Bu sitede bulunan yazılar memnuniyetsizliğiniz halınde olursa bizimle iletişime geçiniz ve o yazıyı biz siliriz. saygılarımızla

    kömür petrol doğalgaz gibi yakıtlara ne denir

    1 ziyaretçi

    kömür petrol doğalgaz gibi yakıtlara ne denir Ne90'dan bulabilirsiniz

    Fosil yakıt

    Fosil yakıt

    Fosil yakıt veya mineral yakıt, hidrokarbon ve yüksek oranlarda karbon içeren doğal enerji kaynağı. Kömür, petrol ve doğalgaz; bu türden yakıtlara başlıca örnektir.[1] Ölen canlı organizmaların oksijensiz ortamda milyonlarca yıl boyunca çözülmesi ile oluşur. Fosil yakıtlar endüstriyel alanda çok geniş bir kullanım alanı bulmaktadır.

    Elektrik üretiminde, genelde fosil yakıtın yanması ile açığa çıkan enerji bir türbine güç olarak iletilir. Eski jeneratörlerde genelde yakıtın yanması ile elde edilen buhar türbini döndürmek için kullanılırdı, fakat yeni enerji santrallerinde yanma ile elde edilen gazlar, direkt olarak gaz türbinini döndürmektedir.

    20 ve 21. yüzyılda dünya çapındaki teknolojik gelişmelerle, fosil yakıtlardan elde edilen enerjiye olan ihtiyaç artmaktadır. Özellikle petrolden elde edilen benzin, dünya çapında ve bölgesel olarak büyük çatışmaların ana sebebi haline gelmektedir. Dünya çapındaki bu enerji ihtiyacının artması ile çözüm arayışları, yenilenebilir enerji kaynaklarına doğru yönelmelidir.

    2017 yılında dünyada birincil enerji kaynaklarının %34 petrol, %28% kömür, %23% doğal gaz, 85% fosil yakıtlar oldu.[2] Fosil yakıtların yakılmasıyla 21.3 milyar ton CO2 açığa çıktığı ancak bunların doğal kaynaklarca yaklaşık yarısının emile bildiği yani net olarak havaya 10.65 milyar ton CO2 salındığı araştırılmıştır.[3] Küresel ısınmanın başlıca aktörleri fosil yakıt.[4] Fosil yakıtlar insan sağlığının en büyük tehdidi.[5]

    Fosil kömürler[değiştir | kaynağı değiştir]

    Fosil kömürler, doğal katı yakıtlar sınıfından olan antrasit, taşkömürü, esmer kömür ve linyit kömürü ve turb (turba) adlı yakıtların genel adı.

    Bunlardan taşkömürü, esmer kömür ve linyit kömürü, Türkiye'de en çok kullanılan kömürlerdir. Zonguldak'ta çıkarılan taşkömürü, sanayide en çok kullanılan kömür cinsidir. Linyit kömürü hemen hemen Türkiye'nin her yerinde çıkarılır. Linyit kömürü ve linyitin oluşumu ilerlemiş bir türü olan esmer kömür, ısıtma kuvveti bakımından diğerleri kadar zengin değildir. Çoğu zaman çıkarıldıkları yerde kullanılırlar. Esmer kömür, dış görünüşü bakımından taşkömürüne benzerse de taşkömüründen aşağıdaki şekillerde ayırt edilebilir:

    Kimyasal yapısı[değiştir | kaynağı değiştir]

    Doğal katı yakıtların esas kısmını teşkil eden fosil kömürleri, çoğunluğu altılı halkalardan meydana gelmiş olan yüksek molekül tartılı, siklik bileşiklerden oluşmuş bir organik şebeke ile bu şebeke arasına difüzyon ile sızarak yerleşmiş anorganik bileşiklerden ibarettir. Organik kısım kömürün yanabilen kısmını, anorganik kısım ise kömürün külünü teşkil eder.

    Kömürün organik kısmı, oluşumun daha ilk devrelerinde bitkilerdeki alifatik, heterosiklik ve karbosiklik bileşiklerin biyolojik işlemlerle hümin maddesine dönüşmesi ve hümin maddesinin de yüksek baskı ve uzun süreli temperatür gibi ortam şartları altında bir kondensasyon reaksiyonuna uğrayarak karbona dönüşmesi sonucunda meydana gelir.

    Hümik asit, toprağın yapısındaki madensel tuzların bitkiler tarafından alınmasını sağlayan toprak asididir.

