHİN: BÜYÜK BİR DEPREM DEĞİL, BİNALARI YIKMAZ

    Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cemalettin Şahin, Düzce depreminin beklenen İstanbul depremini tetiklemesinin mümkün olmadığını belirterek, "5.9'luk bir deprem büyük bir deprem değil. Binaları yıkmaz. Eğer 5.9'da binalarımız yıkılıyorsa asıl sormamız gereken bu. Geçtiğimiz günlerde AFAD bir tatbikat yaptı.

    Bunlar çok önemli. Bu gibi durumlarda genellikle yaralanmalar, eşya düşmesi, kaçarken, yüksekten atlarken gibi durumlarda oluyor. Düzce Ovası dediğimiz bölge alüvyal topraktan oluşuyor. Biz de bu topraklara binalar yapıyoruz. Yumuşak toprakta oturuyoruz. Bizim bu coğrafya depremlerle yaşamaya alışmamız lazım. Önemli olan tedbirli olmak, sağlam binalar yapmak. Yoksa bu büyüklükte depremlerde bina yıkımı olmaz" ifadelerini kullandı.

    PROF. DR. SÖZBİLİR: 5 BÜYÜKLÜĞÜNDE ARTÇI OLABİLİR

    DEÜ DAUM Müdürü ve Jeoloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hasan Sözbilir, Düzce Gölyaka merkezli 5.9 büyüklüğünde depremin ardından açıklamada bulundu. Prof. Dr. Sözbilir, "Düzce geniş ölçekte alüvyon dediğimiz zayıf zemin üzerinde kurulmuş. Burada eski yapı stoku olmuş olsaydı, ciddi yıkım ve can kaybı olurdu. Depremin büyüklüğü 5.9 ama şiddeti 8 olarak hesaplandı. 30 Ekim 2020'de 6.6 büyüklüğündeki depremi de 8 şiddetinde hissetmiştik. O depremde 5 bin civarında bina hasar görmüş, 4 bina tamamen yıkılmış ve 117 vatandaşımız can vermişti.

    Bu da Düzce ilinin depreme hazır olduğunu gösteriyor. Bugün 04.08'deki deprem, 17 Ağustos 1999 depreminde kırılan Kuzey Anadolu Fayı'nın Karadere adı verilen segmentinin kuzeydoğu ucunda gerçekleşti. Bölgede şu ana kadar gelişen 50'yi aşkın artçı deprem dağılımı Gölyaka ile Düzce kent merkezi arasında yoğunlaşmış durumda. 5 büyüklüğüne varan artçı depremler olabilir. Halkımızın devletin resmi kurumu olan AFAD yetkililerinin bilgileri doğrultusunda hareket etmesi ve hasarlı evleri varsa ilgililere göstermesi son derece önemli" ifadelerini kullandı.

    Nedim BAYHAN - Ömer HASAR / İSTANBUL (DHA)-BOĞAZİÇİ Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Bölgesel Deprem ve Tsunami İzleme ve Değerlendirme Merkezi Müdürü Doç. Dr. Doğan Kalafat Düzce depremine ilişkin yaptığı değerlendirmede, "Depremin büyüklüğünü 6 olarak verdik. Ana şok sonrasındaki süreç bizim için olumludur. Artçıların zaman içerisinde hem büyüklükleri hem de sıkılıkları azalarak devam edecektir. 8 kilometrelik uzunluğundaki bu fay parçası ana depremde kırılmıştır. Enerjisi boşalmıştır. Bunun dışında orada daha büyük bir deprem olasılığı riski çok düşüktür." dedi.

    "DÜZCE’DE YAŞANAN DEPREM İSTANBUL’U ETKİLEMEZ"

    Doç. Dr. Doğan Kalafat şöyle devam etti:

    "İstanbul depremini takip ediyoruz. Bildiğiniz gibi Marmara’da iki sismik boşluk var. Sismik boşluğun hangisinin kırılacağına daha bilmiyoruz ama Marmara Bölgesi’ndeki 7 il ve ilçelerin tamamı bu depremlerden etkilenecek.

