Bu sitede bulunan yazılar memnuniyetsizliğiniz halınde olursa bizimle iletişime geçiniz ve o yazıyı biz siliriz. saygılarımızla

    selçuklu devleti alaaddin keykubat dönemi

    1 ziyaretçi

    selçuklu devleti alaaddin keykubat dönemi Ne90'dan bulabilirsiniz

    I. Alâeddin Keykubad

    I. Alâeddin Keykubad

    I. Alâeddin Keykubad (Arapça: علاء الدین کیقباد بن کیکاوس ; d. 1192 - ö. 31 Mayıs 1237), Anadolu Selçuklu Devleti'nin 1220-1237 yılları arasındaki hükümdarıdır. Anadolu Selçuklu Devleti'ne en parlak günlerini yaşatan sultandır. Saltanatı boyunca inşa ettirdiği ve çoğu günümüze kadar ulaşan eserler, idari ve askeri bakımdan hem şahsına hem de devletine kazandırdığı prestij nedeniyle Türkiye ve dünya literatürünün en ünlü Anadolu Selçuklu sultanıdır. Konya'daki Alâeddin Camii, Niğde'deki Niğde Kalesi, Antalya'daki Yivli Minare Camii ve Beyşehir'deki Kubadabad Sarayı, Sultan Alâeddin'in yaptırdığı en önemli eserlerdir.[1]

    1190'lı yılların başında doğduğu tahmin edilir.[2] 1220 yılında Anadolu Selçuklu tahtına geçti. 1221 yılında Alanya (Alaiye) Kalesi'ni fethetti. Saltanatı yıllarında Anadolu'da Moğol tehlikesi ortaya çıkınca, Eyyubiler ile anlaşıp devletin önemli şehirlerinin surlarını (Konya, Sivas vb.) güçlendirerek birtakım önlemler aldı. Döneminde, ilk kez denizaşırı sefer düzenlenerek Kırım'da Suğdak Limanı alındı. Erzincan'ı alarak Mengücekliler Beyliği'ne, Harput'u da alarak Artukluların Harput koluna son verdi.

    1230'da, Yassıçemen Muharebesi ile Harezmşahlar Devleti hükümdarı Celaleddin Harezmşah'ı yenilgiye uğrattı ve Harezmşahların yıkılmasına neden oldu. Bu da Anadolu Selçuklu Devleti'ni Moğollar ile sınır komşusu haline getirdi. 31 Mayıs 1237 tarihinde, Ramazan Bayramı'nın üçüncü gününde, Kayseri’de huzurunda bulunan yabancı elçiler için büyük bir ziyafet verdi ve bu ziyafette yediği bir kuş etinden dolayı zehirlenerek o gece öldü.[3] Oğlu Gıyâseddin Keyhüsrev veya Emir Sadeddin Köpek tarafından zehirlendiği ileri sürülmektedir.[1] Naaşı Konya’ya götürülüp zamanında Sultan I. Mesud (1116-1156) tarafından Alâeddîn Tepesi'nde yaptırılmış olan ve “Kümbed-hâne” adı ile anılan anıt mezarda defnedilmiştir.

    Yaşamı[değiştir | kaynağı değiştir]

    Saltanat öncesi[değiştir | kaynağı değiştir]

    Muhtemelen 1190’da dünyaya gelmiştir.[2] Babası, Sultan I. Gıyaseddin Keyhüsrev’dir. Annesinin kim olduğu, çocukluğu ve meliklik dönemi hakkında fazla bilgi bulunmaz.

    Babası 1196’da tahtı kardeşi Rükneddin Süleyman’a bırakmak mecburiyetinde kalıp gurbet hayatına çıktığında Alâeddin Keykubad, ağabeyi I. İzzeddin Keykavus’la birlikte babasının yanında bulundu. Dördüncü Haçlı Seferi öncesine kadar (1200 - 1204 arası) İstanbul'da Bizans İmparatorluğu'nda kaldı. İzzeddîn Keykavus ve Alâeddîn Keykubad’ın babaları ile birlikte geçirdikleri gurbet hayatı sırasında ikisinin eğitimi ile Seyfeddîn Ayaba’nın ilgilendiği bilinir. Ayrıca kesin olarak hangi döneme ait olduğu bilinmese de Dizdar adı ile tanınan Emir Bedreddîn Gevhertaş, Alâeddîn Keykubad’ın lalasıydı.[4] Ana dili olan Türkçenin yanında, Farsça, Rumca ve Arapça öğrendi. Ayrıca yüksek İslami ilimleri ve astronomiyi öğrendi.[kaynak belirtilmeli]

    II. Süleyman Şah'ın ölümü üzerine tekrar sultan olmak üzere Konya’ya doğru harekete geçen babası Gıyaseddin Keyhüsrev, geçişine izin vermesi için İznik İmparatoru I. Theodoros Laskaris ile anlaşma yaparak Ladik, Honas ve bazı kaleleri bırakmayı kabul ettiğinde kaleler teslim edilene kadar onu ağabeyi İzzeddin Keykâvus ile İznik'te rehin bıraktı. İki kardeş, bir süre İznik'te tutsak olarak kalsa da daha sonra Hacib Zekeriya'nın yardımı ile kaçarak Anadolu'ya geçtiler. I. Gıyaseddin Keyhüsrev 1205 yılında yeniden Selçuklu tahtına geçince Keykubad’ı Tokat’a melik tayin etti. 6 yıl süren meliklik döneminde devlet yönetimini öğrendi ve tecrübe sahibi oldu.

    Saltanat mücadelesi ve tutukluluk yılları[değiştir | kaynağı değiştir]

    Babasının ölümünden sonra devlet erkanı Sultanlığa ağabeyi I. İzzeddin Keykavus'u seçti; Kayseri'de yapılan bir törenle tahta çıkardı. Bunu kabul etmeyip tahta geçmek isteyen Keykubad, Erzurum meliki olan amcası Tuğrul Şah ve Ermeni Kralı II. Levon ile anlaşarak ağabeyinin bulunduğu Kayseri’yi kuşattı. Fakat taraftarları ağabeyi ile birleşince zor durumda kalarak Ankara Kalesine sığındı. Ankara Kalesi ağabeyi Keykavus tarafından kuşatıldı. Alaaddin Keykubad, bir yıl süren direnişten sonra erzak tükenince; kendisine ve Ankara halkına zarar verilmemesi şartıyla 1213 baharında teslim oldu. Ağabeyi onu önce Elazığ’ın Baskil ilçesindeki Masara (Minşar) Kalesi’ne daha sonra Malatya'daki Kezipert Kalesi’ne hapsetti. İzzeddin Keykâvus'un Keykubad'ı öldürmesine hocası Mecdüddin İshak engel olmuştur.[2]

    Saltanatı[değiştir | kaynağı değiştir]

    Keykavus’un oğlu olmadığından 1220 yılında ölümü üzerine tahta kimin geçeceği konusu ümeranın yapacağı toplantıda çıkacak karara bağlıdır. Bu tarihte taht için Selçuklu soyundan üç aday vardır, Malatya’da Kezirpert Kalesinde tutulan Alaeddin Keykubat, Celalüddin Keyferidün bir başka kalede ve amca Muğisüddin Tuğrul Şah ise Erzurum hakimiydi. Yeni sultanın seçimi için toplanan emirler şunlardır, Vezir Mecdeddin Ebubekir, Beylerbeyi Seyfeddîn Ayaba, Emîr-i Âhûr Zeyneddîn Beşâra, Sivas Subaşısı Emîr-i Meclis Mübârizeddîn Behramşâh, Çaşnigir Mübarizüddin Çavlı, Emir-i Ahur Zeynüddin Beşare, Pervane Şerefüddin Mehmed,([5] Şerafettin Muhammed olarak da geçer.[6]), Sahib Mecdüddin Abi, Tuğrai Şemsüddin Hamza, Emir-i Arz Nizamüddin Ahmed Münşi-i Arz Şemseddin İsfahani ve Malatya Subaşısı Melikü’l Ümera Bahâeddîn Kutluğca.[5][7][8] Görüşmelerde vezir ve pervanenin şiddetli karşı çıkmasına rağmen Beylerbeyi ve Emir-i Meclis, Alâeddîn Keykubad’ı “diğerlerine zorla kabul ettirmişlerdir”.[8]

    Yeni hükümdarı tutuklu bulunduğu yerden çıkarıp Konya’ya getirme görevi Seyfeddin Ayaba’ya verildi. Böylece İzzeddin Keykâvus’un yüzüğünü yanına alan Emîr Seyfeddin Ayaba, Alâeddin Keykubâd'ı, tutuklu bulunduğu Kezipert Kalesinden çıkararak Sivas'a getirdi. Melik Alâeddin Keykubâd Sivas'ta tahta çıkartıldı. Ardından Konya yolunu tutan Alaeddin Keykubad’a Kayseri, Akşehir ve Konya'da muhteşem karşılama törenleri yapıldı.[3] O tahta çıktığında Abbasi Halifesi Nâsır, İslam filozoflarından Şihabeddin Sühreverdî ile menşur, hil‘at, çetr ve diğer saltanat alâmetlerini göndererek hükümdarlığını tasdik etmiştir.[2]

    Alaaddin Keykubad tahta çıktığında ilk işi Asya'yı ve Doğu Avrupa'yı kasıp kavurmakta olan Moğol istilasına karşı önlemler almak oldu. Konya, Kayseri ve Sivas gibi şehirlerin surlarını ve sınır kalelerini yeniden inşa ettirdi. Bağdat’ı Moğollar’a karşı savunmak için asker talep eden Abbasi halifesine Bahâeddin Kutluğca kumandasında beş bin kişilik bir kuvvet gönderdi. Moğollar’ın Bağdat’ı istila etmekten vazgeçmesi üzerine bu birlik geri gönderilmiştir.[3]

    Yazı Kayseri’de geçirdikten sonra "Kalonoros" adıyla bilinen ve Kilikya Ermeni Krallığı'na bağlı olan Kyr Vart adlı şahsın yönetiminde bulunan Alanya Kalesi üzerine seferine çıktı. Ordusu ve Antalya'dan gelen deniz kuvvetleri ile kış mevsiminde kaleyi kuşattı. İki aylık kuşatmanın sonunda kale teslim oldu. Yapılan anlaşmaya göre Sultan Alâeddin kaleyi teslim alarak Kyr Vart'ın kızı ile evlenecek, ona Alanya’ya karşılık Akşehir beyliği ve birkaç köyün mülkiyeti verilecekti. Böylece Sultan Akdeniz sahilindeki bu kaleye kendi adına nisbetle "Alâiye" denilmesini, yeniden imarını ve burada bir tersane inşasını emretti (1221). Kyr Vart’ın kızı ile düğün yaptı. Tarihe Mahperi Sultan (Hunat Hatun) olarak geçen Hristiyan eşinden oğlu II. Gıyaseddin Keyhüsrev dünyaya gelmiştir.