    Kömür bir hidrokarbon değildir. Zira yapısında organik olarak bağlı oksijen, azot, kükürt gibi heteroatomların bulunduğu moleküller de vardır. Oksijen, kömürün oluşum devresine göre, hidroksil, karbonil, karboksil oksijeni olarak veya oluşumu daha ileri kömürlerde heterosiklik karbon-oksijen halkaları veya eter köprüleri şeklinde bulunabilir. Azot, kömüre bitkinin alkaloid, protein ve klorofil gibi bileşiklerinden geçmiş olup daha ziyade heterosiklik büyük moleküllerde görülür. Kükürt ise kömüre yine bitki proteinlerinden geçmiştir. Kükürt miktarı %1'in üstünde olan kömürlerde kükürdün bir kısmı, anorganik pirit kükürdü halinde de bulunabilir. Hidrojen hem aromatik molekül hidrojeni, hem de alisiklik ve alifatik olefin hidrojeni şeklinde bulunur.

    Kömür külünün bileşimi, yüzde miktarları kömürün kaynağına göre değişen, silis, alüminyum, demir, kalsiyum, magnezyum ve alkali metallerin tuzlarını içerir. ABD'de çıkarılan kömürlerin külünde bu maddelerin maksimum yüzde miktarları şu şekildedir:

    Çevresel etkiler[değiştir | kaynağı değiştir]

    Fosil yakıtların kullanımı sanayi devriminin merkezinde yer aldı ve geçtiğimiz birkaç yüzyıl boyunca gezegendeki yaşam standardında büyük iyileştirmeler yapılmasına yardımcı oldu. Bununla birlikte, fosil yakıtların yakılmasının yakıtı kullanan insanlar dışında çevreye de bir takım olumsuz etkileri vardır. Tüm fosil yakıtlar yandığında CO2 açığa çıkarır, böylece iklim değişikliğini hızlandırır. Yanan kömür, petrol ve türevleri, atmosferik partikül maddesine, dumana ve asit yağmuruna katkıda bulunur.[6][7][8]

    İklim değişikliği büyük ölçüde CO2 gibi sera gazlarının atmosfere salınımından kaynaklanıyor ve bu emisyonların ana kaynağı fosil yakıtların yakılması. İklim değişikliği dünyanın bazı bölgelerinde şimdiden ekosistemleri olumsuz etkiliyor. Bunlar, türlerin neslinin tükenmesi ve açlık sorununu artırma gibi etkileri içerir. Küresel sıcaklıklarda devam eden artışlar, hem ekosistemler hem de insanlar üzerinde daha fazla olumsuz etkiye yol açacaktır. Dünya Sağlık Örgütü, iklim değişikliğinin 21. yüzyılda insan sağlığına yönelik en büyük tehdit olduğunu belirtti.[9][10][11][12]

    Fosil yakıtların yanması, asit yağmuru olarak Dünya'ya düşen sülfürik ve nitrik asitleri üretir. Mermer ve kireç taşından yapılmış anıtlar ve heykeller, asitler kalsiyum karbonatı çözdüğü için özellikle savunmasızdırlar.

    Atmosfere salınan fosil yakıtlar ayrıca radyoaktif maddelerden olan uranyum ve toryum içerir. 2000 yılında, dünya çapında yakılan kömürden yaklaşık 12.000 ton toryum ve 5.000 ton uranyum açığa çıktı.[13] ABD'nin 1982 yılında kömür yakmasının, Three Mile Island kazasından 155 kat daha fazla radyoaktivite saldığı tahmin edilmektedir.[14] Yanan kömür ayrıca büyük miktarlarda dip külü ve uçucu kül üretir.

    Fosil yakıtların yakılmasından kaynaklanan etkilere ek olarak, hasat edilmesi, işlenmesi ve dağıtılması da çevresel etkilere sahiptir. Kömür madenciliği yöntemleri, özellikle dağ zirvesi çıkarma ve açık deniz madenciliği, olumsuz çevresel etkilere sahiptir ve açık denizde petrol sondajı, suda yaşayan organizmalar için tehlike oluşturmaktadır. Fosil yakıt kuyuları, kaçak gaz emisyonları yoluyla metan salınımına katkıda bulunabilir. Petrol rafinerileri ayrıca hava ve su kirliliği dahil olmak üzere olumsuz çevresel etkilere sahiptir. Kömürün taşınması dizel motorlu lokomotiflerin kullanılmasını gerektirirken, ham petrol tipik olarak tanker gemileriyle taşınır ve bu da ilave fosil yakıtların yakılmasını gerektirir.

