Bu sitede bulunan yazılar memnuniyetsizliğiniz halınde olursa bizimle iletişime geçiniz ve o yazıyı biz siliriz. saygılarımızla

    türkiye müteahhitleri birliği’ne bağlı olan şirketler

    1 ziyaretçi

    türkiye müteahhitleri birliği’ne bağlı olan şirketler Ne90'dan bulabilirsiniz

    “Yeni Evim Kampanyası”na Katılacak İnşaat Firmaları ve Projelerini Nasıl Bulabilirim?

    “Yeni Evim Kampanyası”na Katılacak İnşaat Firmaları ve Projelerini Nasıl Bulabilirim?

    “Yeni Evim Kampanyası”na Katılacak İnşaat Firmaları ve Projelerini Nasıl Bulabilirim?

    Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın orta gelirlilerin konut sahibi olması amacıyla duyurduğu “Yeni Konut Finansman Modeliyle Yeni Evim Kampanyası”nda başlangıç tarihi 16 Ocak olarak belirlendi ve bu tarihten itibaren vatandaşlar “Yeni Evim Kampanyası”na başvurabilecekler.

    Yeni Evim Kampanyası bilindiği üzere sıfır evleri kapsayacak. Peki bu kampanyaya katılacak inşaat firmalarının ve projelerinin bir listesi var mı?

    Henüz böyle bir liste açıklanmadı. Ancak Emlak Konut Genel Müdürlüğü’nün ürettiği projeler; GYODER, İNDER, KONUTDER, İMKON ile Türkiye Müteahhitleri Birliği’ne bağlı olan şirketlerin projeleri ve 81 ilin tamamındaki firmaların ürettiği büyük ve küçük ölçekli tüm konut projeleri; teknik ve mali kriterleri karşıladıkları takdirde bu sürece dahil olacaklar.

    Sizler için oluşturduğumuz aşağıdaki listedeki linklerden, bulunduğunuz ile göre filtreleme yaparak, bu kampanyaya katılabilecek inşaat firmalarına ve projelerine ulaşabilirsiniz.

    https://www.emlakkonut.com.tr/tr/projeler

    https://www.gyoder.org.tr/uyelerimiz

    http://www.inder.org.tr/uyelerimiz-2/

    http://konutder.org.tr/uyeler

    https://www.tmb.org.tr/tr/uyeler

    Yeni Evim Kampanyasına katılacak inşaat firmaları ve projeleri belli oldukça bunları duyurmaya devam edeceğiz. Yayınlanacak yeni gelişmeler ile ilgili her türlü içeriği Emlaksat Blog’da bulabilirsiniz.

    Yazı kaynağı : emlaksat.com

    Son Dakika: Orta gelir konut kampanyasının detayları belli oldu! - Son Haberler - Milliyet

    Son Dakika: Orta gelir konut kampanyasının detayları belli oldu! - Son Haberler - Milliyet

    Milliyet.com.tr/ Orta gelirliyi konut sahibi yapacak 'Yeni Evim' kampanyası heyecanla karşılandı. Düşük faiz, uzun vade ve kolay ödeme imkanı sunulacak, 81 ilde geçerli olacak.

    İlk etapta 100 bin konutun satışı planlanıyor. Bu kampanyada kura çekilmeyecek, kapsamda sıfır evler olacak. Yapımı devam edenler ve yeni başlayacak projeler de dahil edilecek.

    YÜZDE 10 PEŞİNAT ALINACAK

    Azami 15 yıl vade ile 0,69'dan başlayan faiz oranıyla kredi kullandırılacak. Konut bedelinin yüzde 10'u peşin alınacak, dileyen daha fazla da ödeyebilecek.

    18 yaş üstü gençler kampanyadan yararlanabilecek. Eşlerden birinin üzerinde konut varsa ya da son 1 yılda konut satışı gerçekleştirmiş kişiler projeye dahil olamayacak. Verasetle ev sahibi olanlar başvuruda bulunabilecek.

    Ölüm ya da boşanma gibi zorunlu sebepler dışında evler 5 yıl boyunca satılamayacak.

    PROJEDE 3 BÖLGE BULUNUYOR

    İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Antalya, Mersin, Muğla’da konut sahibi olmak isteyenlerden bir yıl o ilde ikamet etme şartı aranacak. Diğer illerde bu şart geçerli değil.

    Konut almak isteyen bulduğu daireyle banka veya katılım bankalarına başvuracak. Banka hem projenin hem de kişinin kriterlerini denetleyip kredi tahsis edecek. 