    Sultan, Alaiye’nin fethinden sonra kışı geçirmek üzere Antalya'ya gitti; yolculuk esnasında Kyr Vart'ın kardeşinin idaresindeki Alara Kalesi de fethedildi.

    Ümera tarafından tahta çıkması kararıyla sonuçlanan “meşveret meclisi”ndeki (“Meclis-i Meşveret”[5]) emirlerin bir kısmı, bir önceki sultan I. İzzeddin Keykavus’un maiyetindeki emirlerdi ve Keykubat’a karşı tutumdaydılar. Hatta bir zamanlar Keykubat’a bağlı olan, hapse girince yeni sultana hizmet eden emirler de vardır. Buna rağmen Keykubat’ı tahta getirmelerinin ancak, sekiz yıllık bir tutukluluk hayatından sonra, saltanat yönünde bir umudu olmadığı bir sırada tahta geçirmekle bağışlanacaklarını, hatta bir minnet duygusundan yararlanacakları düşüncesi olabileceği ileri sürülmektedir. Böylece emirler arasında eski rekabetin yerini, bir kader birliğiyle birlik olma hali ortaya çıkmıştır. Ayrıca Keykubat, daha önceki sultanlar gibi tahta geçince emirleri değiştirme olanağına sahip olamamış, birkaçı dışında diğerleri makamlarını elde tutumaya devam etmişlerdir. Değiştirilen emirler, Sahib Mecduddin Abi ve Pervane Şerefüddin Mehmed’dir, bunlar yerine Reşüddin ve Celaleddin Keyser (ya da Kayser), Naib-i Sultan’lığa Hokkabazoğlu olarak bilinen Kayseri Subaşısı Emir Seyfüddin Ebu Bekir, Celâleddin Karatay ile Emir-i Candar olarak Mübarizüddin İsa Candar’ın atamalarıdır.[9]

    Esasen kendisini tahta çıkaran emirlerin zaten servetleri ve nüfuzları büyüktür. Çok büyük gelir kaynaklarını ellerinde tutmaları sayesinde çok sayıda köleleri ve gulamlardan oluşan maiyet kuvvetleri vardır. Bu maddi güç ve kalabalık maiyetleriyle devlet içinde büyük bir sosyal ve askeri güce sahiptiler. Bu gücün yayılma alanı, kaçınılmaz olarak devlet yönetim mekanizmasında, uzun yıllar boyunca edinilmiş deneyim ve ilişkiler sayesinde onlara geniş bir inisiyatif ve nüfuz vermektedir. Bu ümera içinde gücü ve inisiyatifi en geniş olanın merkez beylerbeyi olan Seyfeddin Ayaba’dır. Sahip olduğu adamlarının sayısı bile Konya sarayınınkinden fazla görünmektedir. Günümüze bu konuda ulaşan bilgi, Konya Sarayı’nda günde 30 koyun kesilirken Emir Seyfedin Ayaba'nın konağında günde 80 koyun kesildiği yönündedir. Kuşkusuz bu rakkamlar, Emir’in maiyetinin, Saray maiyetinden bile çok kalabalık olduğunu göstermektedir. Sonuç olarak Emir Ayaba ve onunla birlikte hareket eden diğer emirlerin sultan üzerindeki baskısı ağır bir hal almıştır. Emir Ayaba’nın devlet yönetimindeki nüfuzu ve kudreti, sultanınkinin çok üstündedir, tüm önemli devlet meseleleri sultana değil ona sorulmaktadır. Nitekim kısa süre sonra sultan ve ümera arasında gerginlikler ve rahatsızlıklar artmıştır. Emirleri doğrudan doğruya tasfiye edecek gücü olmadığını bilen Alaeddin Keykubat, hiç olmazsa maddi güçlerini zayıflatmak amacıyla olsa gerek, tahta çıktıktan süre sonra başkent Konya, daha sonra da Sivas ve Kayseri surlarının onarılmasını, bunun için gerekecek harcamanın ise emirler tarafından karşılanmasını emretmiştir. Kuşkusuz burada amaç olarak, olası bir Moğol saldırısı karşısında bu kentlerin savunmasını pekiştirmek ileri sürülmektedir. Halbuki bunun ardında, İbn Bibi ve Anonim Selçukname'ye göre emirleri mali yönden zayıflatmak yatıyordu. Bu harcamaların emirlere son derece ağır bir mali yük getirdiğini günümüze ulaşan kaynaklar ifade etmektedir. Amaç her ne olursa olsun, görünüşe göre ümera ile sultan arasındaki ihtilafı büyütmekten başka işe yaramamıştır. Alaeddin Keykubat’ın tahta çıkışını izleyen üç yıllık ümera – sultan gerginliğinin bu anında, ümera sultandan kurtulmaya karar vermiştir. Bunun için sultanı bir yolunu bulup derdest etmek, onun yerine kardeşi Celalüddin Keyferidün’u tahta geçirmek planlanmıştır. Ne var ki bu plan Alaeddin Keykubat tarafından öğrenilince, Naib-i Sultan olarak atamış olduğu Hokkabazoğlu Seyfüddin Ebu Bekir, babasının kayınpederi olan Emir Manuel Mavrozomes, sadık adamlarından olan Emir-i Candar Mübarizüddin İsa ve kardeşi ile, söz konusu emirleri tasfiye etmek için bir karşı plan kurmuştur. Ancak o sıralar kışı geçirmek için Antalya’da olduğundan ve yanındaki emirler, Antalya Subaşısı Mübarizüddin Ertokuş’un ümera ile sıkı ilişkide olduğunu, bu komplonun Antalya’da yapılmasının riskli olacağını ileri sürmeleri üzerine plan, baharda Kayseri’ye dönüldüğünde uygulanması için ertelenmiştir.[10][11]

    Alaeddin Keykubat'ın tasfiye etmeyi hesapladığı emirlerden bazıları Seyfeddin Ayaba, Zeyneddin Başare, Mübarezeddin Behramşah ve Bahaeddin Kutluğca gibi emirlerdir.[12] Anonim Selçukname, öldürülen emirlerin 24 kişi olduğunu belirtmektedir.[13][14]

    Baharda Kayseri’ye dönüldüğünde hazırlık olarak emirlerin saraya muhafızsız ve silahsız gelmeleri kuralı getirilmiştir. Daha sonra sarayda, emirlerin katılacağı bir ziyafet düzenlendi. Ziyafetin sonunda saraydan tek tek ayrılan emirler tutuklanmışlardır. Başta Beylerbeyi Seyfüddin Ayaba olmak üzere bir kısmı idam edildi. Emir-i Ahur Zeynüddin Beşare bir odaya kapatılarak açlıktan ölmeye terk edildi. Diğer emirler zindana atıldılar. Aynı gün Emir Manuel Mavrozomes, Ayaba’dan boşalan merkez beylerbeyi olarak atandı. Ertesi gün, bu emirlerin yakınları olan ikinci dereceden ümera ülkeden sürülmüştür. Bunlar arasından Emir Kemalüddin Kamyar ile tercüman Kafioğlu Zahirüddin Mansur, daha sonra bağışlanmıştır. Kemalüddin Kamyar, sonradan Alaeddin Keykubat’ın en güvendiği adamlarından biri haline gelmiştir. Devlet ricali emirlerin bu şekilde tasfiyesinin hemen ardından akrabaları, yakınları ve maiyetlerine sıra gelmiş, akrabaları ve diğer yakınları tutuklanmıştır. Gulamlardan yaşça küçük olanlar taşthanelere gönderilerek eğitimlerine devam ettiler. Yaşça büyük olanlar ise ellerindeki her şey alınarak salıverildiler. Ardından tasfiye edilen emirlerin tüm mal varlıkları hazineye aktarıldı, hazinenin para ve değerli taşlarla dolup taştığı belirtilmektedir.[14] Bu kıyımdan zarar görmeden kurtulan emirler ise Mübarizüddin Çavlı, Celaleddin Karatay ve Şemseddin Altun Aba gibi gulamlıktan gelme ve gayrımüslim emirlerdir.[12]

    Ticaret yollarının güvenliğine büyük önem veren Keykubad, Antalya ve Çukurova'da saldırıya uğrayıp soyulan tacirlerin Kayseri'ye gelip Keykubad'ın huzuruna çıkarak şikayette bulunmaları üzerine yeni bir sefere karar verdi. Aynı dönemde Antakya Haçlı Princepsi IV. Boemondo, veraset meselesi yüzünden mücadele halinde olduğu Ermeniler’e karşı işbirliği teklifinde bulunmuştu. Keykubad, bu teklifi kabul ettiğini Antakya Princepsine bildirdikten sonra, Selçuklu kuvvetlerini üç koldan bölgeye sevk etti. Haleb Eyyûbi meliki el–Melikü’z–Zahir’in gönderdiği kuvvetlerle gücü artan Keykubad, Ermeni topraklarına girdi. Antalya Sübaşısı Mübarizeddin Ertokuş, sahilden ilerleyerek Manavgat ve Anamur başta olmak üzere 40 kaleyi fethederek Silifke'ye kadar ilerledi. Karadan taarruz eden diğer Selçuklu kuvvetleri iki koldan ilerledi. Selçuklu ordusunun İçel, Silifke ve Çınçın kalesini (Maraş) ele geçirmesi ile çok zor durumda kalan Ermeni Kralı Hetum, Keykubad’a elçi göndererek barış isteyince kralın teklifini kabul etti. Yeni anlaşma ile Ermeniler, "her sene bin süvari ve beş yüz çarkçı neferi harp hizmetine göndermeyi, 1218 yılında yapılan antlaşma da belirlenen haracı iki misline, yani 40 bin dinara çıkarmayı ve Ermenilerin keseceği sikkede Sultanın adının da bulunması şartlarını kabul etmek zorunda kalmış ve yeniden Selçukluların tâbii olmuşlardır.[15]

    Bu sırada Artuklulardan Diyarbekir hükümdarı olan Mes’ud’un Keykubad adına okunan hutbeyi kaldırması üzerine buraya Mübarizüddin Çavlı kumandasında bir ordu gönderdi. Bu ordu, Mesud’un ordusunu yendi ve Çemişgezek gibi bazı kaleleri ele geçirdi. Ayrıca, Eyyûbî hükümdarı Melik Eşref’in yardımcı olarak gönderdiği kuvvetleri de bozguna uğrattı. Moğol istilasına karşı önlem olarak Eyyûbiler ile iyi geçinmek isteyen Keykubad, esir aldığı Eyyûbî kumandanlarını serbest bıraktı ve onlarla akrabalık kurmak amacıyla 1227 yılında Eyyûbî meliklerinden Muazzam Şerefeddin Îsâ’nın kızı ile siyasi bir evlilik yaptı. Karşılıklı hediye alışverişi, törenler ve düğün Şam’da başlayıp Malatya ve Kayseri’de devam etti.[16] Tarihe Melike Âdile (ya da Gaziye Hatun) olarak geçen ikinci eşinden iki oğlu dünyaya gelmiştir.