    Olumsuz etkilere karşı çalışmalar[değiştir | kaynağı değiştir]

    Fosil yakıtların olumsuz etkilerine karşı koymak için çeşitli azaltma çabaları ortaya çıktı. Yenilenebilir enerji gibi alternatif enerji kaynaklarını kullanma hareketi de bunlara dahildir. Çevre düzenlemeleri bu emisyonları sınırlamak için çeşitli yaklaşımlar kullanır; örneğin, atmosfere uçucu kül gibi atık ürünlerin salınmasına karşı kurallar koyulmuştur. Diğer çabalar arasında fosil yakıtlar için artan vergiler ve güneş panelleri gibi alternatif enerji teknolojileri için sübvansiyonlar gibi ekonomik teşvikler yer alıyor.[6]

    Aralık 2020'de Birleşmiş Milletler, sera emisyonlarını azaltma ihtiyacına rağmen, çeşitli hükümetlerin fosil yakıtlarını "ikiye katladıklarını" ve bazı durumlarda Covid-19 geri kazanım teşvik fonlarının % 50'sinden fazlasını fosil yakıt üretimine yönlendirdiğini belirten bir rapor yayınladı. Alternatif enerjiden ziyade, BM genel sekreteri António Guterres, "İnsanlık doğaya karşı savaş veriyor. Bu bir intihardır. Doğa her zaman karşılık verir - ve bunu şimdiden artan bir güç ve öfkeyle yapıyor." Guterres ayrıca, Joe Biden'ın ABD'nin 2050 yılına kadar net sıfır emisyona ulaşma hedeflerini benimsemede Çin ve AB gibi diğer büyük yayıcılara katılma planını öngördüğünü tahmin ederek hala umut kaynağı olduğunu söyledi.[15][16][17]

    Hastalık ve ölümler[değiştir | kaynağı değiştir]

    Fosil yakıtlardan kaynaklanan çevre kirliliği insanları etkiler çünkü fosil yakıtların yanmasından kaynaklanan partiküller ve diğer hava kirliliği solunduğunda hastalığa ve ölüme neden olur. Bu sağlık etkileri arasında erken ölüm, akut solunum hastalığı, ağırlaştırılmış astım, kronik bronşit ve azalmış akciğer fonksiyonu bulunur. Yoksullar, yetersiz beslenenler, çok genç ve çok yaşlılar ve önceden var olan solunum hastalığı ve diğer sağlık sorunları olan kişiler daha fazla risk altındadır.[18] Toplam küresel hava kirliliği ölümleri yılda 7 milyona ulaşıyor.[19]

    Tüm enerji kaynaklarının doğal olarak olumsuz etkileri olsa da, veriler fosil yakıtların en yüksek sera gazı emisyonlarına neden olduğunu ve insan sağlığı için en tehlikeli olduğunu göstermektedir. Buna karşılık, modern yenilenebilir enerji kaynakları insan sağlığı için daha güvenli ve daha temiz görünüyor.

    AB'de kazalardan ve hava kirliliğinden ölüm oranı terawatt-saat başına şu şekildedir: kömür (24,6 ölüm), petrol (18,4 ölüm), doğal gaz (2,8 ölüm), biyokütle (4,6 ölüm), hidroelektrik (0,02 ölüm), nükleer enerji (0,07 ölüm), rüzgar (0,04 ölüm) ve güneş (0,02 ölüm). Her bir enerji kaynağından çıkan sera gazı emisyonları ton olarak ölçülmektedir: kömür (820 ton), petrol (720 ton), doğal gaz (490 ton), biyokütle (78-230 ton), hidroelektrik (34 ton), nükleer enerji (3 ton), rüzgar (4 ton) ve güneş (5 ton).[20] Verilerin gösterdiği gibi, kömür, petrol, doğal gaz ve biyokütle, hidroelektrik, nükleer enerji, rüzgar ve güneş enerjisinden daha yüksek ölüm oranlarına ve daha yüksek sera gazı emisyonlarına neden oluyor. Bilim adamları fosil yakıt kaynaklarının nükleer enerjiyle değiştirilmesiyle 1,8 milyon hayatın kurtarılabileceğini öne sürüyorlar.[21]

    Aşamalı azaltma[değiştir | kaynağı değiştir]

    Fosil yakıtların kullanımdan kaldırılması, fosil yakıt kullanımının kademeli olarak sıfıra indirilmesidir. Devam eden yenilenebilir enerji geçişinin bir parçasıdır. Fosil yakıtların kullanımdan kaldırılmasına yönelik mevcut çabalar, ulaşım ve ısıtma gibi sektörlerde fosil yakıtların sürdürülebilir enerji kaynaklarıyla değiştirilmesini içermektedir. Fosil yakıtlara alternatifler arasında elektrifikasyon, hidrojen ve havacılık biyoyakıt bulunmaktadır.