    Proje kapsamında finans programı 3 ayrı bölge şeklinde hazırlandı. 1'inci bölge olan İstanbul için 5 milyon lira, 2'nci bölgedeki iller için en fazla 3 milyon lira, 3'üncü bölgedeki diğer iller için de en fazla 2 milyon lira finansman sağlanacak.

    TAKSİTLER NE KADAR OLACAK?

    Yeni Evim kampanyası kapsamında orta gelirli vatandaşlar aylık ortalama 9 bin 720 liradan başlayan ve 55 bin 265 liraya varan taksit tutarlarıyla ev sahibi olabilecek.

    YENİ EVİM KAMPANYASI'NDA ÖRNEK KREDİ HESAPLAMA TABLOSU

    Farklı kredi miktarlarına göre 15 yıl ve 10 yıl vadeler için hesaplanan aylık kredi taksiti ve toplam geri ödenecek tutarlar yaklaşık olarak şöyle:

    Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum başvuru sürecini şu sözlerle anlattı: -Öncelikle, yüklenici firmalarımız belirleyeceğimiz kriterlere uygun yapılan konut projeleriyle birlikte bu kampanyamıza dâhil olacaklar.

    -Konut almak isteyen vatandaşlarımız, kendi ödeme koşullarına uygun daireleri seçecekler ve bankaya başvuracaklar.

    -Bankalarımız da uygunluk durumunda krediyi vatandaşımıza tahsis edecek ve satın alma süreci başlayacak.

    PEKİ, VATANDAŞIMIZ HANGİ PROJELERDEN FAYDALANACAKLAR?

    -Vatandaşımız ülkemizin her yerinden bitmiş konutlardan

    -Belirli bir oranda tamamlanmış ve devam eden konutlardan

    -Bankalarla garantörlük sözleşmesini imzalamış yeni başlayacak projelerden istifade edebilecek. Bankalarla imzalanacak bu garantörlük nedir? Banka ve müteahhit anlaşması sonucu proje imzalanacak. Sözleşme sonrasında müteahhidin ilerlemesine göre satış yapılan konuttan hak ediş ödemesi yapılacak. Bu sayede vatandaşın projesinin kontrolü sağlanmış olacak.

    KAMPANYAMIZA HANGİ PROJELER DÂHİL OLACAK?

    -Emlak Konut genel müdürlüğümüzün ürettiği projeler,

    -GYODER, İNDER, Konutder, İmkon ile Türkiye Müteahhitleri Birliği’ne bağlı olan şirketlerimizin projeleri,

    -Ve yine 81 ilimizin tamamındaki firmaların ürettiği büyük ve küçük ölçekli tüm konut projeleri; teknik ve mali kriterleri karşıladıkları taktirde bu sürece dâhil olacaklar. Şunu da ifade etmek isterim. Bu kampanyamızda yüklenici firmalarımız, satacakları konutların bedelinin yüzde 5’i kadar vatandaşımıza destek sağlayacaklar.

    Yazı kaynağı : www.milliyet.com.tr

    TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

    GÖKAN ZEYBEK (İstanbul) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

    Ben de Türkiye Müteahhitler Birliğine Meclisimize hoş geldiniz diyorum.

    Şimdi, dernek olarak sizin ağırlıklı olarak öne çıkan üyeleriniz özel sektörde konut ya da iş hanları yapan, büyük projeler gerçekleştiren üyeler. Bir de tabii, Türkiye'de "müteahhit" kavramının içinde önemli bir parametre de devlet müteahhidi yani devletten ihaleyle iş alanlar. Büyüklük olarak bakıldığında devletle iş yapanların, kamuyla iş yapanların, belediyelerle iş yapan müteahhitlerin ciro büyüklükleri belki daha yukarıda olabilir ama kamuoyu onlardan ziyade daha çok gayrimenkul projeleri gerçekleştiren müteahhitleri ağırlıklı olarak dikkate alıyor.