    Marmara Bölgesi’nde yaşayan vatandaşlarımızın deprem bilinci yüksek bir toplum haline gelebilmesi lazım. Düzce’de yaşanan deprem İstanbul’u etkilemez. Bu deprem Kuzey Anadolu Fayı’nın ana parçası üzerinde olan bir deprem değil. İstanbul için beklediğimiz Kuzey Anadolu Fayı’nın ana parçalarında olması."

    PROF. DR. SERTÇELİK: TETİKLEYİCİ DEPREM DEĞİL

    Kocaeli Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Jeofizik Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Fadime Sertçelik, Düzce'de meydana gelen depremin tetikleyici nitelikte olmadığını belirterek, "Olası bir Marmara depremine baktığınızda bu fayın Marmara Denizi içerisinden geçen bir kolu var, bir de Bursa üzerinden geçen bir kolu var. Üstteki kuzey kolu alttaki güney kolu. Güney kolu hiç çalışmadı. Güney kolu, Bursa üzerinden geçen bir kol ve o bölgede de bir deprem üretebilir bu fay. İster kuzey ister güney kolunda olsun, büyük bir deprem, zaten bölgeyi çok etkileyecek. O nedenle bu bölgeye biz hepimiz gözlerimizi dikmiş vaziyetteyiz. 'Bu deprem, o depremi tetikler mi?' konusunda büyüklük olarak ve uzaklığa baktığımızda tetikleyici nitelikte bir deprem değil ama diğer taraftan da Marmara'ya bakarken kesinlikle doğuyu da kaçırmamalıyız. Doğu Anadolu fayında da son yüzyılda büyük bir deprem olmadı. O fayın da 580 kilometre uzunluğunda ve üzerinde büyük bir sürü şehirlerimiz var" dedi.

    Düzce depreminin birçok ilde hissedildiğini de dile getiren Prof. Dr. Sertçelik, şöyle konuştu:

    "Depremin olduğu yer nüfusun yoğunluğu olduğu bir yer. Biz ülke olarak aslında depremi öğrendik. En küçük sarsıntıda artçılarda dahi hisseder vaziyetteyiz. Çok büyük coğrafyada hissedilmesinin nedeni, yüzeye çok yakın olması. Bizim ülke olarak bir dezavantajımız da o. Türkiye'de meydana gelen depremler, sığ depremler.

    Sığ depremler dediğimiz 10-15 kilometre, akademik bilgi olarak 60 kilometreye kadardır. Türkiye'deki depremlere baktığımızda 15-20 kilometreden daha derinde depremler olmuyor. Dolayısıyla enerji direk binalara ve bizlere iletiliyor. Biz çok hissediyoruz. Japonya'da ya da dünyanın başka ülkelerinde deprem yerin 100-150 kilometre civarında oluyor ve çok daha az hasarla depremler atlatılırken bizim maalesef öyle bir dezavantajımız var. Bu fayların özelliği."

    Yazı kaynağı : www.hurriyet.com.tr

    Prof. Dr. Naci Görür uyardı: 'Deprem için gerekli hazırlıklar yapılmadı'

    Prof. Dr. Naci Görür uyardı: 'Deprem için gerekli hazırlıklar yapılmadı'

    17 Ağustos 1999’da yaşanan Gölcük Depremi’nin ardından, deprem Türkiye'nin gündeminde hep üst sıralardaki yerini koruyor. İstanbul'da her an olabileceği kaydıyla 30 yıl içerisinde deprem olma ihtimali yüzde 64 oranıyla açıklandı.

    İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) tarafından yayımlanan Hızlı Tarama Yöntemleri ile Bina İncelemesi Projesi’nin 33 ilçeye ait raporuna olası bir 7.5 büyüklüğünde depremde tahmini olarak, 91 bin 081 bina ağır veya çok ağır, 167 bin 116 bina ise orta hasarlı olacak. Bilim Akademisi kurucu üyelerinden olan yer bilimci Prof. Dr. Naci Görür, Cumhuriyet’in depremle ilgili sorularını yanıtladı.