    Kaynakça[değiştir | kaynağı değiştir]

    Dış bağlantılar[değiştir | kaynağı değiştir]

    Yazı kaynağı : tr.wikipedia.org

    Fosil Yakıt Nedir ve Nasıl Oluşur?

    Fosil Yakıt Nedir ve Nasıl Oluşur?

    Fosil Yakıt nedir ve nasıl oluşur?

    Fosil yakıt, jeolojik geçmişte yaşayan organizmaların kalıntılarının oksijensiz ortamda milyonlarca yıl boyunca çözülmesi (anaerobik ayrışma) gibi doğal süreçlerden oluşan gömülü yakıtlar için kullanılan genel bir terimdir. Bu anaerobik ayrışma, bitki ve hayvan gibi organik maddelerin jeolojik birikintilerinin yeryüzü kabuğu içinde yüzlerce milyon yıl boyunca ısı ve basınca maruz kalmasıyla teşkil eder ve bu maddelerin ham petrol, kömür, doğalgaz ve ağır yağlara dönüşmesi sağlar. Dolayısıyla, hidrokarbon ve yüksek oranlarda karbon içeriğine sahip olan kömür, petrol ve doğalgaz gibi doğal enerji kaynaklarına fosil yakıt adı verilmektedir.

    Fosil yakın kullanımı tarihçesi?

    Oluşumu milyonlarca yıl süren fosil yakıtların kullanımı daha tarihöncesi dönemde başlamış ve bu kullanım insanlık tarihinde teknik yenilik, sınai üretim ve uygar toplumların kültürel ve sanatsal kaynaklarını desteklemek açısından önemli bir rol onaymıştır. Söz konusu tarihöncesi dönemde, insanlar yağ ve mineral yataklarını küçük miktarlarda işleterek ileri ki dönemlerde kalay, bronz ve demir üretimine yavaş yavaş zemin hazırlamıştır. Eski Babilliler, Mısırlılar ve Çinliler tarihöncesinde kömür, petrol ve doğalgaz gibi fosil yakıtları kullanan medeniyetlerdendir. Coğrafi olarak sınırlı olan petrol ve doğalgazın aksine, kömür daha yaygın bir kaynaktır ve 1000 yıldan fazla bir süredir maden yataklarından çıkarılmaktadır. Avrupa’nın 18. yüzyılda sanayi devrimini güçlendiren kömürün kullanımıdır. Bu ticari miktarlarda kömür kullanımına sonraki yüzyılda petrol ve doğalgaz da eklenmiştir. Bu üç fosil yakıt türü, hâlihazırda dünyadaki endüstriyel ve ekonomik faaliyetleri güçlendirmenin yanı sıra, aydınlatma, ısıtma, yemek pişirme ve ulaşım (otomobil, tren, uçak ve gemi) gibi açılardan toplumlara refah getirmeye devam etmektedir. Tüm kullanım şekilleri birlikte değerlendirildiğinde fosil yakıt tüketimi 1800 yılında 100 TeraWatt/saat’ten 2017 yılında 135000 TeraWatt/saat’e çıkmıştır. Aşağıdaki grafiklerden de görüleceği üzere, fosil yakıt kullanımı 19uncu yüzyıldan itibaren sürekli artmış ancak bu artış 1940’lardan itibaren ivme kazanmıştır.

    Fosil yakıt kullanımı sırasında açığa ne çıkar ve etkisi nedir?

    Ekstraksiyon ve taşıma aşamalarında kömür, petrol ve doğal gazın çevreye etkileri farklılık göstermektedir. Bu aşamaların yanı sıra, fosil yakıtların çevreye en önemli etkilerinden biri yandıklarında ortaya çıkan sera gazı salınımları ve insan sağlığına zararlı hava kirletici maddelerden kaynaklanmaktadır. Tüm fosil yakıtlar yakıldıklarında başta karbon dioksit (CO2) ve azot protoksit (N2O) gibi sera gazları ve partikül madde (PM10 ve PM2,5), karbon siyahı, polisiklik aromatik hidrokarbon (PAH), civa, nitrojen dioksit (NO2), kükürt dioksit (SO2), karbon monoksit (CO), Ozon (O3), sülfat (SO₄²-), nitrat (NO3-) ve uçucu organik bileşik (volatile organic chemicals-VOCs) gibi hava kirletici maddeler açığa çıkartılar. Bu salınımlar yerel, bölgesel, ulusal ve küresel düzeyde meydana gelen çeşitli halk sağlığı ve çevresel tehditlere yol açmaktadır. Söz konusu karbon dioksit (CO2) ve azot protoksit (N2O) sera gazı salınımları etkileri dünya genelinde hissedilen ve muhtemelen geri dönüşü olmayacak sonuçlara yol açacak iklim değişikliğine büyük ölçüde katkı sunmaktadır. Ağırlıklı olmak üzere kömürün yanması sonucu ortaya çıkar ve hava kirliliğine yol açarak halk sağlığını tehdit eden hava kirletici maddelerden Sülfür dioksit (SO2) emisyonları, asit yağmuru ve zararlı partikül madde oluşumuna katkı sunar ve astım, burun tıkanıklığı ve pulmoner inflamasyon gibi solunum hastalıklarını şiddetlendirebilir. Tüm fosil yakıt kullanımlarının bir yan ürünü olan azot oksit (NOx) emisyonları, akciğer dokusunu yakabilen ve insanları astım, bronşit ve diğer kronik solunum hastalıklarına karşı daha duyarlı hale getirebilen asit yağmuru ve yer seviyesi ozonu oluşumuna katkıda bulunur.