    Şimdi, sadece İstanbul'da Ticaret Odasının 450 bin üyesi var. Bunun en büyük NACE kodu olanlar da inşaat sektöründe olanlar; altyapıcılar, üstyapıcılar, konut proje mimar, mühendisleri olmak üzere neredeyse yüzde 25'ini bunlar oluşturuyor. Şimdi, tabii, burada gördüğümüz temel bir yanlış şu: Deprem riski taşıyan bir yapıyı yapabilmek için -1999 depreminden sonra- bir inşaat firmasının bunu üstlenmesi gerekiyor yani müteahhitlik yapacak olan, ruhsatta "müteahhit" olarak addedilecek bir firmaya ihtiyaç var. Ama bizim yasalarımızda bir kişi bir inşaat yapmak için bir şirket kurabilir, bu şirketin herhangi bir yeterliliği, iş bitirmesi olmadan da parası da var ise, özellikle de market sahibiyse, ne bileyim, tekstilciyse, ihracatçıysa bu işlemlerle gelip bir şirket kurabilir, bu şirketle de bir inşaatı yapabilir. Sıkıntının temel nedenlerinden bir tanesi bu. Firma inşaat firmasıdır, sahibi de müteahhit olur. İkincisi, mesleki açıdan -siz inşaat mühendisi olduğunuz söylediniz- TMMOB'a bağlı herhangi bir mühendislik nosyonuna sahip olan bir kişi de binanın teknik sorumluluğunu alabiliyor yani mimar ve inşaat mühendisinin dışında herhangi -yani yanlış anlamasın diğer meslekte olan insanlar- bir elektronik mühendisi de mühendis olduğu için binanın teknik sorumluluğunu alabiliyor. Temel yanlışlardan bir tanesi de bu. Peyzaj mimarı da alabilir, bir harita mühendisi de alabilir, bir jeofizik mühendisi de alabilir yani bu konuyla ilgili bir engel yok, bir başka sıkıntı bu. Üçüncüsü, müteahhitler iş yaptıkları bir binanın süresi içinde sigorta kayıtlarını kapatıyorlar, belediyeye iskân için başvuruyorlar. İskân müsaadesini almamış inşaat şirketleriyle ilgili herhangi bir işlem yok. Yani binaya başlamış, kayıt açmış, sigorta kaydı açmış, vergi kaydı açmış, binasını belli bir aşamaya getirmiş, iskân müsaadesini almadan ilgili yapı denetim firması Bakanlık tarafından cezalandırılarak belki ona bir işlem, ceza ya da bir yıllık bir geçici işlemden menetme yetkisiyle inşaat firması iskânın olmadığı bu konutların tümünü bitirip kat irtifakı üzerinden de satışını gerçekleştirebilmektedir ve bu inşaat firması birden fazla böyle projeyi de yapabilmektedir. Burada en büyük yanlışlardan bir tanesi de daha proje aşamasındayken çok sayıdaki binanın kat irtifakının kurularak tapudan bunların satışının yapılabilmesine olanak vermek ki bu yakın zamanda düzenlendi, bir kurala bağlandı.

    Başka önemli bir sıkıntı şu yani müteahhitlik sektörü açısından bizi en çok ilgilendiren: Bu Komisyonun Türkiye Büyük Millet Meclisinde kurulmasının temel sebebi olası bir Marmara, ağırlıklı olarak bir İstanbul depremindeki riskli yapıların nasıl düzenleneceği ve bu riskli yapılardaki deprem öncesi risklerin azaltılabilmesi için yasa, yönetmelik ya da uygulamada ne yapabileceğimiz, olası bir depremden sonra da bu konuyla ilgili alınacak olan tedbirler. Şimdi, öncesiyle ilgili -yani benim ağırlıklı üzerinde durduğum- temel nokta şu: Şu anda müteahhitlerimiz hiçbir dönüşüm alanına girmiyor arkadaşlar. Çünkü İstanbul'da dönüşüm yapılabilecek düşük yoğunluklu alanlar bitti. Boş arazisi içinde birkaç evi olup geniş arazisi olan projeler neredeyse yapıldı. Yani İstanbul'da maksimum brüt emsal 3, şimdi hâlihazırda hektara 5-6 emsal yoğunluk getiren bir yapı stokunun dönüşmesiyle ilgili konuşmamız gerekiyor. Şimdi, burada iş geliyor finansmana ve orada düğümleniyor. Maalesef rakamlar da gösteriyor; yani müteahhitlik sektöründe rakamlar, cirolar çok yüksek olsa bile kârların yüksek olmadığını biz biliyoruz. O nedenle, çok sayıdaki firma yeni büyük projeye girebilecek bir öz sermaye yeterliliğinden yoksundur şu anda. O nedenle, sizin önermenizde parsel bazında değil, ada ve bölge bazındaki bir kentsel dönüşüm çalışmasına girebilmesi için elle avuçla sayılacak firma dışındaki firmaların bunun altına girebilmesi çok mümkün değil, bunun bir konsorsiyum biçimiyle düzenlenebilmesi için de yasal mevzuatımız buna uygun değil.