    - Yıllardan beri bütün bilim insanları depremin geleceğini söylüyor. Ancak buna karşın İstanbul depreme hazır değil. Hazırlanmamız gerekirken neden bu kadar ‘alıştık’?

    Aslında insanlar depreme alışmadı. Bilinçsiz, duyarsız veya depreme alışmış değil ama ekonomik nedenlerle problemin büyüklüğü nedeniyle çaresiz hissediyorlar. Kendi yapacaklarıyla bu işin çözülemeyeceğinin farkındalar. Halkla birebir konuştuğumda, “Biz ne yapabiliriz ki hocam? Bu işi devletin yapması lazım” diyorlar. Büyük ölçüde haklılar, bu işi devletin halletmesi gerekir.

    - Gerek bakanlıklar gerekse belediyeler tarafından gerçekleştirilen kentsel dönüşüm çalışmaları hızlandı. Düzgün bir kentsel dönüşüm nasıl yapılmalı?

    Kentsel dönüşüm projeleri doğru uygulanmadı. Onun için de adı rantsal dönüşüm oldu. Kentsel dönüşüm gerçek anlamıyla deprem odaklı yapılırken bir kentin bütün bileşenlerinin deprem dirençli hale getirilmesi için çalışılır. Bu hükümetin uyguladığı kentsel dönüşüm projesinin en önemli parametresi yapı stoku. Bir kenti depreme hazırlamak denince akla gelen ilk şey yapı stoku olmamalı. Ölüme neden olan en önemli bileşen yapı stokunun yetersiz oluşu ama sadece bir kentin yapı stokunu iyileştirmekle o kenti deprem dirençli hale getiremezsiniz. Kentin bütün tüm bileşenlerini deprem dayanıklı hale getirmek gerekiyor. Bir kentin tüm bileşenleri dediğimiz zaman ilk akla gelen, halk, ikincisi alt yapı, üçüncüsü yapı stoku, dördüncüsü çevre, beşincisi ise ekonomidir. Bu beş bileşenin çalıştığı durumda kent deprem güvenlidir. Kentsel dönüşümlerde ilk akla gelen bu beş bileşenden sadece yapı stoku. yalnızca yapı stoğuna eğildiğiniz zaman o iş müteahhit işine dönüşür. Eğer o projenin motor gücü müteahhit olursa, o iş ranta kayar. 

    - Kentsel dönüşüm demişken, İstanbul’un bir diğer problemi de deprem toplanma alanları. Bu alanlar acil durumlarda önemliyken neden yapılaşma çabamız var?

    Deprem toplanma alanı deniyor ama hiçbiri o nitelikte değil. Deprem toplanma alanı dediğimiz zaman, insanların toplanacağı ve kaldıkları süre boyunca düzen ve donanıma sahip uygun alanlar demektir. Bugün toplanma alanı diye baktığımız yerlerde 50 kişi olsa insanlar rahatsız olur. Deprem toplanma alanı denildiği zaman insanların oturacağı, belki kalacaklar, sağlık biriminin bulunduğu hatta çocuklar için bir alan olması gerekir.  Bu yer, normal durumda hizmet vermez ama öyle dizayn edilmiştir ki deprem olur olmaz en kısa sürede etkin hale gelir. İstanbul’da zaten böyle bir yer yok. Çoğu alışveriş merkezine dönüşmüş. Şimdi de Göktürk’te de betona boğmaya çalışıyorlar. İstanbul gibi büyük deprem beklenen bir kentte bu hareketler nasıl yapılıyor  aklım almıyor. 

    - Depremden sonra kritik 72 saatte İstanbul’u kurtarabilecek miyiz?

