Bu sitede bulunan yazılar memnuniyetsizliğiniz halınde olursa bizimle iletişime geçiniz ve o yazıyı biz siliriz. saygılarımızla

    peygamberlere neden ihtiyaç duyulmuştur araştırınız

    1 ziyaretçi

    peygamberlere neden ihtiyaç duyulmuştur araştırınız Ne90'dan bulabilirsiniz

    Peygambere Neden İhtiyaç Duyulur?

    Peygambere Neden İhtiyaç Duyulur?

    İnsanların peygamberlere ihtiyaçları var mıdır? İnsanların peygamberlere ihtiyaç duymalarının sebepleri…

    İnsanların gerçek birer yol gösterici olan peygamberlere her zaman ihtiyacı vardır. İnsanların peygamberlere ihtiyaç duymalarının sebepleri genel olarak şunlardır:

    1- İnsanlar kendi akıllarıyla, Allah'ın varlığını, birliğini anlayabilirlerse de bunun ötesinde Allah'a ait bir takım yüce sıfatları tamamen anlayamazlar. Nasıl ibadet edileceğini, ahiretle ilgili durumları doğru olarak bilemezler. En kısa ve güvenilir bir yoldan giderek, dünya ve ahiret mutluluğuna kavuşmak, fikren ve ahlaken yükselmek, ancak peygamberlerin öğrettiği vahyin gereğini yerine getirmekle ve uygulamada onları örnek almakla mümkün olabilir. İşte Yüce Allah, insanların bu ihtiyacını gidermek için peygamberler göndermiştir.

    2- Eğer peygamber gönderilmemiş olsa insanlar, hangi şeyler faydalı, hangi şeyler zararlıdır diye uzun süre düşünüp tartışmak zorunda kalacaklar, belki de hiçbir zaman gerçeği tam olarak öğrenemeyecekler ve herkes aynı doğru üzerinde birleşemeyecekti. Tarih boyunca filozofların birbirinin fikirlerini hep çürüttükleri gibi… Yahut herkes faydalıyla zararlıyı ayırt etmek için tek tek deneme yoluna gidecek ve çeşitli tehlikeler hatta belki de ölümle yüz yüze geleceklerdi. İşte bu gibi sebeplerle Allah rahmetinin bir sonucu olarak peygamber göndermiştir. Nitekim Yüce Rabbimiz, Peygamber Efendimize hitaben şöyle buyurmuştur:

    "Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik."[1]

    3- Peygamberler insanlara cennetin yolunu gösterirler. Onlar, hesap gününde insanların yaptıklarından hesaba çekilmeden önce dünya hayatında insanları cennetle müjdeleyip cehennem azabıyla ikaz ederler. Kur'an'da buyrulur: "Biz müjdeleyici ve sakındırıcı olarak peygamberler gönderdik ki artık peygamberlerden sonra insanların, Allah'a karşı bir bahaneleri olmasın"[2]

    4- Peygamberler, insanlık tarihinden bu yana sanat, ziraat, ticaret, ve çeşitli meslekleri topluma öğretmek sûretiyle medeniyete, kültüre ve toplumsal gelişmeye katkıda bulunmuşlardır. Dolayısıyla ümmetlerini hem bu dünya da hem de ahirette mutlu kılmaya çaba göstermişlerdir.

    5- Peygamberler kalplere şifa veren bir doktor ve insanları eğiten bir terbiyecidirler. Günaha alışma, isyan, ümitsizlik, gaflet gibi manevi hastalıklardan insanların nasıl kurtulacağını ve nasıl güzel ahlak sahibi olacağını ancak onlar öğretirler. Nitekim Peygamber Efendimiz "Ben ancak güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim." buyurmuştur.[3]

    6- Peygamberler, insanlara topluluk halinde yaşama sanatını öğretirler. Toplumdaki fesadı, fitneyi, düşmanlığı ve her türlü kötülükleri onlar ortadan kaldırmaya çalışırlar. Kur'an'da bu husus şöyle vurgulanmıştır:

    İnsanlar tek bir ümmetti. Allah, müjdeciler ve uyarıcılar olarak peygamberler gönderdi ve beraberlerinde, insanların anlaşmazlığa düştükleri şeyler konusunda, aralarında hüküm vermek üzere kitapları hak olarak indirdi. Kendilerine apaçık âyetler geldikten sonra o konuda ancak; kitap verilenler, aralarındaki kıskançlık yüzünden anlaşmazlığa düştüler. Bunun üzerine Allah iman edenleri, kendi izniyle, onların hakkında ayrılığa düştükleri gerçeğe iletti. Allah, dilediğini doğru yola iletir.[4]

    [1] Enbiya sûresi, 107. ayet

    [2] Nisa sûresi, 165. ayet

    [3] Muvatta, Husnü'l-hulk, 8.