    Asit yağmuru, kükürt dioksit ve azot oksitlerin, atmosferdeki su, oksijen ve diğer kimyasallarla karıştığında ortaya çıkar ve asit oranı hafif yüksek yağmur ve yağışlar olarak teşkil eder. Asit yağmuru, ağaçlara zarar verebilir, orman ekosistemlerini zayıflatabilir göl ve akarsu asiditelerini arttırarak balıklara ve diğer su organizmalarına zarar verebilir.

    Fosil yakıt kullanımı sonucu ortaya çıkan partikül maddeler ise mikro ölçekte ebatları dolayısıyla solunum yollarından insan vücuduna girerek kronik bronşit, şiddetli astım ve erken ölüm olaylarına sebep olmaktadır. Bu etkiler özellikle gençler, yaşlılar ve solunum hastalıkları çekenler arasında daha şiddetlidir.

    Kömürlü termik santraller, havadaki en büyük cıva emisyon kaynağıdır. Havadaki cıva toprağa çöktükçe, yavaş yavaş su kaynaklarına sızarak balıklarda birikip besin zinciri doğrultusunda kuş, diğer hayvanlar ve son olarak insana geçer ve halk sağlığını tehdit eder.

    Fosil yakıt atığı nedir?

    Ürettikleri enerji miktarı bakımından tercih edilen fosil yakıtlar, doğada nadiren saf ve kullanıma hazır bir halde bulunurlar. Çoğunlukla çıkartıldıktan sonra rafine edilip daha saf ve kullanılabilir bir forma dönüştürülürler ve bu süreç bertaraf edilmesi gerek büyük miktarda atık madde ortaya çıkarmaktadır. Bu atık maddelerin taşınması ve bertaraf edilmesi çevre ve halk sağlığı yönünden maliyetlidir.

    Kömür, diğer fosil yakıtlara kıyasla yüksek karbon içermenin yanı sıra büyük miktarda toksik ağır metal ve kimyasal madde içerdiği için kirli bir yakıt olarak bilinmektedir. Yüksek miktarda kükürt içeren kömürler termik santrallerde kullanılmadan önce rafine edilip saflaştırılmalıdır. Bu işlem, atık maddelerden arındırılması için kömürün ezilmesini ve yıkanmasını kapsamaktadır. Böylelikle, nihai hedefine taşınan arıtılmış kömür, arkasında kömür bulamacı, arsenik, cıva, krom, kadmiyum ve diğer ağır metalleri içeren sulu bir atık bırakmaktadır. Kömür yakıldığında ise, sağlığa zararlı başka maddeler atık olarak açığa çıkmaktadır. Yanmadan sonra geride kalan bu maddeler uçucu kül ve dip küllerinden oluşan kömür külü olarak bilinmektedir. Uçucu kül, kömürlü termik santralinin bacalarına takılan filtreler tarafından yakalanır. Ancak, böyle bir filtre sistemi bulunmuyorsa, bu atık doğrudan hava kirliliği olarak yayılır. Dip külü ise fırının altında kalan atık maddeye verilen addır. Bu iki kül tipi büyük miktarda toksik ağır metal içermekte olup, özenli ve dolayısıyla maliyetli bir şekilde imha edilmesini gerekmektedir. Sırasıyla yanmadan önce ve sonra açığa çıkan kömür bulamacı ve kömür külü, büyük kapalı rezervuarlarda depolanmaktadır. Bu rezervuarların sızdırmazlığı dikkatli bir şekilde sağlanmadığı takdirde, söz konusu toksik atık maddeler yüzey ve yeraltı su kaynaklarına sızabilir. İçme suyundaki ve havadaki toksik ağır metallerin varlığını kanser, solunum hastalıkları, yeni doğanlarda komplikasyon, üreme bozukluğu, nörolojik hasar gibi birçok hastalığa yol açmaktadır (referans: Hava kirliliği ve sağlık etkileri- Kara Rapor, Temiz Hava Hakkı Platformu).