    Gecekondu mantığıyla gelişmiş İstanbul’da düşündüğümüzden çok daha fazla kayıp vereceğimiz kesin. Bu depremde binaların çökme ve yıkılma sırasında olabilecek can kayıplarının dışında göçük altında kalan insanlara gerektiği zaman içerisinde müdahale edilemediği için de kayıplar vereceğimizi düşünüyoruz. Depreme müdahalede İstanbul’u kurtaracak şey İstanbul’un kendisi olamaz. Acil müdahale ekip ve ekipmanları da İstanbul’un içerisinde. Dolayısıyla ekip ve ekipmanların yüzde kaçının performans gösterebilecek durumda olacağını bilmiyoruz. Ekip ve ekipman hazırlıklarının İstanbul’un çevresinde yapılması gerekiyor. Bizler, önerilerimizde mahalle gönüllüleri kavramını önermiştik. Devlet tarafından ciddiye alınıp yapılsaydı, bir mahallede göçüğe en kolay müdahaleyi o mahalledeki insanlar yapardı. Bir zamanlar mahallede belli yerlere acil durum ekipmanlarının bulunduğu konteynerler konuldu. Sonra kayboldu ne oldu bilmiyoruz. Bu depremler başka yerde olduğunda kazara 1-2 kişi ölüyor. 1999’dan bir gün sonraki düşüncemizi hiç bozmasaydık devam etseydik, konuyla ilgili bir bakanlık kurarak bir projelendirme yapabilseydik bugün her şeyi bitirmiştik.

    - Şu an tartıştığımız Kanal İstanbul gibi büyük bir proje var. Deprem bekleyen bir kentte bu proje ne kadar doğru?

    Kanal İstanbul, yer bilimleri ve deprem açısından yapılmaması gereken bir proje. Projenin yapılacağı güzergah deprem açısından iyi nitelikli değil. Düşünülen projenin Marmaraya açıldığı bölgede çok sayıda aktif fay var. Aktif fayların ana deprem beklediğimiz fay noktasına bağlı olduğunu biliyoruz. Beklediğimiz deprem gerçekleştiği takdirde burada yapılması düşünülen Kanal İstanbul’un deniz ağzında da ciddi bir yıkıma sebep olabilecektir. Ayrıca, burada büyük ölçüde heyelan ve toprak kaymasına neden olacaktır.  Küçükçekmece lagünü çok sayıda derenin birleştiği yer. Bu yüzden bölge de kalın alüvyon çökeli içerir. Buralarda alüvyon çökelinin tamamını kaldırmak mümkün değildir. Onları kaldırmadığınız sürece orada herhangi bir dengeli yapı yapmanız da mümkün değildir. Çünkü, deprem sırasında bu bölgede sıvalaşma olur. Sıvalaşma olacak yerde de siz kanal inşaa edemezsiniz. O kanalı ayakta tutmanız mümkün olmayabilir.  Burada ayrıca, zemin nitelikli kayalar var. Bunların Güngören killeri diye bir kil tabakası var ve hareketliler. Özellikle suyla teması halinde çok rahatlıkla kayar ve kütle hareketine neden olur. Dolayısıyla kanalın inşaası sırasında da sonrasında da Güngören killeriyle ilişkide olan çökelleri sabit tutmanız çok zor.

    - Kanalın çevreye etkisi nasıl olacaktır?

    Karadeniz’e doğru İstanbul’un en güzel ve en zengin yer altı su kaynakları var. Siz deniz seviyesinden 20-25 metre daha derinde bir kanal açtığınız zaman yer altı su seviyesini büyük ölçüde kaybedersiniz. Bütün o su kanala boşalır. Keza, kanalı yaptıktan sonra deniz suyu bölgeyi kapladığı takdirde, yer altı sularının yolunu kullanarak bölgede tuzluluğa neden olabilir. Bu da demektir ki, siz o bölgedeki tarımı, hayvancılığı ve bitki örtüsünü yok edersiniz. Ayrıca bu kanal Terkos Gölü’nün hemen yanından geçiyor. Bu kanalı kazdığınız zaman Terkos Gölü’nü kaybedersiniz. ‘İzolasyon yapacağız’ demekle o mümkün olmaz. Hem içme suyu, hem yer altı sularını yok ediyorsunuz. Üstüne bölgenin tuzlanmasına neden olup, tarımı yok ediyorsunuz.