    Son olarak da şunu söylemek istiyorum, bu dönüşümle ilgili finansman modeli konusunda: Yani gelip işin tıkandığı nokta orası. Belki Türkiye'deki büyük inşaat firmaları yeterlilikleri çok yüksek, deneyimleri çok yüksek, iş bitirmeleri çok yüksek olan firmaların bu dönüşüm yapılarına girebilmeleriyle ilgili ürettikleri konutlarla ilgili bir finansman modeline ihtiyaç var; işte yönetimin, iktidarın çözmesi gereken nokta o. Yani bu öyle az bir rakam da değil. Şimdi, siz "Raporda İstanbul depreminde millî gelirin yani gayrisafi millî hasılanın yüzde 10'u." dediniz; bu bizim çalışmalarımızın çok üzerinde bir tespit. Yani biz hiçbir zaman gayrisafi millî hasılanın yüzde 10'unu görmedik, yüzde 3'üyle, yüzde 5'i dedik ama "yüzde 5" dediğiniz rakam 5 trilyonluk bir gayrisafi millî hasılada 250 milyar anlamına geliyor. Yani 250 milyarlık bir depremin yaratacağı millî gelir kaybı zaten ülkede reel olarak büyük bir buhran demektir yani bundan daha büyük bir şey olmaz. Siz "yüzde 10" dediniz, ilk kez ben yüzde 10 rakamını duydum, belki de sizin çalışmalarınızda bu doğru olabilir. Şimdi, bununla ilgili yani bunu içeriden, bizim hazineden ya da kamu bankalarıyla eliyle bu sermayeyi de sağlayabilmemiz çok mümkün değil. Sigortacılıkla ilgili vurgu yaptığımız; şu anda bu konuyla ilgili bir yasal düzenleme geçti ancak yanılmıyorsam sadece 60 bağımsız birim için sigorta yaptırılabilmiştir. Yani iki ay öncesine kadar bendeki bilgi; bu sigortacılık maalesef bizim sistemde yürürlüğe girmedi ve sigorta şirketleri de yeteri kadar poliçe yapılamadığı için bu konutlarla ilgili sigorta süreçlerine giremediler, bu da başka bir handikap olarak çıkıyor. Şimdi, siz uluslararası piyasadan... Çünkü içeride faizler yüksek, yurt dışında neredeyse faizler sıfır, sıfıra yakın faiz oranları var. Yani bu tür yurt dışı destekli finansmanlar Türkiye'ye getirilip uzun erimli bir vade planlamasıyla, bu bizim riskli yapı dediğimiz, işte, İstanbul'da Marmara'daki denizin içinden gelen faya en yakın olan, 1970-80-90'lı yıllarda yapılmış yapı stokunun dönüşmesi konusunda bir model önerebiliyor musunuz? Yani biz aslında, hani un var, şeker var, helva var, aslında helvacı da var fakat bütün bu veriler elimizde olmasına rağmen, sistemin gelip tıkandığı noktayı, finansman sorununu çözemiyoruz. Yani sizin Türk Müteahhitler Birliği olarak bu finansmanın çözülmesi konusunda Komisyonumuza bir önermeniz olabilir mi? Çünkü sizin dışınızda, gerçekten diğer bütün meslek disiplinleri o kadar çok ayrıntılı raporlar sundular, burada bulunan Komisyon üyesi arkadaşlarımızın tamamına yakını aslında bu konularla ilgili meslek sahibi insanlar, şimdi, böyle olunca da biz aslında bir çıkışa gitmemiz gerekiyor.

    Şimdi, tamamlarken şu örneği vereyim: İstanbul'da en önemli konut gayrimenkul projelerinden bir tanesi Cendere bölgesi projeleri. Cendere'de brüt metrekare birim fiyatı 17 bin ile 25 bin TL arasında satılıyor; depolar dâhil yani merdiven, asansör, yangın merdivenlerinden düşen alanlar dâhil 17 ile 25 bin TL arasında satılıyor. Ama hemen onun yan tarafında "Ayazağa" diye bir mahalle var, içinde 38 bin insan yaşıyor; imar planı geçti, hiçbir sorunu yok, işte, bir büyük inşaat firması oraya girdi fakat çekildi. Yani yüksek yoğunluklu dönüşüm alanlarına marka gayrimenkul firmaları da girmek istemiyorlar, belki Fikirtepe bunun en temel nedenlerinden bir tanesi. Yani siz Fikirtepe'yle ilgili kendi içinizde yaptığınız değerlendirmeden de belli sonuçlar çıkardınız mı? En son maddenizde onu belirtiyorsunuz yani dönüşüm projeleri bir rant ve birden fazla konut kazanma gayesi güdemez. Bununla ilgili bir yasal önermeniz var mı? Yani gördüğünüz sıkıntı Fikirtepe, Türk müteahhitliği açısından başarılsaydı çok önemli bir proje olabilecekken bir çöküntü merkezine dönüştü ve şimdi, devlet en sonunda elini oraya attı ve oradaki sorunu çözmeye çalışıyor. Bunlarda ilgili ne yapılabilir? Yani artık geldiğimiz noktada biz, 1 milyon nüfuslu Bağcılar, Esenler'in, 500 bin nüfuslu Bayrampaşa'nın dönüşümünü konuşuyoruz. Yani Bayrampaşa dediğiniz yer 8 kilometrekarede 300 bin insan yaşıyor, 8 kilometrekare yani düşünebiliyor musunuz? Esenler dediğiniz yer 9 kilometrekare, 450 bin kişi yaşıyor, yani yoğunluk hiçbir planlama ilkesine uygun değil; 50, 100, 200 filan değil yani hektar başı 1.000, 1.500, 2.000 yani böyle rakamların olduğu yerlerle ilgili ve depremin de en çok yıkacağı yerler buralar. Önermelerinizi duymak istiyorum.