    Petrol ve doğalgaz doğal rezervlerinden çıkarıldığında, jeolojik oluşumlar içine hapsolmuş suyu yüzeye çıkmaktadır. Açığa çıkan bu su, çözünmüş katı maddeleri, ağır metalleri, hidrokarbonları ve doğal olarak ortaya çıkan ancak insan tüketimi için uygun olmayan miktarlarda radyoaktif maddeler içerebilmektedir. Doğal su ve toprak kaynaklarının kirlenmesini önlemek için, bu su sızdırmaz rezervuarlarda depolanmaktadır. Ancak, doğal afetler sonucu bu rezervuarların tahrip olması önüne geçilemez sağlık sorunlarını doğurabilmektedir. Petrol ve doğalgaz çıkarılmasında üretilen atık sular, doğal su kaynaklarındaki doğal yaşamı da etkileyebilmektedir. Doğal su ağlarına sızan petrol ve gaz, balık ve su kuşlarına yapışabilmekte ve algler ve planktonları tahrip ederek kırılgan su ekosistemlerinin temel besin kaynaklarını tahrip edebilmektedirler. Ayrıca, söz konusu atık sulardaki ağır metaller, düşük miktarlarda bile balıklar için toksik olabilmekte olup, insan sağlığını olumsuz yönde etkileyecek şekilde besin zincirine geçebilmektedir.

    Fosil yakıt kullanımının iklim değişikliğine katkısı nedir?

    Dünya atmosferdeki bazı gazlar, yeryüzünden yansıyan güneş ışınlarının bir bölümünü tekrar yeryüzüne göndererek bu ışınların yaydığı ısının kaçmasını engellemektedir ve adeta bir battaniye görevi görmektedir. Bunlar gazlar su buharı, karbondioksit (CO2), metan, azot protoksit ve kloroflorokarbonlardan (CFC’ler) oluşmaktadır. “Sera gazı” olarak adlandırılan ve ısıyı hapsetme özelliğine sahip olan bu gazlar temelde dünya yüzeyinde ısıtarak yaşamı mümkün kılmaktadırlar. Dolayısıyla, bu gazların atmosferdeki konsantrasyonlarındaki değişimler iklim değişikliğine yol açmaktadır. Birinci sanayi devriminden beri insan faaliyetleri, dünyada atmosferindeki doğal sera gazı dengesini ve konsantrasyonu önemli ölçüde etkilemektedir. 20ci yüzyılda ve günümüzde, kömür, dolağalgaz ve petrol gibi fosil yakıtların kullanılması, özellikle atmosferik karbondioksit (CO2) konsantrasyonunu önemli ölçüde arttırmaktadır. Bu artışın nedeni, fosil yakıtların yanmasında açığa çıkan karbonun havadaki oksijenle birleşerek karbondioksit üretmesidir. Ayrıca he ne kadar daha düşük ölçüde olsa da, fosil yakıtların kullanımı azot protoksit (N2O) konsantrasyonunu da arttırmaktadır. Söz konusu karbon dioksit (CO2) ve azot protoksit (N2O) sera gazı salınımları etkileri dünya genelinde hissedilen ve muhtemelen geri dönüşü olmayacak sonuçlara yol açacak iklim değişikliğine büyük ölçüde katkı sunmaktadır.

    Fosil yakıt neden tercih edilir?

    Fosil yakıtların kullanımının iklim değişikliğine yol açan önemli bit etken olması ve dolayısıyla dünya ve kaynaklarını büyük ölçüde zarar vermesine rağmen, fosil yakıtlar günümüzde hala enerji ihtiyacının ana kaynağını oluşturmaktadır. Fosil yakıtların teşkil ettiği sorunlar ve bunun yanı sıra yenilebilir enerjinin faydaları uzun zamandır bilinmektedir. Ancak, küresel enerji tüketimi ve ihtiyacı tarihte hep artmış ve günümüzde enerji ihtiyacının % 80’ini fosil yakıtlardan elde edilmektedir. Bu tercihin altında yatan dört temel neden sıralanabilir:

    – Fosil yakıtların enerji verimliliği yüksektir. Fosil yakıt rezervleri milyonlarca yıl boyunca eski bitki ve mikroorganizmaların organik maddelerinin sıkıştırılması ve ısıtılması sonucu oluşmasından dolayı yoğun karbon birikintilerine içermektedirler ve dolayısıyla bir bakıma yoğunlaştırılmış enerji rezervuarlarıdırlar. Karbon yoğunluğu yüksek olan fosil yakıtların enerji kapasite yüksektir ve dolayısıyla az miktarda fosil yakıt çok fazla enerji üretebilir. Fosil yakıtların bu özelliği, 18ci yüzyılda Avrupa’nın odun yerine kömürü yakıt olarak tercih etmesinin altında yatan sebeptir ve sonuç olarak da 1ci sanayi devrimine yol açmıştır.

    – Fosil yakıtların doğada hazır halde var olması onları elverişli kılmaktadır. Her ne kadar fosil yakıtlar milyonlarca yıllık doğal süreçler sonucu oluşmuşsa da günümüzdü kullanıma hazır şekilde doğada hazır halde var oldukları için üretimine yönelik bir çalışma gerektirmezler. Ayrıca, fosil yakıtlar çıkarılması ve depolanması için var olan bir yöntem mevcuttur.  Bunun yanı sıra, güneş, jeotermal ve rüzgârdan elde edilecek alternatif enerjiler için kullanım şekillerini belirlemeden önce verimli bir şekilde toplama, dönüştürme ve depolama yöntemlerinin belirlenmesi ve geliştirilmesi gerekmektedir.

    -Fosil yakıtların diğer bir elverişli özelliği ise zaman ve mekândan bağımsız olarak ulaşılabilir olmalarıdır. Uygun hava koşullarına bağlı olan ve gece veya bulutlu hava durumlarının engellediği güneş enerjisinden farklı olarak, fosil yakıtlar, zaman, hava durumu ve coğrafi konumdan bağımsız olarak uygun altyapının bulunduğu her yerde kullanılabilir.

    – Fosil yakıtlar iki asırdan beri dünyanın birçok yerinde ana enerji kaynağı oldukları için, gerek teknolojik kullanım yöntemleri gerek kullanım tercihleri köklü bir şekilde toplumlarda yerleşmiş durumdadır. Her ne kadar iki asır insan tarihinde uzun bir süre teşkil etmese de, geçtiğimiz iki asır sanayi devrimlerini içerdiği ve toplum ve medeniyetlerin yaşam şekillerinin köklü bir şekilde dönüştürdüğü için önemli bir yer teşkil etmektedir.

    Yazı kaynağı : www.termiksizgelecek.org

    petrol kömür gibi yakıtların ortak adı nedir?

    2.1. Fosil Yakıtlar (Petrol, Doğalgaz ve Kömür)

    2.1. Fosil Yakıtlar (Petrol, Doğalgaz ve Kömür)

    Kömür, petrol ve gaz milyonlarca yıldır toprak altında gömülü haldeki bitki ve hayvanların organik kalıntılarından elde edilen yenilenemeyen enerji kaynakları olan fosil yakıtların üç ana şeklidir. Fosil yakıtlar, büyük ölçüde karbon ve hidrojenden oluşur. Yanma süreci aslında havadaki oksijen ile oluşan kimyasal reaksiyondur. Çoğunlukla, karbon, CO2 oluşturmak için oksijenle (O) birleşir ve hidrojen (H) su buharı oluşturmak için oksijenle birleşir. Açığa çıkan CO2, sera etkisinin nedenidir.

    Kömür, organik madde ve az miktarda da inorganik maddeden oluşan katı yanıcı bir maddedir. Temelde her birisi; ısıl değer, kimyasal bileşim, kül içeriği ve jeolojik kökeni bakımından değişiklik gösteren dört ana kömür türü bulunmaktadır. Bu dört kömür türü antrasit, bitümlü, alt bitümlü ve linyittir. Kömür yandığı zaman birçok tehlikeli kirletici açığa çıkar. Başlıca kirleticiler şunlardır: SO2, azot oksitler (NOx), karbon monoksit (CO), partiküller, hidrokarbonlar, ozon (O3), uçucu organik bileşikler, toksik metaller (kadmiyum (Cd), arsenik (As), nikel (Ni), krom (Cr) ve berilyum (Be). Kömür yanarken, asit yağmuru, kentsel ozon ve küresel iklim değişiklikleri gibi çevre problemleriyle bağlantılı birkaç kirletici açığa çıkmaktadır. Kömürün yanıcı olmayan mineral içeriği, taban külüne ve uçucu küle bölünür. Bu fosil yakıtın yanması ile baca gazları da açığa çıkar.