    - Peki ya kanalla birlikte yaşanacak nüfus artışı...

    Deprem bekleyen bir kentte yapılmaması gereken üç önemli şey vardır. Bunlardan biri, nüfusu artırmak, ikincisi yapı yoğunluğunu artırmak üçüncüsü ise afet acil müdahalesini engelleyebilecek yapılaşmaya neden olmak. Kanal bunların her birini yapıyor. Bir de İstanbul’un önemli bir yerini ada haline getiriyorsun. Yapacağın köprüler zemin bakımından en uygun olmayan yerlere yapılacak. Köprülerin tahrip olması durumunda acil müdaheleyi yapamazsın.

    - Enkazın yanı sıra, deprem alt yapı sistemlerine nasıl zarar verecek?

    Bir kentin beş bileşenini yapı stokunuz her yönüyle iyi de olsa kirlenmiş bir çevre sizi öldürür. Kirlenmiş bir çevreyi de haşat olmuş bir alt yapı oluşturur. Hemen hemen her büyük depremde alt yapı büyük ölçüde tahrip oluyor. Şimdi alt yapının tahrip olmasının sonucu, içme suyunun büyük ölçüde halka verilememesi demek. Deprem anında yangınların oluştuğu zamanlarda itfaiye çalışamaz. Deprem zamanında hastaneler ve okullar önemlidir. İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi'nin (İSKİ) bu hesapları bitirdiğini biliyorum. Çalışmalarda kanalizasyonun içme suyuna göre daha fazla tahribat gördüğünü belirledik. Genelde içme suyu şebekesi ve kanalizasyon birbirlerine çok yakın hissettiği için içme suyunda kirlilik meydana gelebilir. Bu da salgın hastalık demek. İSKİ planları yaptı, deprem dirençli hale getirme çalışmaları başlamak üzere.

    - Barajlar depremden nasıl etkilenecek?

    İstanbul’da mevcut içme suyu barajlarının önemli bir kısmı depremde tahrip oluyor. Baraj ve çevresinde özellikle Mansap tarafında yerleşim alanı çok yaygın. Bu barajların tahribatı oradaki insanların can güvenliğini de büyük ölçüde etkiler. Depremde devre dışı kalması biri su sorunu olan İstanbul’u susuzluğa mahkum edilecektir, ikincisi ise oradaki insanların karşılaşacağı tehlikedir. Barajlar için önlem alma aşamasında çalışmaların İSKİ tarafından yapıldığını biliyorum.

    - İBB’de kentsel dönüşüm

    İBB’ye ait iştiraklerden İstanbul Konut İmar Plan Sanayi ve Ticaret A.Ş (KİPTAŞ) kentsel dönüşüm çalışmalarına hızla devam ediyor. Müracatların çoğunun riskli bölgelerde olduğu belirten Görür, “KİPTAŞ’a müracaat ediyorsun, KİPTAŞ inceliyor, o durumda da plan proje gösteriyor. İBB, halkı işin içine alıyor. Halka aynı zamanda kredi için kefil oluyor. Hükümet bu yaklaşımı neden daha büyüterek uygulamıyor onu anlamıyorum. Bir hükümetle belediye kavga ederek nasıl İstanbul’u depreme hazırlayabiliriz onu anlamıyorum” dedi.

    Yazı kaynağı : www.cumhuriyet.com.tr

    Yorumların yanıtı sitenin aşağı kısmında

    Ali : bilmiyorum, keşke arkadaşlar yorumlarda yanıt versinler.

    Yazının devamını okumak istermisiniz?
    Yorum yap