    Teşekkür ederim.

    TÜRK MÜTEAHHİTLER BİRLİĞİ YÖNETİM KURULU ÜYESİ SÜHEYLA ÇEBİ KARAHAN - Şimdi, Hüseyin Bey daha detaylı cevap verecektir ama şimdi "Türkiye'de riskli konut sayısı 6,5 milyon." dedik. İstanbul'da bunun ne kadarı vardır? Şimdi sizin bahsettiğiniz "Özel sektörün ilgi duyduğu yerler bitti." dedik İstanbul'da "Bitti gibi bir şey." dedik. Dolayısıyla geri kalanlarını konuşalım; oralar bitti, geri kalanlar demek ki çok da rağbet gören yerler olmayacak.

    Şimdi, bizim dışarıdan kredi bulup getirmemiz, getirdiğinde rağbet gören yer olursa... Çünkü krediyi veren de boşa vermiyor yani oradan bir kâr amacı güdüyor, verdiği kredi karşılığı da bir kazanç bekliyor, kredinin faiziyle veya başka bir şekilde bir kazanç bekliyor. Şimdi, bu noktada da devlet ne garanti verir, nasıl bu krediler bulunur, bunlar da devreye girmeli yani çok değerli yerler gittikten sonra kalan yerler ve ciddi bir nüfus var, bir deprem olduğunda da bir sürü can kaybımızın olabileceğini biliyoruz. Bu noktada, özel sektör ile devletin el ele verip dışarıdaki o ucuz maliyetli krediyi... Ama onu da getirebilecek teşvik edecek şekilde tartışılması gerektiğini düşünürüm. Çünkü değerli yere herkes geliyor, zaten o değerli de satılıyor, verdiği parasının karşılığını da kısa sürede fazlasıyla alıp gidiyor krediyi veren, kalan yerlerin sorunu farklı. Yani burada devletle oturulup konuşulması lazım "O bulunacak kredilere karşılık garantiler ne olacak?" diye bunların tartışılması gerektiğini düşünürüm ama yine İstanbul özelinde konuşursak -bunlar çok büyük maliyetler tabii, birdenbire bu kadar konutun çevrilmesi mümkün değil- güçlendirme tekniklerinin değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyoruz. O yapıların acilen incelenerek, maksimum güçlendirme yapılacak yapıların da tespit edilerek çelik yöntemlerle güçlendirilmeleri yapılabilir. Bu ciddi bir öneri olabilir yani.

    Benim söyleyeceklerim bu kadar.

    TÜRKİYE MÜTEAHHİTLER BİRLİĞİ BAŞKAN VEKİLİ HÜSEYİN ARSLAN - Teşekkürler Süheyla Hanım.

    Sayın Vekilim, çok önemli tespitlerde bulundunuz gerçekten. Sektörde yaşanan sıkıntıları, işte, teknik mesuliyet, fennî mesuliyet dediğiniz şeyleri... Ama orada bir cümleyle başladınız, gerçekten çok önemli. Maalesef, şu andaki liberal ekonomik piyasada herkes müteahhit olabiliyor. Bakın, bu soruyu kendimize bir soralım. Berbere gidiyoruz, kuaför salonu açacak biri, ustalık belgesi isteniyor; yemek yiyeceğiz bir restoranda, ustalık belgesi isteniyor, adamın aşçılık belgesi yoksa restoranı açamıyor, o işe giremiyor ama müteahhitlik, inşaat sektörü öyle bir sektör ki sizin de ifade ettiğiniz gibi, biraz sermayeniz varsa bir de şirket kuruyorsunuz, oluyor bitiyor ve her türlü yapıyı... Hadi, kamu tarafı bunu biraz daha tasnif ediyor yeterliliklerle, benzer iş bitirme kriterleri koyarak her ihaleye kabul etmiyor ama özel sektörde, bugün, isterseniz 50 katlı binayı yapabiliyorsunuz, bunun önünde hiçbir yasal mâni yoktu. Teşekkür ediyorum her birinize ve bu Meclise, yapı müteahhitliğinde sınıflandırmayı yaptınız, hiç olmazsa orada bir nebze olsun bazı kriterlerle sınıflandırdınız, bu çok doğru bir adımdı. Hâlbuki, şunu da bilelim: Hayatımızın yüzde 100'ü inşaat sektörünün doğrudan ya da dolayı olduğu yerlerde geçiyor. Ofisimizdeyiz, Meclistesiniz, inşaat; evinizdesiniz, inşaat; yolda gidiyorsunuz, inşaat; hayatımızın tamamının geçtiği bir sektör ama burada maalesef, fazla esnek davranılıyor, herkes bu sektöre girip bu unvanı taşıyabiliyor.