    Sultan Alaeddin, Trabzon Rum İmparatorluğunun gücünü kırmak için Sinop’ta bir donanma inşa ettirdi. Karşı kıyıdaki Sudak, 1223’te Moğollar tarafından istila edilmiş ve halkın bir kısmı Selçuklulara sığınmıştı. Trabzon Rum İmparatorluğu’nun durumu fırsat bilerek Sudak Limanı’nı elde etmeye çalıştıklarını öğrenen Keykubad, Kastamonu emiri Hüsameddin Çoban’ı Karadeniz donanmasıyla Kırım Seferine memur etti. Emir Çoban Sudak’ı fethedip (1227) şehirde bir cami inşa ettirdi ve askerlerini yerleştirdiği bir garnizon kurdu. Ruslar Suğdak’ın Selçuklu hakimiyeti altına girmesini tanımak zorunda kaldılar. Buradaki Selçuklu hâkimiyeti uzun sürmemiş, muhtemelen 1239 yılında tekrar Suğdak’a gelen Moğollar burayı ele geçirmişlerdir.

    Keykubad, Moğol tehlikesine karşı doğu sınırlarını güçlendirmek için Erzurum ve Erzincan'daki beylikleri ortadan kaldırarak doğrudan Anadolu Selçuklu Devleti'ne bağlamak istiyordu. 1228’de Mengüçlü Beyliği’ni ortadan kaldırdı. Divriği hariç bütün Mengücüklü ülkesini Selçuklu topraklarına kattı. Oğlu Gıyâseddin Keyhusrev’i Mengücük iline melik olarak gönderdi; Antalya subaşısı Mübârizüddin Ertokuş’u da ona atabeg tayin etti. Erzurum Beyi Cihanşah'ın Eyyûbîler ile birleşmesi üzerine Erzurum seferi ertelendi.

    Sultan Keykubad Erzincan’da iken Trabzon Rumları’nın Selçuklular’ın elinde bulunan Karadeniz kıyılarını yağmaladıkları haberini aldı. Oğlu Gıyâseddin Keyhusrev'i Trabzon’un fethine gönderdi. Mübârizüddin Ertokuş kumandasındaki Selçuklu ordusu Trabzon’u kuşattı. Fakat günlerce yağan yağmur ve şiddetli rüzgâr Selçuklu ordusunun dağılmasına sebep oldu. Gıyâseddin Keyhusrev Rumlar tarafından esir alındı. İmparator Andronikos kendisine saygılı davrandı ve onu fazla bekletmeden babasına gönderdi.[2]

    Moğollar önünden kaçan Celaleddin Harzemşah, Azerbaycan’a yerleşip Tebriz şehrini başkent yapmıştı (1225). Başlangıçta Anadolu Selçukluları ile iyi ilişkiler kurdu ancak 1229’da Celaleddin Harzemşah’ın Eyyûbîler’e ait Harput’u kuşatması ve Erzurum meliki Cihanşah’ın ona tabi olması ile dostluk bozuldu. Alâeddin Keykubad, Celaleddin Harzemşah’tan, bu teşebbüsünden vazgeçmesini istedi; Moğol tehlikesi karşısında birlik olmak gerektiğini ifade eden bir mektupla elçi gönderdi. Harzemşah’ın bu uyarıları dinlemeyip Ahlat’ı ele geçirmesi ve arkasından da Selçuklular üzerine harekete hazırlanması üzerine Keykubad bu defa onun karşısında birlik sağlamak için Eyyûbî hükümdarlarına elçi gönderdi. Nihayet Harzemşah üzerine yürüyen Alâeddin Keykubad, Sivas yakınında Eyyûbî Hükümdarı Melik Eşref’le buluştu. Birleşen iki ordu, Harzemşah’ın ordusu ile Yassıçemen’de karşılaştı 10 Ağustos 1230’daki savaş Harzemşahlar çok büyük yenilgiye uğradı.

    Bu savaştan sonra Harzemşahlar tarih sahnesinden silinirken Keykubad, Erzurum’u kolayca ele geçirdi. Ahlat hakimiyet menşurunu Melik Eşref’e verdi. Alaeddin Keykubat saltanatının en büyük hatası Celalettin Harzemşah'la savaşmasıdır. Türk ve Müslüman devletler arasında vuku bulan bu savaşlar, Anadolu'ya doğru harekete geçen Moğolların işini kolaylaştırmaktan öte bir işe yaramadı. Bilhassa Harzemşahlar'ın gücünün kırılması, Moğollar önünde durabilecek önemli bir kuvvetin ortadan kalkmasına sebep oldu.

    Yassıçemen savaşından sonra Cormagon Noyan komutasında Moğollar Sivas’a kadar gelerek, buraları yakıp yıktılar. Selçuklu kuvvetleri, Moğolları Erzurum’a kadar takip ettiyse de yetişemedi. Bu Moğol akınının, Gürcü kraliçesi Rusudan'ın tahrikiyle meydana geldiğinin anlaşılması üzerine, Gürcistan’a sefer düzenlendi. Gürcülerle yapılan savaşlarda, Gürcü kuvvetleri bozguna uğratıldı ve yapılan anlaşmayla Gürcistan’da bazı kaleler, Anadolu Selçuklu Devleti'ne bırakıldı. Anlaşmanın bir maddesine göre Kraliçe, kızını Sultan’ın oğlu II. Gıyaseddin Keyhüsrev’e veriyordu.

    Moğol tehlikesini gören Alaeddin Keykubad, doğu sınırlarını sağlamlaştırdı. Moğol akınları yüzünden Eyyûbîler Ahlat bölgesini terk etmişlerdi. Keykubad’ın görevlendirdiği Kemaleddin Kamyar, Ahlat bölgesinde başıboş dolaşan Harezmli askerlerin Selçuklu hizmetine girmesini sağladı.<muammer/> Kaleler onarıldı, Ahlat büyük bir subaşılığın merkezi oldu. Ancak Ahlat’ın Selçuklu idaresine girmesi, Eyyubîlerle ilişkilerin bozulmasına yol açtı. Mısır hükümdarı Melik Kamil’in emrindeki 100 bin kişilik ordu Anadolu’ya doğru ilerledi. Halep-Kayseri kervan yolunu takip eden bu ordu durdurulunca Eyyûbîler bu defa Adıyaman üzerinden Harput’a geldiler; Torosların güneyinde yenilgiye uğradılar (1234) ve Harput Kalesi’ni Selçuklular teslim aldı. Böylece Harput Artuklu kolu sona ermiş oldu; Melik Kamil Mısır’a döndü.

    Alaadin Keykubad ertesi yıl orduyu yine Kayseri’de Meşhed ovasında toplayıp Eyyubiler üzerine yürümek için Malatya’ya geldi. Kemalaeddin Kamyar komutasındaki ordu Siverek, Urfa, Harran ve Rakka’yı ele geçirdikten sonra kış yaklaştığı için geri döndü. Ancak Melik Kamil fethedilen yerleri dört ay içinde geri aldığı gibi Selçuklular’a destek vermiş olan Mardin Artuklu Hükümdarının ülkesini de istila etti. Buna karşılık Selçuklu ordusu Âmid’i kuşatmış (1236); bu sırada Selçuklu ordusunda yer alan Kayır Han kumandasındaki Hârezmli askerler Mardin ve Musul Eyyûbîleri’nin hâkim olduğu beldeleri yağmalamışlardır. Ne var ki Selçuklu ordusu Âmid’in sağlam surları karşısında başarılı olamadı ve geri çekilmek zorunda kaldı.

    Âmid'i almak arzusundan vazgeçmeyen Sultan Alâeddin Keykubad, 1237 baharında bütün ordusunu Kayseri’de topladı; amacı Eyyûbîler’i Güneydoğu’dan tamamıyla çıkarmaktı. O, orduyu toplamakla meşgulken Moğol Büyük Kağanı Ögeday’ın elçileri geldiler. Alaaddin, Ögeday’ın cihan hakimiyetini kabul ederek ona hediyeler gönderdi. Böylece Anadolu’yu Moğol istilasından kurtardı.

    Amid seferi için hazırlıklara devam ederek Hârzemli, Ermeni, Rum, Gürcü, Frank, Rus, Kıpçak ve Kürtlerden oluşan ordusuna Kayseri'nin Meşhed ovasında bir resmi geçit yaptırdı. Büyük oğlu Gıyâseddin Keyhusrev’i eskisi gibi Erzincan meliki olarak bıraktı; küçük oğlu İzzeddin Kılıç Arslan'ı veliaht ilan ederek ve bütün devlet ileri gelenlerine bu veliahtlığı kabul için yemin ettirdi. Ramazan Bayramı'nın üçüncü günü Kayseri’de huzurunda bulunan yabancı elçiler için büyük bir ziyafet verdi ve bu ziyafette yediği kuş etinden zehirlenerek o gece öldü (31 Mayıs 1237).[3] Oğlu Gıyâseddin Keyhusrev tarafından zehirlendiği ileri sürülmüştür.

    Sultan Mesud (1116-1157) tarafından zamanında Alâeddîn tepesinde yaptırılmış olan ve “Kümbed-hâne” adı ile anılan anıt mezarda defnedilmiştir.