    Taban külü ve kazan cürufu az miktarda kalsiyum (Ca), magnezyum (Mg), sülfat ve diğer bileşenlerle birlikte esas olarak silis, alüminyum oksit ve demirden (Fe) oluşmaktadır. Doğal tuz ve ağır metal içeriği ve bazı durumlarda da düşük pH nedeniyle, bu malzeme aşındırıcı ve toksik özellikler sergileyebilir. Taban külü ve cürufta zenginleşme gösteren elementler, yoğunluk ayrımı etkileri ile kısmen derişik olan baryum (Ba), Be, kobalt (Co), manganez (Mn), sezyum (Cs), bakır (Cu), nikel (Ni), stronsiyum (Sr), tantal (Ta), vanadyum (V), tungsten (W), öropiyum (Eu), hafniyum (Hf), zirkonyum (Zr) içermektedir. Silisyum oksit (SiO), alüminyum (Al), Fe ve Ca, tipik bir uçucu külün mineral bileşeninin %90’ınından fazlasını içermektedir. Mg, potasyum (K), sodyum (Na), titanyum (Ti) ve sülfür (S) küçük bileşenlerdir. As, Cd, kurşun (Pb), cıva (Hg) ve selenyum (Se) gibi eser bileşenlerin hepsi birlikte kömürün toplam bileşiminin % 1'den azını oluştururken, onlar, mineral içeriğin %8’ini oluşturmaktadır. Kömürün yanmasından çıkan baca gazları, esas olarak yanmamış azot, karbondioksit ve su buharını içermektedir.

    Ham petrolün 19. Yüzyıldaki keşfi, dünyanın sanayileşmesine ve hayat standartlarının iyileşmesine katkıda bulunan ucuz bir sıvı yakıt kaynağı üretmiştir. Petrokimya sanayisi, tehlikeli maddelerin üretimi ya da kullanımı sırasında üretilen tehlikeli organik atıkların başlıca kaynağıdır. Ham petrolün ya da petrokimyasalların geri kazanımı, ulaşımı ve depolanması, genellikle teknolojik kazaların sonucu olarak üretilen tehlikeli atıkların başlıca kaynaklarıdır. Petrol ve petrol ürünlerinin sızıntısı nedeniyle oluşan deniz suyu ve temiz su kirliliği, arazi sızıntıları ya da borulardaki ya da su depolarındaki sızıntı nedeniyle oluşan yeraltı ya da toprak kirliliği, petrol ya da petrol tortusunun yakılması nedeniyle oluşan hava kirliliği, önemli çevre kirliliği durumlarıdır. Benzin, petrokimya endüstrisinin ana ürünüdür ve %70 alifatik doğrusal ve dallanmış hidrokarbonlardan ve ksilenler, toluen, di-methylbenzenes ve tri-methylbenzenes, etilbenzen, benzen ve diğerleri dahil olmak üzere %30 aromatik hidrokarbonlardan oluşmaktadır. Kimyasal sentez için kullanılan diğer saf dökme kimyasallar, formaldehit, metanol, asetik asit, etilen, polietilen, etilen glikol, polietilen glikoller, propilen, propilen glikol, polipropilen glikoller ve benzen, toluen, ksilenler, stiren, anilin, ftalatlar, naftalen ve diğerleri gibi aromatik hidrokarbonları içermektedir.

    Doğalgaz, gözenekli tortul kayaçlarda özellikle de petrol verimi olanlarda biriken gaz hidrokarbonlarının yanıcı bir karışımıdır. Doğalgaz, esas olarak metandan oluşur, ancak ayrıca etan, propan, bütan ve daha ağır hidrokarbonlar da içermektedir. Ayrıca az miktarlarda nitrojen (N), CO2, hidrojen sülfit (H2S) ve eser miktarda su içermektedir. Karışımdaki en toksik bileşenleri (propan ve bütan) küçük miktarlarda bulunmaktadır. Sondaj ve kuyulardan doğalgaz çıkarımı ve boru hatlarında taşınmaları sırasında güçlü bir küresel ısınma gazı olan metan sızıntısı, önemli bir çevresel tehlikedir. Doğalgaz, diğer fosil yakıtlardan daha temiz yanmaktadır. Doğalgazın yanması önemsiz miktarlarda S, Hg ve partikül üretir.

    Yazı kaynağı : www.uni-ecoaula.eu

    Yorumların yanıtı sitenin aşağı kısmında

    Ali : bilmiyorum, keşke arkadaşlar yorumlarda yanıt versinler.

    Yazının devamını okumak istermisiniz?
    Yorum yap