    Diğer konuda sorduğunuz ve ifade ettiğiniz tespitlere geldiğimizde, evet, olası bir depremde bu işin çözümü nedir? Onun için, biz sunumumuzu da ikiye ayırdık: Birincisi, mevcut yapılarla ilgili konuşmak; bir diğeri, ikincisi, en azından bugün de dünden kurtarılsaydı bugünü yaşamıyor olurduk. Bugün dâhil olmak kaydıyla yarınımızı nasıl koruruz, nasıl kurtarırız? Onunla ilgili olarak, sonuç tarafında da yedi başlık altında bildirdiğimiz bunların behemehâl eksiksiz uygulanması lazım bugünü ve geleceğimizi kurtaracaksak ama mevcuda baktığımız zaman, bazı gerçeklerimiz var. Türkiye'deki konut sayısı yaklaşık olarak, üç aşağı beş yukarı 20 milyon civarındadır. Bunun için de yine, tespit edilmiş olan 6,5 milyon konutun dönüşüm ihtiyacı var ya güçlendirme ya da yıkılıp yeniden yapılması şeklinde. Önümüze de ciddi bir finansman çıkıyor, yaklaşık olarak 40 milyar dolarlık bir mali külfet çıkıyor.

    Diğer taraftan, bakıyoruz, yine, sunumumuzda gösterdik, son yüz yıldaki depremlerin sebebiyet verdiği hasara can kaybıyla birlikte baktığımız zaman 100 milyar doları bulmuş. Hani, bugün hiçbirimiz bir insanın canının maliyetini ölçümleyemeyiz, değer biçemeyiz. Burada büyük finansmanı aslında kamunun çözmesi gereken bir şey ama "Bizler bu konuda destekleme için neler yapabiliriz?" bunları da konuşalım.

    Şimdi, doğru ifade ediyorsunuz, yurt dışında faiz oranları eksi seviyelerde ama unutmayalım ki biz buradan kredi bulduk, getirdik... Kredi ayrı bir şey, finansman yapısı ayrı bir şey. Süheyla Hanım'ın söylediği gibi, yurt dışından bir banka herhangi bir projeye veya herhangi bir gruba kredi vereceği zaman gayet tabiidir ki teminatlar isteyecek. Bu işin karşıt teminatı ne? Kamunun burada bir şekilde devreye girmesi lazım. İkincisi -çok daha önemli olan şey- biz Türkiye olarak enflasyonist bir ülkede yaşıyoruz, zaman zaman ekonomik türbülanslarla da devalüasyonlar yaşıyoruz; kur riski devreye girecek. Bugün 100 euro ya da 100 dolar aldınız bir finansmanı, dolar 6 liraydı birdenbire 8 lira oldu; TL bazındaki faizi katbekat daha yüksek maliyetler getirir. Kur riskinde yine finans tabiriyle "mismatch" dediğimiz uyumsuzluk söz konusu. Lokal para cinsinden böyle finansmanları bulabilmek yurt dışından pek de mümkün değil, Hazine de zaten Türk lirası bazında bulamıyor, o da döviz bazında borçlanıyor.

    Alt başlıklara indiğimiz zaman pratikte birçok engel önümüze çıkıyor. Finansman yapısında bana göre Sermaye Piyasası Kurulu, Maliye, Hazine, konunun paydaşları olan yine özel sektörün, bankaların dâhil olduğu bir ortak çalışma grubuyla fikir teatisinde bulunarak, belki oradan farklı bir model çıkabilir. Ama tek başımıza bizim burada kredi buldum... Ben bulurum getiririm, biz grup olarak birçok ilkleri de yaşatmış bir grubuz. 15 Temmuzdan sonra ben Türk lirası bonosu çıkardım şirket bonosu olarak, grup olarak; dört yıl vadeli -Türkiye'nin hâlâ en uzun vadeli bonosudur- yüzde 40'ını yabancılara sattık TL bazında. Ama buna rağmen böyle bir modelde bahsettiğiniz ölçülerde finansman bulmak gayrimenkul sektörünün de kendi risklerinden ötürü çok da kolay değil. Ya da devlet girecek "off-take" garantisi verecek yani satın alma garantisi verecek "Ne kadar metrekare konut yapıyorsan ben bunu şu fiyattan alıyorum diyecek." O zaman olabilir yani sonuçta kamunun bu işe dâhil olması lazım.