    Vasıfları[değiştir | kaynağı değiştir]

    Alaeddin Keykubad, büyük bir siyasetçi ve asker olduğu kadar da ilim adamıydı. Âlimleri sarayında toplar, onları korurdu. Necmeddîn Dâye, Ahmed bin Mahmudi Tûsî el-Kâniî, Ahi Evren gibi dönemin pek çok önemli siması onun saltanatının ve kişiliğinin özellikleri nedeniyle yaşamak için Anadolu’yu tercih etmişlerdi. Yine Bahaeddin Veled ve sultanın döneminde ve çevresinde yetişen oğlu Mevlânâ Celaleddin-i Rumi ve yine onun döneminde yetişen Sadreddin Konevî Anadolu kültür hayatında büyük öneme kavuşmuşlardır.

    Gayet olumlu şartlarda devraldığı ülkeyi on yedi yıllık saltanatı boyunca her yönü ile daha da geliştirerek zirveye taşımayı başarmıştır. Başarısındaki en büyük etkenlerden birisi hiç şüphesiz ticarete verdiği büyük önemdir. Babasının Selçuklu hakimiyeti altına aldığı iki önemli liman şehri olan Antalya (1207) ve Sinop'tan (1214) hareketle ülkesinin sahil şeridini genişletmiş, donanma inşaatına ve ticarete kuzey-güney ekseninin de dahil edilmesine büyük önem vermiştir. Özellikle Alâiye'nin (Alanya) mamur bir Selçuklu limanı haline getirilmesi (1221-1222) ve Kıbrıs Krallığı ve Venedik Cumhuriyeti ile yapılan anlaşmalarla Selçukluların ve onlara tabi tüccarların bölge ticaretindeki konumu son derece güçlenmiştir.

    Alâeddîn Keykubad’ın Müslüman tebasının yanı sıra gayrimüslim tebası ile ilişkileri de her zaman iyi olmuştu. Genceli Giragos’un naklettiğine göre, Sultan Yassıçimen Savaşı'ndan dönerken Kayseri’ye yaklaşınca Müslümanlar imamlarıyla, Hristiyanlar da papazlarıyla ve ellerinde haçları ve çalgıları ile Sultanı karşılamaya çıkmışlar, Müslümanlar, Hristiyanları geriye iterek, tebrik ve dostluk dileklerinde ön sırada olmalarına meydan vermek istememişler, Hristiyanlar da bunun üzerine bir tepeye çıkarak bir şekilde kendilerini göstermişlerdir. Hristiyan tebaasının ayrı durduğunu fark eden Alâeddîn Keykubad ordugahından kalkıp yanlarına gelmiş ve aralarına karışıp, çalgılarını çalmalarını ve yüksek sesle şarkılarını söylemelerini buyurmuştur.

    I. Alaeddin Keykubad'ı, Türkmenler "Uluğ Sultan" ve devrin kaynak yazarı İbn Bibi de, "Uluğ Keykubâd" ad ve unvanı ile anmışlardır.

    Eserleri[değiştir | kaynağı değiştir]

    Saltanatı müddetince Anadolu’da geniş çapta imar hareketlerinde bulundu. Yaptırdığı kervansaray, kale ve sarayların kalıntıları Anadolu’nun çeşitli yerlerinde hala bulunmaktadır. Sultan Alâeddîn Keykubad devri eserleri arasında inşa tarihi tam olarak bilinmeyen iki saraydan biri Kayseri yolu üzerinde bulunan Keykubadiye Sarayı ile Konya-Beyşehir yolu üzerindeki Kubadabad Sarayı’dır. Bunların haricinde bugün izi kalmamış olsa da, vakfiyesi kayıtlarda yer alan Konya Darüşşifası (Darüşşifâ-i Alâiye) da yer almaktadır. Yine bilindiği kadarıyla Konya’daki sağlık tesisleri arasında Sultan Alâeddîn Keykubad tarafından 1236 yılında yaptırılmış bir ılıca da vardır.

    Niğde'deki Aladdin Cami, Alaaddin Keykubat adına Beşare Bin Abdullah (İmrahor Zeyneddin Beşare Bey) tarafından yaptırılmıştır.[17]

    Popüler kültürdeki yeri[değiştir | kaynağı değiştir]

    Mahperi Hatun ile evliliği Fransız asıllı yazar Gisèle tarafından kaleme alınan Mahperi Hatun (2009)[18] ve Amerikalı yazar Katherine Branning'in kaleme aldığıAy Sultan (2014)[19] adlı romanlarda konu edilmiştir.

    2014-2019 yılları arasında TRT 1 de yayınlanan Diriliş Ertuğrul dizisinde Burak Hakkı tarafından canlandırılmıştır.

    2018 yılında yayınlanan sinema filmi Direniş Karatay'da Cahit Kayaoğlu tarafından canlandırılmıştır.

    Kaynakça[değiştir | kaynağı değiştir]

    Dış bağlantılar[değiştir | kaynağı değiştir]

    Yazı kaynağı : tr.wikipedia.org

    KEYKUBAD I

    KEYKUBAD I

    Muhtemelen 586’da (1190) doğdu. Babası I. Gıyâseddin Keyhusrev, 592’de (1196) tahtı kardeşi Rükneddin Süleyman’a bırakmak mecburiyetinde kalıp gurbet hayatına çıktığında Alâeddin Keykubad ağabeyi Keykâvus’la birlikte babasının yanında bulundu. Gıyâseddin Keyhusrev 601 (1205) yılında yeniden Selçuklu tahtına geçince Keykubad’ı Tokat’a melik tayin etti. Meliklik döneminde bastırdığı paralarda “el-Melikü’l-mansûr Alâüddevle ve’d-dîn Nâsıru emîri’l-mü’minîn” unvan ve lakabını kullandığı görülmektedir (Artuk, XLIV/174 [1980], s. 265-273). Babasının Alaşehir savaşında ölümü üzerine (607/1211), ağabeyi İzzeddin Keykâvus en büyük oğul olduğu için devlet erkânı tarafından Kayseri’de sultan ilân edilince Keykubad ağabeyinin hükümdarlığını kabul etmeyip ittifakına aldığı Ermeni Kralı Leon ve Erzurum meliki olan amcası Mugīsüddin Tuğrul Şah ile birlikte Kayseri’yi muhasara etti. Ancak sonuç alamayıp Ankara Kalesi’ne çekildi, erzak stoku tükenince kendisine ve Ankara halkına zarar verilmemesi şartıyla teslim oldu ve hapse atıldı (608/1212). İzzeddin Keykâvus kardeşini öldürmek istediyse de hocası Mecdüddin İshak buna engel oldu. Keykubad, İzzeddin Keykâvus’un vefatı üzerine hapisten çıkarılıp Sivas’ta hükümdar ilân edildi (616/1220). Daha sonra muhteşem törenlerle Konya’da yeniden tahta oturdu. Halife Nâsır-Lidînillâh Şehâbeddin es-Sühreverdî ile menşur, hil‘at, çetr ve diğer saltanat alâmetlerini göndererek hükümdarlığını tasdik etti.

    Keykubad’ın ilk icraatı Eyyûbîler’le bozulmuş olan münasebetleri düzeltmek oldu; daha sonra Eyyûbî Hükümdarı el-Melikü’l-Âdil’in kızı ile evlenerek dostluğunu kuvvetlendirdi. Yaklaşmakta olan Moğol istilâsına karşı tedbir olarak Konya, Sivas ve Kayseri’yi sağlam surlarla çevirtti. 619’da (1222) Alâiye’yi (Alanya) fethetti. Türk denizciliğinin ilk döneminde önemli bir yeri olan Alâiye’de bir tersane inşa ettirdi. Şehri sultana teslim eden Kyr Vart’ın kızı ile evlendi. Ertesi yıl sadakatinden şüphe ettiği Beylerbeyi Seyfeddin Ayaba, Mübârizüddin Behram Şah, Niğde subaşısı Zeynüddin Başara ve daha önce Malatya subaşısı olan Bahâeddin Kutluca gibi değerli emîrleri öldürttü. Sultanın bu emîrleri ortadan kaldırması devleti zayıflatmış, bu durum, Selçuklu ordusunun 1243 yılında Kösedağ’da ağır bir bozguna uğramasına sebep olmuştur. Keykubad bir ara onlara mensup olan bazı emîrleri de sürgüne gönderdiyse de daha sonra affetti.

    Moğollar’ın 1223 yılında Kırım sahillerindeki Suğdak’a hücumları üzerine halkın çoğu şehirden ayrılmıştı. Bunlardan bir kısmı gemilerle Karadeniz kıyısındaki limanlara gelip Selçuklu Devleti’ne sığındı. Trabzon Rumları’nın Suğdak Limanı’nı elde etmeye çalıştıklarını haber alan Keykubad oradan gelen tâcirlerin teşvikiyle Suğdak’a bir ordu gönderdi. Kastamonu Beyi Hüsâmeddin Çoban kumandasındaki Selçuklu donanması Suğdak şehrini fethetti (1224).

    Keykubad, 622 (1225) yılında tüccarların Franklar ve Ermeniler’den şikâyetçi olması üzerine Ermeniler’le Haçlılar’a savaş açtı. Mübârizüddin Çavlı ve Emîr Komnenos kumandasındaki Selçuklu kuvvetleri Mut ve Silifke yörelerini kolaylıkla fethetti. Alâiye’den ilerleyen Antalya subaşısı Mübârizüddin Ertokuş da Mâmûriye (Anamur), Gülnar ve diğer bazı kaleleri aldı. Her iki yönden yapılan taarruzlara dayanamayan Kıbrıs Frankları Kıbrıs’a kaçtılar. Göksun-Elbistan yöresinden hareket eden bir Selçuklu kuvveti de Ermeni Krallığı’nın topraklarına girerek Çinçin Kalesi’ni ele geçirdi. Ermeni Kralı Hetum, Keykubad’a elçi göndererek barış isteyince sultan kralın teklifini kabul etti (622/1225). İmzalanan antlaşmaya göre fethedilen Ermenek, Mut, Gülnar, Anamur ve muhtemelen Silifke yöreleri Selçuklu ülkesine katıldı. Ayrıca Ermeni kralı her yıl sultana 40.000 altın ödeyecek ve sultan istediği zaman 1000 atlı ile 500 çarkçı gönderecekti.