    [4] Bakara suresi, 213. ayet

    Kaynak: İslam Akaidi, Erkam Yayınları, İslam ve İhsan

    Yazı kaynağı : www.vavradyo.com.tr

    Peygamberlere niçin ihtiyaç vardır, Peygamberlere neden ihtiyaç duyulmuştur, araştırınız

    Peygamberlere niçin ihtiyaç vardır, Peygamberlere neden ihtiyaç duyulmuştur, araştırınız

    Ödev cevabı kısaca,
    Allah’ın (c.c) varlığını aklıyla kavrayabilen insan, O’nun zât ve sıfatlarını anlamada tek başına yetersiz kalır. Bu sebeple Allah (c.c) hakkında bilgi sahibi olmak için peygamberlere ihtiyaç duyar.

    Peygamberler neden ihtiyaç duyulur konusu şu şekilde özetlenebilir:

    Peygamber, Allah’tan vahiy yoluyla aldığı bilgileri ve emirleri tebliğ etmek, muhataplarını hak dine çağırmakla görevlendirilen yüksek vasıflı kimse demektir. Peygamberlere ihtiyaç duyulmasının nedenlerini şöyle sıralayabiliriz;

    Allah’ın (c.c) varlığını aklıyla kavrayabilen insan, O’nun zât ve sıfatlarını anlamada tek başına yetersiz kalır. Bu sebeple Allah (c.c) hakkında bilgi sahibi olmak için peygamberlere ihtiyaç duyar.

    Yaratılış amacını bilmede kendi kendine yetersiz kalan insan, var oluş nedenini; nerden gelip nereye varacağını anlamak ve bilmek için de peygamberlere muhtaçtır.

    Bireysel ve toplumsal mutluluğu temin edecek ilke ve prensiplerin insanlara öğretilmesi için peygamberlere ihtiyaç vardır.

    Dünyaya imtihan için gönderilen insanın, kullukla sorumlu tutulması için Allah’ın (c.c) emir ve yasakları konusunda bilgilendirilmesi gerekir. Bunun için de peygamberlere muhtaçtır.

    İnsanların dinî hükümleri öğrenme ihtiyaçları olduğu gibi, dünyaya ait sanat, ziraat, ticaret ve çeşitli meslekleri öğrenmek için de peygamberlere ihtiyaçları vardır.

    Yazı kaynağı : www.egitimsistem.com

    Peygambere neden ihtiyaç vardır?

    Peygambere neden ihtiyaç vardır?

    Vahiy farklı varlık alanlarından indirgene indirgene bizim algı alanımıza ulaşır. Allah’tan (cc) Cibril’e, Cibril’den Resulüllah’a (sa), ondan da bütün insanlara. Bu bir indirmeden çok bir indirgeme olmalıdır. Yaşadığımız şartlar gereği biz vahyi Allah’tan doğrudan alamazdık, Cibril’den de alamazdık. Vahiy Resulüllah’ın kalbine indirilip onun telaffuzuyla bizim algı alanımıza ulaşmış oldu. Varlık alanları arasındaki bu dönüşüm ihtiyacı bile peygamber gibi, bir yönüyle beşer ama diğer yönüyle melekle teması olan ontolojik bir dönüştürücüye ihtiyaç duyurur. Elbette Allah isteseydi vahyi her birerlerimize e-posta gibi bir mesajla da gönderirdi. Ama O’nun murat edip yarattığı sistem bu farklı alanlardan ve onların gereklerinden oluşuyor.