    Ama asıl çözüm önerimiz olan, sizin de ifade ettiğiniz, birçoğunuzun da çok çok belki bizlerden daha tecrübeli olduğunuz kentsel dönüşüm hususuna geldiğiniz zaman... Evet, haklısınız; birçok yanlış örnekleri de var, birçok doğru örnekleri de var. Onun için biz zaten önerilerimizde, birincisi, olmazsa olmaz bütüncül planlamanın öneminin altını çiziyoruz. İkincisi, ben hatırlıyorum bundan yıllar evvel bir televizyon programına canlı yayına çıktığım zaman -kendi meslektaşlarım tarafından da eleştirildim- bir ifade kullanmıştım: "Kentsel dönüşümü değil de kentsel bölüşümü bir konuşalım." dedim. Kentsel bölüşüm nedir? Hiçbir şahsa, kamunun haricinde hiçbir gruba, hiçbir kuruma sebepsiz zenginleştirmeye sebebiyet vermemesi lazım, ranta sebebiyet vermemesi lazım. Yani bunun birçok alt başlığı var, detaya indiğimiz zaman -zamanınız ne kadar bilmiyorum, çok fazla zamanınızı almak da istemiyoruz ama- Ankaralılar bilir, örneğin Ankara Çankaya'da bir Yıldız Mahallesi vardır, yıllar evvel gecekondu mahallesiydi. Şimdi, bir vatandaş geliyor, devletin hazinesine izinsiz yapı yapıyor; hiçbir ruhsat yok, hiçbir izin yok, tapu da kendisinin değil, toprak da kendisinin değil. Aradan zaman geçiyor, şu ya da bu sebeple siyasi irade bir af çıkartıyor, daha sonradan tapusunu veriyor, hak sahibi oluyor, bir gecekondusundan 10 tane daire sahibi oluyor. Bugün Çankaya'da bir daire asgari 1-1,5 milyon lira, yazık günah değil mi?

    Yine kentsel dönüşümler yapıldı, işte bunlara kadar inip...

    GÖKAN ZEYBEK (İstanbul) - Bunlar bitti tabii. İşte, artık gecekondu kalmadı.

    TÜRKİYE MÜTEAHHİTLER BİRLİĞİ BAŞKAN VEKİLİ HÜSEYİN ARSLAN - Var var, hâlâ var. Hâlâ var yani, niye, İstanbul'da da var.

    Bu bir. İkincisi, teknik zorunluluktan kaynaklanan riskli yapılarla ilgili bir kentsel... Kentsel dönüşümü de kategorize etmek gerekir diye düşünüyorum: Riskli yapıdan dolayı olabilir, riskli alandan dolayı olabilir -yapı riskli olabilir ama riskli alandır- veya ihtiyaca yönelik -örneğin Ankara'da Altındağ mahallesi vardı, gecekonduları kaldırıp o protokol yolunun düzenlenmesi estetik amaçlıydı, İstanbul'da da aynı şekilde birçok mahalleler var öyle- veya bazı sanayi tesisleri şehrin içinde kalmıştır, artık onlar da orada bir görsel kirlilik veyahut da etrafa bir zarar veriyordur, onların da taşınıp dönüşmesi lazım, bu da bir kentsel dönüşüm.

    Şimdi, kentsel dönüşümün sınıflandırılması bana göre pratikte birçok problemin önüne geçer. Bunu şunun için söylüyorum: Sınıflandırılmış kentsel dönüşümde, tıpkı teşvik bölgelerinde olduğu gibi riskli yapı, riskli alan varsa, projenin finansmanı için de dâhil olmak üzere, kamu tarafı daha fazla teşvikler verebilir ama görsel amaçlı, estetik amaçlı veya bir sanayi tesisinin bölgeden alınıp da taşınmasıyla, dönüşümüyle ilgili daha farklı kriterler getirebilir. Şu anda bizim kentsel dönüşüm mevzuatımızda hepsi aynı, değişmiyor.