    623’te (1226) Mübârizüddin Çavlı ve Esedüddin Ayaz kumandasındaki Selçuklu ordusu, Malatya yöresindeki Kâhta ve Hısnımansûr (Adıyaman) kaleleriyle Harput yöresindeki Çemişkezek Kalesi’ni Artuk Hükümdarı Melik Mesud’dan aldı. Mesud, zengin hediyeler göndererek bir daha tâbilikten ayrılmayacağını bildirince sultan onu affetti. Eyyûbîler’le ilişkilerini iyileştirmek isteyen Alâeddin Keykubad, ertesi yıl Malatya’da yapılan bir düğünle Eyyûbî Hükümdarı el-Melikü’l-Eşref’in kız kardeşiyle evlendi.

    Keykubad 625’te (1228) tâbilikten ayrılıp bağımsızlık isteyen Mengücükoğulları Beyliği’ni ortadan kaldırdı. Divriği hariç bütün Mengücüklü ülkesini Selçuklu topraklarına kattı. Daha sonra amcası Mugīsüddin Tuğrul Şah’ın oğlu Cihan Şah’ın elinden Erzurum’u almak için harekete geçti. Cihan Şah, Keykubad’ın, üzerine yürüyeceğini düşünerek Eyyûbî Hükümdarı el-Melikü’l-Eşref’i metbû tanımıştı. el-Melikü’l-Eşref iyi donatılmış bir askerî birlik gönderince Eyyûbîler’le bozuşmak istemeyen sultan geri dönmek zorunda kaldı. Oğlu Gıyâseddin Keyhusrev’i Mengücük iline melik olarak gönderdi; Antalya subaşısı Mübârizüddin Ertokuş’u da ona atabeg tayin etti.

    Sultan Keykubad Erzincan’da iken Trabzon Rumları’nın Selçuklular’ın elinde bulunan Karadeniz kıyılarını yağmaladıkları haberini aldı. Sultan, oğlu Gıyâseddin Keyhusrev kumandasındaki bir orduyu Trabzon’un fethine gönderdi. Mübârizüddin Ertokuş kumandasındaki Selçuklu ordusu Trabzon’u kuşattı. Fakat günlerce yağan yağmur ve şiddetli rüzgâr Selçuklu ordusunun dağılmasına sebep oldu. Gıyâseddin Keyhusrev Rumlar tarafından esir alındı. İmparator Andronikos kendisine saygılı davrandı ve onu fazla bekletmeden babasına gönderdi (625/1228).

    Ahlat’ı kuşatan Celâleddin Hârizmşah’ın kendi üzerine yürüyeceğini haber alan Keykubad, Ermeni kralından ve Haçlılar’dan yardım istedi, Eyyûbîler’e de yardıma gelmeleri için beş defa elçi gönderdi. Sonunda el-Melikü’l-Eşref 10.000 kişilik bir orduyla Sivas’a gelerek Keykubad ile buluştu. Keykubad ve el-Melikü’l-Eşref, Celâleddin Hârizmşah’ı Erzincan ile Suşehri arasındaki Yassı Çimen’de karşıladılar. Savaş Celâleddin’in yenilgisiyle sonuçlandı (627/1230).

    Celâleddin Hârizmşah’ın ortadan kalkması Selçuklular’ı Moğollar’la karşı karşıya getirdi. 629 (1232) yılında bir Moğol birliği yağmalar yaparak Sivas yakınlarına kadar geldi. Bu akının Gürcü Kraliçesi Rasudan’ın tahrikiyle yapıldığı kanaatine varılarak Erzurum subaşısı Mübârizüddin Çavlı ile birlikte Gürcü topraklarına girilip bazı kaleleri zaptedildikten sonra barış yapıldı. Rasudan’ın kızı ile sultanın oğlu Gıyâseddin Keyhusrev’in evlendirilmesine karar verildi. Keykubad, Moğollar’ın çok daha kalabalık bir orduyla Selçuklu ülkesine akında bulunmaları ihtimaline karşı 630’da (1233) Moğol hanına değerli hediyelerle bir elçi gönderdi ve istilâya engel olmaya çalıştı. Ancak Ögedey Han gönderdiği yarlıkta sultandan kendilerine tâbi olmasını istedi.

    Birbirini takip eden Moğol akınları yüzünden Eyyûbîler Ahlat bölgesini terkedince bölgede dirlik düzenlik kalmadı, birçok şehir harap ve metruk hale düştü. Sultan Keykubad, kendisine çok güvendiği Kemâleddin Kâmyâr’ı bu bölgeye göndererek ondan bölge ile komşu yöreleri Selçuklu idaresi altına alıp düzenliği sağlamasını istedi. Kâmyâr verilen görevi başarıyla yerine getirdi. Kaleler onarılıp içlerine muhafızlar konuldu. Ahlat büyük bir subaşılığın merkezi oldu. Emîr Sinâneddin Kaymaz Ahlat subaşılığına tayin edildi. Keykubad, Ahlat bölgesinde yaşayan 4000 Hârizmli’nin devlet hizmetine alınmasını emretti.

    Keykubad’ın Ahlat bölgesini imar ederek oraya sahip çıkması üzerine Eyyûbîler bölgenin gasbedildiğini iddia etmeye başladılar. Mısır Eyyûbî Hükümdarı el-Melikü’l-Kâmil, Anadolu’yu zaptedip aralarında paylaştıracağı vaadiyle diğer Eyyûbî meliklerini de hizmetine alıp kalabalık bir askerle Anadolu’ya yürüdü (631/1234). Yapılan savaşta yenilen Eyyûbîler yiyecek sıkıntısının başlaması üzerine geri döndüler. Aynı yıl Harput, ertesi yıl da Siverek, Urfa, Harran ve Rakka Selçuklu hâkimiyetine girdi. 634’te (1237) Sultan Alâeddin Keykubad bütün ordusunu Kayseri’de topladı; amacı Eyyûbîler’i Güneydoğu’dan tamamıyla çıkarmaktı. Büyük oğlu Gıyâseddin Keyhusrev’i eskisi gibi Erzincan meliki olarak bıraktı. Emîrleri biat ettirerek Eyyûbî prensesinden doğan küçük oğlu İzzeddin Kılıcarslan’ın veliahtlığını ikinci defa ilân etti. Aynı yıl ramazan bayramında elçilere verdiği bir ziyafette yediği av etinden zehirlenerek ertesi gün öldü (4 Şevval 634 / 31 Mayıs 1237). Naaşı Konya’ya götürülüp kendi adını taşıyan yerdeki (Alâeddin tepesi) aile mezarlığına gömüldü. Oğlu Gıyâseddin Keyhusrev tarafından zehirlendiği ileri sürülürse de bu doğru değildir; çünkü o günlerde Keyhusrev muhtemelen Erzincan’da bulunuyordu.

    Alâeddin Keykubad âdil, ciddi ve otoriter bir hükümdardı. Devlet işlerini bizzat yakından takip eder, görevini ihmal edenlere müsamaha göstermezdi. Onun zamanı Selçuklular’ın en güçlü dönemidir. Keykubad, doğuda Fırat’a kadar bile gitmeyen ülkesinin sınırlarını Aras boylarına ve Van gölüne kadar ulaştırdı. Yine onun devrinde Akdeniz ve Karadeniz’de donanma meydana getirildi. Karadeniz donanması sayesinde Kırım’daki Suğdak şehri Selçuklu idaresine bağlandı. Vefatı esnasında Selçuklular Ortadoğu’nun en kuvvetli ve en büyük devleti idi. Çukurova’daki Ermeni kralı, Trabzon Rum imparatoru, Halep Eyyûbî meliki ve Mardin Artuklu meliki Keykubad’ı metbû tanıyordu. Hatta İznik Rum Devleti’nin de onun tâbileri arasında yer aldığı söylenir. Para ve kitâbelerinde “es-sultânü’l-a‘zam” unvanı ile anılır. Abbâsî halifesi de gönderdiği yazılarda ona aynı unvanla hitap etmiştir. İbnü’l-İbrî, Keykubad’ın çok akıllı, siyasî zekâsı yüksek, ahlâklı ve namuslu bir hükümdar olduğunu kaydettikten sonra devletinin gücünü arttırdığını, şanını yücelttiğini, ülkesini genişlettiğini, birçok hükümdarın kendisine tâbi olduğunu, âlemin onun önünde eğildiğini ve bundan dolayı kendisine “dünyanın sultanı” denildiğini kaydeder (Ebü’l-Ferec, Târih, II, 536-537).

    Beyşehir gölü üzerinde yaptırdığı Kubadâbâd Külliyesi saray, misafirhane, kışla, cami ve diğer binalardan oluşur. Sarayın duvarlarını süsleyen çiniler ve üzerindeki minyatürler Selçuklu sanatının en güzel örnekleri arasında yer alır. Sultan ayrıca Kayseri’de şehrin 5 km. batısında Keykubâdiyye Sarayı’nı inşa ettirmiş, Konya’da da kendi adını taşıyan görkemli bir saray yaptırmıştır. Selçuklu hükümdarları, kervanların güven içinde ve rahatça seyahat etmeleri için kırsal yerlerde kervansaraylar kurmuşlardır. Keykubad da biri Konya-Aksaray, diğeri Kayseri-Sivas arasında Sultan Hanı adıyla meşhur olan iki muhteşem kervansaray inşa ettirmiştir. Alâiye-Antalya yolu üzerinde Şerefşah, Konya-Antalya arasındaki Alara Hanı, Konya’da Dârüşşifâ-i Alâiyye adlı bir hastahane yine onun tarafından yaptırılmıştır. Anadolu’nun bazı şehirlerinde kendi adıyla anılan camiler bulunmaktadır.

    Alâeddin Keykubad âlimlere çok değer verir, onları himaye ederdi. Muhyiddin İbnü’l-Arabî, Abdüllatîf el-Bağdâdî, Necmeddîn-i Dâye, Kāniî-i Tûsî, Sultânülulemâ Bahâeddin Veled ve Ahî Evran gibi âlim, mutasavvıf, edip ve şairler onun zamanında Anadolu’ya gelmiş, ilgi ve itibar görmüştür. Tarihe yakın ilgi duyduğu, Nizâmülmülk’ün Siyâsetnâme’sini, Gazzâlî’nin Kimyâ-yı Saʿâdet’ini ve Keykâvus b. İskender’in Ḳābûsnâme’sini okuduğu kaydedilmektedir.