    Yaratıcının ve yaşatıcının varlığı akılla da bulunabilir demiştik. Bu sebeple filozofların çoğu bir tanrının varlığını zorunlu görürler ama peygambere ulaşamazlar. Bu sebeple yaratıcının mahiyeti ve yarattıklarında tasarrufta bulunma keyfiyeti, kısaca onun koyacağı kurallar yani din ve şeriat akılla bulunamaz. Onun için filozofların tanrısı etkisiz ve işlevsiz bir tanrıdır. O’ndan bir bilgi alınamaz. Kâinatı yaratmış ve bırakmıştır. Bu sebeple filozoflar çoğunlukla deisttirler. Oysa Allah’tan gelen bilgiyi öğrenebilmemiz için O’nun bizi bilgilendirmesine ihtiyacımız vardır. Beşer için olacak bu bilgilendirmeyi hem bir beşer yapmalı ki, bize anlatabilsin hem de bu beşerin bizden sonraki varlık alanıyla teması bulunmalıdır ki, getirdiği bilgi güvenilir olsun. Bu da peygamberin bize olan artısı ve ontolojik farklılık dediğimiz yönüdür.

    İşte peygamberlerin görevi budur. Onlar Allah’ın muradını, emir ve yasaklarını insanlara bildiren elçilerdir. Her elçiye kendi zaman ve şartlarına göre farklı bir şeriat verilmiştir ama Allah’ın dininin aslını oluşturan temel esaslar hepsinde aynıdır. İşte peygamberlerin filozoflara ve mütefekkirlere, hatta sair evliyaya üstünlüğü bundandır. Peygamberlerin hepsi birbirlerini teyit ve tasdik ederek gelmişlerdir. Oysa filozoflar en zeki insanlar oldukları halde düşünce sistemlerini çok büyük oranda birbirlerini yanlışlama temeli üzerine kurarlar. Bu sebeple onlardan bir hikmet birikiminden çok, olsa olsa bir hikmet aşkı alınabilir. Bu aşk da maşuka ulaştırmayan platonik bir aşktır. Peygamberlere ise hikmeti doğrudan Allah vermiştir. Burada akılla zekâ arasındaki fark da anlaşılmış olur. Akıl hep hikmete/doğruya ulaştıran melekedir. Bu sebeple peygamberlere zeki insanlar değil de akıllı insanlar demek daha doğru olur. Onlardaki ‘fetanet’ vasfı da sade bir zekâ değil hikmeti bulan akıldır. Ayrıca akıl sahibine kendini büyük göstermez, ama zekâ bunu yapabilir. Onun için bazı filozoflar filozofların, bazı sufiler de evliyanın peygamberlerden üstün olduğunu söylerler. Çünkü, derler; peygamberlere hikmet doğrudan Allah tarafından verilmiştir, oysa filozoflar ya da veliler ulaştıkları makama kendi çabalarıyla gelirler… Onların vardıkları bu sonuç müsellem bir hikmet olmuş olsaydı düşünmeye değerdi, oysa bu bir zandan ibarettir ve ‘zan hakikat adına hiçbir değer ifade etmez’.

    İkinci olarak insanın değeri ilimledir. İlim amele zorlayan sağlam bilgidir. ‘Her ilim sahibi kendisinden daha az bilenin üstündedir’. İlmin konusu olan, yani bilinmesi gereken varlıklar sadece duyularla algılanan fizik varlıklar değildir. Bunun ötesindeki varlık alanlarının bundan kıyaslanmayacak kadar çok olduğu akılla da bilinebilir. Bunu bilebilmek için filozoflar metafizikle meşgul olurlar, varlığın aslını bulmaya çalışırlar. Ama oradan edindikleri bilgi konusunda hiçbir ittifakları söz konusu değildir. O halde fizik ötesi alemlerden bize doğru bilgi verecek bir vasıtaya ihtiyacımız vardır. Bu da peygamberlerdir. Onların bu alandan verdikleri bilginin doğru olduğunun en büyük kanıtı, orayla ilgili olarak hepsinin aynı şeyleri söylemiş olmasıdır. Allah, varlık, ezel, ebed, melek, cennet, cehennem, hesap kitap hepsinde birdir.

    Bununla beraber peygamberlerin bazıları bazı vasıflarda diğerlerinden üstündür (Bakara 253). Beş tanesi; Nûh, İbrahim, Musa, İsa ve Muhammed (sa) en büyük/ulü’l-azm peygamberlerdir. Ancak hepsi Allah’ın elçisi olmaları yönüyle eşittirler ve bu bakımdan aralarında bir fark görmeyiz. (Bakara 285).

    Yazı kaynağı : www.yenisafak.com

    Yorumların yanıtı sitenin aşağı kısmında

    Ali : bilmiyorum, keşke arkadaşlar yorumlarda yanıt versinler.

    Yazının devamını okumak istermisiniz?
    Yorum yap