    Yazı kaynağı : islamansiklopedisi.org.tr

    Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi

    Türkiye Selçukluları’nın onuncu hükümdarı olan I. Alaeddin Keykubad, Sultan I. Gıyaseddin Keyhüsrev’in ortanca oğludur. Kendisinin annesi, doğum yeri ve doğum tarihi ile ilgili herhangi bir kayıt mevcut değildir. Kaynaklardaki bilgilerden babası I. Gıyaseddin Keyhüsrev’in ağabeyi Rükneddin Süleymanşah tarafından 1196 tarihinde tahttan indirilmesiyle başlayan sürgün sürecinde Alaeddin Keykubad’ın ve ağabeyi İzzeddin Keykavus’un çocuk yaşta olduğu anlaşılmaktadır. Dönemin kaynaklarındaki bazı küçük ayrıntılar dikkate alınarak araştırmacılar tarafından Alaeddin Keykubad’ın 1190 yılında dünyaya gelmiş olabileceği tahmin edilmiştir[1]. Babası I. Gıyaseddin Keyhüsrev ile birlikte Anadolu’nun pek çok yerini gezen Melik Alaeddin Keykubad Kilikya Ermenileri, Halep Eyyûbîleri ve Bizans İmparatorluğu sınırları içerisinde de ikamet etmiştir. Çok küçük yaşta çok geniş bir coğrafyayı görmüş olması hiç şüphesiz kendisinin ufkunu genişletmiştir.

    I. Gıyaseddin Keyhüsrev 1205 yılında Selçuklu topraklarına dönerek ikinci kez tahta çıktığı zaman büyük oğlu İzzeddin Keykavus’u Malatya’ya, Alaeddin Keykubad’ı ise Tokat’a Melik olarak tayin etmiştir[2]. Melik Alaeddin Keykubad, bölgeye tayin edildiği 1205 yılından babası I. Gıyaseddin Keyhüsrev’in vefat tarihi olan 1211 yılına kadar altı yıl boyunca meliklik yapmıştır. Tokat’ta bu süre içerisindeki faaliyetleri hakkında herhangi bir bilgi yoktur. Sadece burada kendi adına darp ettirdiği sikkeler bulunmaktadır. Bu sikkeler de kendisi “El-Melik El-Mansûr Keykubad bin Keyhüsrev Nâsır-ı Emirü’l-Müminin” ve “El-Melik El-Mansûr Alâe’d-devle ve’l-dîn Ebu’l-Muzaffer Keykubad bin Keyhüsrev Nâsır-ı Emirü’l-Müminin” olarak anılmaktadır[3]. Alaeddin Keykubad’ın Tokat Melikliği sırasında ünlü Selçuklu devlet adamı Bedreddin Gevhertaş’ın Atabeyi olarak yanında görev yaptığı düşünülmektedir[4].

     Alaeddin Keykubad’ın babası I. Gıyaseddin Keyhüsrev’in altı yıl süren ikinci saltanatı Alaşehir Savaşı’nda şehit olmasıyla sona ermiş ve kendisinin cenazesi 14 muharrem 608 (28 Haziran 1211)’de Konya’ya getirilip defnedilmiştir[5]. Bu gelişme sonrasında Türkiye Selçuklu emirleri sultanın üç oğlu arasından en büyüğü olan ve Malatya Meliki bulunan İzzeddin Keykavus’u tahta çıkarmışlardır[6]. Ağabeyinin tahta çıktığını öğrenen Alaeddin Keykubad kendi birlikleri, amcası Erzurum Meliki Mugiseddin Tuğrulşah ve Kilikya Ermeni hâkimi Leon’un da desteğiyle ağabeyini Kayseri’de kuşatma altına almıştır[7]. Ancak kuşatmanın başlamasından kısa süre sonra Alaeddin Keykubad, kardeşi Sultan I. İzzeddin Keykavus’a bağlı devlet adamlarının Ermeni Leon’u ve Erzurum Meliki Mugiseddin Tuğrulşah’ı ayrılmaya ikna etmesi neticesinde yalnız kalmıştır. Bu beklenmeyen gelişme üzerine Alaeddin Keykubat Kayseri kuşatmasını kaldırarak Ankara Kalesi’ne hareket etmiş ve buraya kapanmıştır. Burada bir süre dirense de sonunda ağabeyi Sultan I. İzzeddin Keykavus’a teslim olmuş ve Emir Seyfeddin Ay-aba gözetiminde Malatya’da Fırat Nehri kıyısında bulunan Minşar Kalesi’ne hapsedilmiştir[8].

    Alaeddin Keykubad, hapsedildiği 1212 yılından ağabeyi I. İzzeddin Keykavus’un ölüm tarihi olan 1220 yılına kadar 8 yıl boyunca Minşar Kalesi’nde her an öldürülme tehlikesiyle tutuklu kalmıştır. I. İzzeddin Keykavus’un vefatının ardından da Emir Seyfeddin Ay-aba’nın desteğiyle Türkiye Selçuklu tahtına çıkmıştır[9]. Kendisi tahta çıkar çıkmaz o dönemin Abbasi Halifesi Nâsır-Lidinillah ünlü âlim Şihâbeddin Sühreverdi liderliğinde bir elçi heyeti göndererek Sultan Alaeddin Keykubad’a saltanat alametleri göndermiş ve kendisinin iktidarının meşruiyetini tüm İslam Dünyası’na ilan etmiştir[10]. Sultan da tahta çıkar çıkmaz cihangirliğin bir gereği olarak fetih hazırlığı emri vermiştir. Selçuklu Emirleri Mübarizeddin Ertokuş ve Esadeddin Ayaz’ın önerisiyle de Akdeniz kıyısında olan ve güzelliği dillere destan Kalonoros Kalesi’ni fethetmeye gitmiştir. Aylar süren kuşatmadan sonra Kalonoros Hâkimi Kyr Vart sultana teslim olmuş ve 1221 yılında kale I. Alaeddin Keykubad’ın eline geçmiştir. Sultan iyi niyetinin göstergesi olarak Kyr Vart’ın kızıyla evlenmiştir. Fetihten hemen sonra da eski bir gelenek olarak şehri kendi ismine nisbetle Alaiyye adıyla bir Müslüman-Türk şehri olarak yeniden kurmuştur[11]. Sultanın yeniden kurduğu Alaiyye’nin unvanı da Barış Şehri anlamına gelen Dârü’l-Emân’dı[12]. Sultanın kuvvetleri Alaiyye’den Antalya’ya hareket ederken şehrin eski hâkimi Kyr Vart’ın kardeşinin elinde bulunan Alara Kalesi’ni de aynı yıl içinde fethetmişlerdir[13].

     Sultan I. Alaeddin Keykubad, Alaiyye’yi fethettikten sonra devletin başkenti Konya ile birlikte Sivas şehrinin surlarını onartıp genişletti. Bu imar faaliyeti sırasında surların yapımın bir kısmını emirlerine paylaştırdı[14]. Sultan, bir yandan devlet hazinesinden çıkacak masrafı azaltmış, diğer yandan emirlerinin artık büyük oranda artmış olan maddi güçlerine zarar vererek kendi otoritesini kuvvetlendirmiştir. Ancak bu durumun farkında olan bazı Selçuklu emirleri Sultan I. Alaeddin Keykubad’a karşı açık bir şekilde cephe alarak, kendisini tahttan indirmeye ve ortadan kaldırmaya karar vermişlerdir. Ancak bu komplonun ifşa olması üzerine işbirlikçi emirler sultanın emriyle 1223 tarihinde Kayseri Devlethanesi’nde ortadan kaldırılmışlardır[15]. Bu iç meselenin hallinden sonra I. Alaeddin Keykubad tarafından fetih hareketlerine tekrar başlanmıştır.

     Sultanın ünlü emiri Mübarizeddin Ertokuş komutasında bir ordu Müslüman tacirlere ve uluslararası ticarete zarar verdikleri gerekçesiyle Kilikya bölgesinin Akdeniz kıyılarındaki merkezlerde üslenmiş olan Frenkler üzerine harekete geçmiştir. Ayrıca Emir Mübarizeddin Çavlı ve Emir Komnenos Mavrozomes komutasında ikinci bir orduyla da Kilikya Ermenileri üzerine sefer emri vermiştir. Bu iki koldan gerçekleşen seferle Kilikya Ermenilerine ve bölgedeki Frenklere ağır bir darbe indirilmiştir. Kilikya içlerinde pek çok stratejik mevki ele geçirildiği gibi Akdeniz kıyısındaki Selçuklu hâkimiyeti Silifke’ye kadar uzamıştır[16]. Sultan Alaeddin Keykubad tarafından 1225 yılında gerçekleşen bu başarılı seferin anısına bugün Antalya şehrinin sembolü olan Yivli Minare bir zafer burcu olarak dikilmiştir[17]. Öte yandan hem siyasi hem de ekonomik kaygılarla Emir Mübarizeddin Çoban komutasındaki deniz gücü Karadeniz’in kuzeyinde bulunan ve siyasi belirsizliğin hüküm sürdüğü ünlü ticaret merkezi Suğdak üzerine sefere çıkmıştır. Bölgedeki güçlere karşı verilen mücadele sonrasında Suğdak da Sultan I. Alaeddin Keykubad’ın kuvvetleri tarafından fethedildi[18]. Akdeniz ve Karadeniz kıyılarında gerçekleştirilen bu fetihlerle devletin sınırları oldukça genişlediği gibi Karadeniz’in kuzeyinden Mısır’a ve diğer ticaret yollarına uzanan bir uluslararası ticaret güzergâhı oluşmuştur.

    Özellikle deniz kıyılarına odaklanan bu seferlerden sonra Sultan I. Alaeddin Keykubad yönünü Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerine çevirmiştir. Fırat nehri boylarındaki merkezlere yönelen Selçuklu kuvvetleri 1226 yılında birkaç koldan bölgeye dağıldılar. Sefer sonunda Adıyaman, Kâhta ve Çemişkezek kaleleri fethedildi[19]. Böylece bölgedeki Artuklu ve Eyyûbî hâkimiyetine ağır bir darbe vuruldu. Bu başarının hemen ardından Sultan I. Alaeddin Keykubad ileri görüşlüğünü ispatlayan siyasi bir adım atmıştır. Selefleri ve kendisi ile daima mücadele halinde olan Eyyûbilerle bir barış yapmak ve akrabalık bağı kurarak oluşturacağı ittifakı perçinlemeye karar vermiştir. Eyyûbîlerle irtibat kurarak iyi niyetini gösteren bazı adımlar atmış, kendisinin bu yaklaşımı Eyyûbîlerden de olumlu karşılık bulmuştur. Bunun neticesinde Sultan I. Alaeddin Keykubad Eyyûbî hanedanından El-Melik El-Adil’in kızına talip olmuş, iki hanedan arasında düğün için gerekli hazırlıklar yapıldıktan sonra Sultan I. Alaeddin Keykubad ile Eyyûbilerden El-Melike El-Adiliye nikâhlanmışlardır[20]. Sultan, Eyyûbîlerle tesis ettiği barışın hemen ardından devletin doğu sınırında bulunan son Mengücek merkezi Erzincan’a yönelmiştir. Şehir, bölgedeki siyasi teşekküllerle birlikte her fırsatta Sultan I. Alaeddin Keykubad’a karşı hareket içerisinde bulunan Alaeddin Davudşah’ın elinden alınmıştır. Türkiye Selçuklu arazisinden Konya Akşehir’i ve Ab-ı Germ kendisine ikta edilerek bölgeden uzaklaştırılmıştır. Böylece Erzincan Selçuklu hâkimiyetine dâhil edilmiştir. Bu yeni arazi Sultan I. Alaeddin Keykubad tarafından Alaiyye’nin eski hâkimi Kyr Vart’ın kızından doğan ve yaşça en büyük oğlu olan Gıyaseddin Keyhüsrev’in yönetimine bırakılmıştır[21].

    Sultan I. Alaeddin Keykubad, Erzincan’ı ele geçirdikten sonra Doğu politikasının bir gereği olarak amcası Mugiseddin Tuğrulşah’ın oğlu Rükneddin Cihanşah’ın elinde bulunan Erzurum ve çevresini ele geçirmek üzere harekete geçmiştir. Ancak o sırada Trabzon Rum İmparatorluğu tarafından Karadeniz kıyılarındaki Selçuklu limanlarına taarruz edilmiştir. Bunun üzerine I. Alaeddin Keykubad’ın emriyle Erzincan Meliki Gıyaseddin Keyhüsrev ve Emir Mübarizeddin Ertokuş komutasındaki Selçuklu birlikleri, Trabzon Rumları üzerine yürüyüp onları geri püskürttüler. Selçuklu kuvvetleri Trabzon şehrini de kuşattılar ancak elde edemediler[22].

    Türkiye Selçukluları ile Eyyûbîler arasında tesis edilen bu akrabalık ve ittifak çok kısa süre içerisinde meyvelerini vermiştir. I. Alaeddin Keykubad’ın bu hareketinin ne kadar isabetli olduğu da açıkça ortaya çıkmıştır. Zira Selçukluların Trabzon Seferi’nden kısa süre sonra Celaleddin Harezmşah Selçukluların Doğu sınırında bir güç olarak ortaya çıktı. Kendisi Moğolların önünden kaçarak Hindistan, İran, Azerbaycan ve Gürcistan üzerinden Doğu Anadolu’ya girmiş ve burada yayılmaya başlamıştı. Alaeddin Keykubad yine tedbiri elden bırakmayarak Celaleddin Harezmşah ile irtibata geçmiş ve iki taraf arasında barışçıl ilişkiler kurulmuştur[23]. Ancak Celaleddin Harezmşah’ın Alaeddin Keykubad’ın iyi niyeti ve dostça tavsiyelerine rağmen bölgede saldırgan bir tutum içine girmesi ilişkileri bozmuştur. Celaleddin Harezmşah’ın Eyyûbîler elinde bulunan Kubbetü’l-İslam unvanlı Ahlat’ı zorla ele geçirip yağmalaması üzerine de savaş kaçınılmaz hale gelmiştir. Sultan I. Alaeddin Keykubad Eyyûbî müttefikleri ile birlikte 1230 yılında Erzincan yakınlarındaki Yassıçemen’de Celaleddin Harezmşah ile karşılaşmıştır. Türk tarihinin en önemli savaşlarından birisi olan bu mücadeleyi Sultan I. Alaeddin Keykubad ve müttefikleri kazanmış, Celaleddin Harezmşah mağlup olarak bölgeyi terk etmiştir[24].

    Sultan I. Alaeddin Keykubad, Celaleddin Harezmşah tehlikesini bertaraf ettikten hemen sonra nihai hedeflerinden birisi olan Erzurum’a yönelmiştir. Buranın hâkimi olan ve kendisine karşı daha önceden Eyyûbilerden El-Melik El-Eşref ve Celaleddin Harezmşah ile birlikte hareket eden amca çocukları Rükneddin Cihanşah ve kardeşini ele geçirmiştir. Erzurum ve çevresini ellerinden alarak Rükneddin Cihanşah’a Aksaray’ı, kardeşine de Eyübhisar’ı ikta olarak vermiştir[25]. Sultan I. Alaeddin Keykubad, Erzurum’u ele geçirip Doğu sınırlarında iyice genişledikten sonra bu sefer Gürcüler üzerine bir sefer tertipledi. Bu sefer neticesinde Gürcülere ait pek çok kale ile birlikte önemli oranda ganimet elde edilmiştir. Ayrıca Gürcü Kraliçesi Rosudan’ın kızı ile Sultan I. Alaeddin Keykubad’ın büyük oğlu Gıyaseddin Keyhüsrev’in nikâhlanması kararlaştırılmıştır. Sefer dönüşünde ise atıl vaziyette kalmış olan Kubbetü’l-İslam Ahlât teslim alınmış ve bölgede imar faaliyetleri başlatılmıştır[26]. Sultan I. Alaeddin Keykubad’ın özellikle Doğu Anadolu’daki hızlı yayılışından rahatsız olan Eyyûbiler Mısır’daki El-Melik El-Kâmil liderliğinde sultana karşı harekete geçtiler. 1233 yılında Sultan I. Alaeddin Keykubad müttefik Eyyûbî kuvvetlerini tamamen yenilgiye uğrattı. Sonrasında da Harput, ertesi sene ise (1234) Siverek, Urfa, Harran ve Rakka’yı ele geçirerek sınırlarını Güneydoğu Anadolu bölgesinde daha da genişletmiştir[27].

    Sultan I. Alaeddin Keykubad, gerçekleştirdiği büyük fetihlerin ve askeri başarıların yanında sürekli olarak dönemin en büyük tehlikesi olan Moğolları da takip etmekteydi. Büyük şehirleri tahkim ederek, Anadolu’nun giriş güzergâhlarını kontrol altına alarak ve bölgedeki diğer güçlerle siyasi ittifaklar kurarak Moğolları engellemeye çalışmıştır. Sultan bu gibi faaliyetlerle meşgulken 1236 yılında Moğolların büyük Hanı Ögedey’den Şemseddin Ömer Kazvînî başkanlığında bir elçi heyeti kendisine ulaşmıştır. Elçileri iyi bir şekilde karşılayan Sultan, Büyük Moğol Hanı tarafından kendisine sembolik bir itaatten ibaret olan tâbiyet teklifini kabul etmiştir[28]. Temel politikasına uygun olarak Moğolları karşısına almayıp, onları kendi topraklarından en azından kendi iktidarında uzak tutmayı başarmıştır. Moğol elçi heyetinin henüz geri gönderilmediği sırada 1237 yılı Mayıs ayında Sultan I. Alaeddin Keykubad, Kayseri’de bütün devlet erkânını ve askerlerini bir araya getirdi. Burada verdiği şölende Eyyûbî Melikesi’nden olan oğlu İzzeddin Kılıç Arslan’ı veliahd ilan etti ve devlet erkânına kendisine biat etmelerini buyurdu. Eğlencelerin devam ettiği sırada 3 Şevval 634 (1 Haziran 1237) tarihinde Sultan I. Alaeddin Keykubad önüne getirilen kızarmış tavuktan zehirlendi ve kısa süre içerisinde vefat etti. Cenazesi Konya’da kendi ismiyle anılan Alaeddin Camii içerisindeki Selâtin Kümbeti’ne defnedildi[29]. Sultan veliaht ilan edilmeyerek iktidardan uzaklaştırılmak istenen büyük oğlu Gıyaseddin Keyhüsrev’in ve işbirlikçisi olan Selçuklu emirlerinin marifetiyle zehirlenmiştir.

    Sultan I. Alaeddin Keykubad, dönemin en önemli kaynağı İbn Bibi’nin tabiriyle Selçuklu ailesinin gözbebeği, parlak lambası, iktidar tacının mücevheri olan, her çeşit iyi huyla donatılmış büyük bir hükümdardı. İbn Bibi’nin sultanın 18 yıl boyunca hizmetkârı olan Celaleddin Karatay’dan naklettiği bilgiye göre I. Alaeddin Keykubad 3 saatten fazla uyumayıp ve geceleri Kur’an okumaktaydı. Adaleti tesis etmeyi, mazlumları korumayı ve zalimleri cezalandırmayı ise birinci görevi olarak addediyordu. Hanefi mezhebine bağlı olduğu halde sabah namazlarını Şafii mezhebine göre kılmaktaydı. Gazneli Hükümdarı Mahmud b. Sebüktekin’e ve Emir Kâbus b. Veşmgir’e hayranlık beslemekteydi. Hüccetü’l-İslam İmam Gazâlî’nin Kimyâ-yı Saâdet ve Nizamülmülk’ün Siyerü’l-Mülûk’unu sık sık okurdu[30]. Sultan I. Alaeddin Keykubad eşi ve benzerine az rastlanır şekilde devrinin bütün kaynakları tarafından başarılı, bilgili, zeki, ileri görüşlü ve adil bir hükümdar olarak anılmaktadır[31]. Kendisinin iktidarı çok büyük imar faaliyetlerine, önemli oranda maddi zenginliğe ve siyasi olarak parlak bir devre sahne olmuştur[32].

    BİBLİYOGRAFYA

    Ana Kaynaklar

    Anonim, Tarih-i Âl-i Selçuk. Çev. Halil İbrahim Gök & Fahrettin Coşguner. Ankara, Atıf Yayınları, 2014.

    Başkumandan Simbat, Vekayiname (951-1334). Çev. H. D. Andreasyan. (TTK’da Basılmamış Nüsha Tercüme No: 68). İstanbul 1946.

    Cemaleddin Ebi’l-Mehâsin Yusuf b. Tagriberdî el-Atâbekî, En-Nücûmü’z-Zâhire fî Mülûk-ı Mısr ve’l-Kâhire VI. Cüz. Tahkik. Muhammed Hüseyin Şemseddin. Beyrut, Dârü’l-Kütübi’l-Arabiyye, 1992.

    Ed-Devâdârî, Kenzu’d-Durer ve Câmiu’l-Gurer VII. Cüz. Tahkik. Said Addülfettâh Âşur. Kahire 1972.

    Gregory Abû’l-Farac, Abû’l-Farac Tarihi I-II. Çev. Ömer Rıza Doğrul. Ankara, Türk Tarih Kurumu Yayınları, 1999.

    İbn Bibi, El Evamirü’l-Ala’iye Fi’l-Umuri’l-Ala’iye (Selçukname) I-II. Çev. Mürsel Öztürk. Ankara, Kültür Bakanlığı Yayınları, 1996.

    İbn Kesir, Büyük İslam Tarihi Cilt XIII. Çev. Mehmet Keskin. İstanbul, Çağrı Yayınları, 1994.

    İbn Nazif El-Hamevî, El-Tarih El-Mansurî. Tahkik. Ebu’l-Iyd Dudu. Dımaşk, Matbaatü’l-Hicaz, 1981.

    İbn Vâsıl, Kitab-ı Müferricü’l-Kurûb fi Ahbâr-ı Beni Eyyûb III-IV. Cüz. Neş. C. Eş-Şeyyâl. İskenderiye 1960.

    İbnü’l-Esîr, İslâm Tarihi El-Kâmil fi’t-Târîh Tercümesi Cilt XII. Çev. Ahmet Ağırakça-Abdülkerim Özaydın. İstanbul, Bahar Yayınları, 1987.

    İbnü’l-İbrî, Tarihu Muhtasarü’d-Düvel. Neş. El-Ebu Anton Sâlihanî el-Yesû’î. Beyrut, El-Matbaatü’l-Katolikiyye, 1890.

    İbnü’l-Verdi, Bir Ortaçağ Şairinin Kaleminden Selçuklular. Haz. Mustafa Alican. İstanbul, Kronik Yayınları, 2014.

    Kadı Ahmed Gaffârî-i Kazvînî, Târih-i Cihân-ârâ. Tahkik. Mücteba Minovî. Tahran, Kitabfuruşî-i Hâfız, 1964.

    Kemaleddin İbnü’l-Adim, Zübdetü’l-Haleb min Tarih-i Haleb. Tahkik. Halil Mansur. Beyrut, Dârü’l-Kütüb’il-İlmiyye, 1996.

    Kerîmüddin Mahmud-i Aksarayî, Müsâmeretü’l-Ahbâr. Çev. Mürsel Öztürk. Ankara, Türk Tarih Kurumu Yayınları, 2000.

    Müneccimbaşı Ahmed b. Lütfullah, Câmiü’d-Düvel Selçuklular Tarihi II (Anadolu Selçukluları ve Beylikler). Çev. Ali Öngül. İstanbul, Kabalcı Yayınları, 2017.

    Ali Ertuğrul, Niğdeli Kadı Ahmed Anadolu Selçukluları Devrinde Yazılan Bir Kaynak: El-Veledü’ş-Şefîk ve’l-Hâfidü’l-Hâlik. Yayınlanmamış Doktora Tezi. İzmir 2009.

    Süryani Patrik Mikhail, Vekayiname (1042-1195)(1195-1229). Çev. H. D. Andreasyan. (TTK’da Basılmamış Nüsha Tercüme No: 44). İstanbul 1944.

    Şemseddin Ebu’l-Muzaffer Yusuf b. Kızıl oğlu b. Abdullah el-maruf Sıbt İbnü’l-Cevzî, Mirâtü’z-Zamân fî Tevârihü’l-Ayân XXII. Cüz. Tahkik İbrahim Ez-Zibû. Beyrut, Er-Risaletü’l-Alemiyye, 2013.

    Şihabeddin Ahmed En-Nesevî, Es-Siretu Celâleddîn Mengübertî. Çev. Necip Asım. İstanbul, Devlet Basımevi, 1934.

    Yazıcızâde Ali, Tevârih-i Âl-i Selçuk. Haz. Abdullah Bakır. İstanbul, Çamlıca Yayınları, 2017.

    Araştırma Eserler

    Artuk, İbrahim & Artuk, Cevriye, “Ortaçağ’da Bazı Anadolu Şehirlerine Verilmiş Olan Ünvanlar”. Türk Kültürü Araştırmaları Dergisi XXIV/2, 1986, s. 65-69.

    Artuk, İbrahim, “Ala el-Din Keykubad'ın Meliklik Devri Sikkeleri”. Belleten XLIV/174, 1980, s. 265-270.

    Cahen, Claude, Osmanlılardan Önce Anadolu. Çev. Erol Üyepazarcı. İstanbul, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 2002.

    Duggan, Terrence Mikhail Patrick & Aygün, Çakır Afşin,“The Medieval and Later Port of Myra/Stamira-Taşdibi”. Byzas 19/1 (2014) 245-269.

    Duggan, Terrence Mikhail Patrick, “Some Localizations in Western Cilicia Relating to the 1225 Campaign of Sultan Alaed-Din Keykubat”. Ed. M. Kadiroğlu, Anadolu ve Çevresinde Ortacağ V, Ankara, 2011, s. 221-238.

    Freely, John, At Üstünde Fırtına: Anadolu Selçukluları. Çev. Neşenur Domaniç. İstanbul, Doğan Kitap, 2012.

    Gökhan, İlyas, “I. Alâeddin Keykubâd’ın Eyyûbî Melikleri ile Yaptığı Derbendler Yılı Savaşı”. II. Ulusal I. Alâeddin Keykubat ve Dönemi Sempozyumu Bildirileri. Editörler. Yusuf Küçükdağ & Mustafa Çıpan, Konya, Konya İl Kültür Müdürlüğü Yayınları, 2008, s. 51-58.

    Hacıgökmen, Mehmet Ali, “I. Alaeddin Keykubat Dönemi Emirlerinden Atabey Bedreddin Gühertaş (Gevhertaş)”. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih Araştırmaları Dergisi XXX/50, 2011, s. 119-136.

    Hacıgökmen, Mehmet Ali, “I. Alaeddin Keykubat’ın (1220-1237) Kayınpederi Kir Fard Hakkında Bir Araştırma”. Mediterranean Journal of Humanities II/1, 2012, s. 121-130.

    Jansky, Herbert, “Selçuklu Sultanlarından Birinci Alâeddin Keykubad’ın Emniyet Politikası”. Zeki Velidi Togan’a Armağan. İstanbul, Maarif Basımevi, 1950-1955, s. 117-126.

    Koca, Salim, “Moğol İstilâsına Karşı Sultan I. Alâeddin Keykubâd’ın Güvenlik Politikası”. Gazi Üniversitesi Türklük Bilimi Araştırmaları Dergisi Sayı 5, 2009, s. 187-216.

    Koca, Salim, “Selçuklu İktidarının Belirlenmesinde Rol Oynayan Güçler ve Alâeddin Keykubad’ın Türkiye Selçuklu Tahtına Çıkışı”. Selçuk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Dergisi 25, 2009, s. 1-38.

    Koca, Salim, “Sultan I. İzzeddin Keykavus ile Melik Alâeddin Keykubad Arasında Geçen Otorite Mücadelesi”. Belleten LIV/211. 1990, s. 935-943.

    Koca, Salim, “Türkiye Selçuklu Tarihine Damgasını Vuran Menfur Bir Cinayet: Sultan I. Alâeddin Keykubâd’ın Zehirlenmesi”. Selçuk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Dergisi Sayı 27, 2010, s. 347-369.

    Parla, Canan, “Alâeddin Keykubad Dönemi Işığında Anadolu Selçuklu Devletinde Yapı Organizasyonu”. Anadolu Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi Sayı 3, 2002, s. 251-285.

    Parla, Canan, “I. Alâeddin Keykubad Devir Selçuklu Mimarlığına Genel Bakış”. II. Ulusal I. Alâeddin Keykubat ve Dönemi Sempozyumu Bildirileri. Editörler. Yusuf Küçükdağ & Mustafa Çıpan, Konya, Konya İl Kültür Müdürlüğü Yayınları, 2008, s. 117-127.

    Peacock, Andreas S., “Kırım’a Karşı Selçuklu Seferi ve Alaeddin Keykubad’ın Hâkimiyetinin İlk Yıllarındaki Genişleme Politikası”. Çev. Murat Keçiş & Ali Mıynat, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Tarih Araştırmaları Dergisi XXIX/47, 2010, s. 243-265.

    Sevim, Ali, “Keyhüsrev I Maddesi”. Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi Cilt 25, 2002, s. 347-349.

    Sümer, Faruk, “Keykubad I Maddesi”. Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi Cilt 25, 2002, s. 358-359.

    Sümer, Faruk, “Selçuklular (Anadolu Selçukluları) Maddesi”. Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi Cilt 36, 2009, s. 380-384.

    Şahin, Mustafa, “Habibü’s-Sîyer’e Göre Türkiye Selçukluları”. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi 51/4, 2014, s. 21-40.

    Tekindağ, Şehabeddin, “Alâeddin Keykûbad ve Halefleri Zamanında Selçuklu-Küçük Ermenistan Hududları”. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Dergisi I/1, 1949, s. 29-34.

    Turan, Osman, Selçuklular Zamanında Türkiye. İstanbul, Turan Neşriyat Yurdu, 1971.

    Uyumaz, Emine, “Sultan I. Alâeddîn Keykubad Döneminde (1220-1237) Türkiye Selçuklu Devleti’nde Ekonomik Hayat”. Osmanlı Öncesi ile Osmanlı ve Cumhuriyet Dönemlerinde Esnaf ve Ekonomi Semineri 9-10 Mayıs 2002, İstanbul, Dünya Basımevi, 2003, s. 87-92.

    Uyumaz, Emine, Sultan I. Alâeddîn Keykubad Devri Türkiye Selçuklu Devleti Siyasî Tarihi (1220-1237). Ankara, Türk Tarih Kurumu Yayınları, 2003.

    Yazı kaynağı : www.alanya.edu.tr

    Yorumların yanıtı sitenin aşağı kısmında

    Ali : bilmiyorum, keşke arkadaşlar yorumlarda yanıt versinler.

    Yazının devamını okumak istermisiniz?
    Yorum yap