    Diğer taraftan, bakın, pratikte yaşadığımız sıkıntılar var, sadece emsal yoğun bölgeler falan değil. Her ne kadar Kentsel Dönüşüm Yasası birkaç revizyonla birçok problemi çözmüş ise de -yani azınlığın çoğunluğa tahakkümünü kaldırdı ortadan ama- hâlen yaşadığımız sıkıntılar var. Bakın, hâlâ mevzuatta da pratikte de metrekareler esas alınıyor, arsa payı esas alınıyor. İşin pratiğine baktığımız zaman burada bir çarpıklık var. Şöyle düşünün, empati yapalım: 10 katlı bir binadayız, arkadaşlarımızdan bir tanesi zemin katta oturuyor, diğeri 2'nci katta, öteki en üst katta dublekste oturuyor. Hele bir de bu binanın -İstanbul örneğinden- deniz gören manzarası var, şerefiye. Vatandaşın bir tanesi bu parayı öderken, dairesini alırken şerefiye ödemiş, almış, daha pahalı almış, diğeri zemin kattaki daireyi almış ama yine bazı örneklerde olduğu gibi, gelin görün ki zemin kattaki dairenin arsa payı dubleks dairenin veyahut da orta kattaki dairenin arsa payıyla aynı. Bu binayı yıktığınız zaman hepsi eşit haklara sahip oluyor; hak kayıpları oluyor. Bakın, yapılar için bazı alt başlıklar var pratikte. Biz orada şunu öneriyoruz: Metrekareyi, arsa payını esas almaktansa hakkaniyetli bir çözüm olan değerlemeyi esas alalım. Aynı örnekten devam edelim, 10 katlı bir apartman, diyelim ki burada 40 tane daire var. SPK mevzuatına göre kurulmuş gayrimenkul değerleme şirketleri -2 tanesinin, 3 tanesinin ortalaması alınır- binaya gelsinler, mevcut binaya bir değerlendirme yapsınlar, desinler ki: "Bu binanın değeri 50 milyon lira. Zemin kattaki daire 200 bin lira, orta kattaki daire 500 bin lira." her neyse. Yıkılıp da yerine yenisi yapıldığı zaman, yeni yapılacak olan yapıda bu değerleme esas alınarak puanlama sistemiyle daha hakkaniyetli bir çözüm getirilebilir. Bakın, bu gerçekten şu anda tıkanmış olan -ki biz de böyle birkaç projede tıkandık- kentsel dönüşümün önünü açar çünkü yine özelde baktığımız zaman Sayın Başkanım, şöyle şeylerle karşılaşılıyor... Yasa koyucunun yasada tabii ki bu kadar detaya inip de yazması mümkün değil ama pratikte yaşadığımız sorunları ben dile getiriyorum ki bunlarla ilgili mevzuat değişikliklerine ihtiyaç olabilir, değerleme bunlardan bir tanesidir. Adam diyor ki: "Ben illaki aynı yerimdeki evimi istiyorum." Mümkün değil, hele hele şimdi. Bir taraftan da diyoruz ki: "İsmi çok kötü 'rant'. Rant yaratılmasın, emsal artmasın, dikey yapılaşma yapılmasın." Nasıl olacak? 100 konutluk bir apartmanı yıkıyorsunuz, aynı yere 100 konut da yapacaksanız müteahhit niye gelsin o zaman? Bunu kamu meccanen yapsın. Mümkün değil.

    Bir diğer önerimiz şu olabilir: Eğer, değerleme baz alınırsa 100 metrekare daireniz vardı sizin, bu daire 100 bin lira idi -Zeytinburnu'nda bunun bazı örnekleri yapıldı İstanbul Belediyesi marifetiyle ve gayet de sonuç alındı- ben size 75 metrekare daire veriyorum. Kamu eliyle yapılması lazım bunların. Ama sizin bu 75 metrekare daireniz 100 bin lira değil, 200 bin lira, yenilendi. İşte oradan yüzde 25 bir tasarruf edilirse metrekarede daha başka, bütüncül imarlarla daha güzel projeler ve tüm projelere finansman sağlayacak bir rezerv de çıkarılabilir.

    Son olarak şunu ifade etmek istiyorum kentsel dönüşümle ilgili: Pratikte hak sahiplerinin firmalara güveni eksik, yine aynı şekilde, hak sahiplerinin bazılarının hak ettiğinden daha fazla talepleri olabiliyor, bunu da bir zenginleşme aracı olarak görüyorlar. Öyle yerler var ki İstanbul'da iyi para yapan -biraz önce örnek verdim metrekare fiyatlarından- burada bakıyoruz ki "Ben de şunun karşılığında şunları, şunları da isterim." diyor. Diğer taraftan, müteahhitlerin de maalesef, salt ticari kazanç arzularıyla olmaz talepleri oluyor. Burada bir ara bulucuya, daha doğrusu bir regülatöre ihtiyaç var. İşte bu noktada, bu ara bulucunun veyahut da regülatörün, düzenleyicinin kamu olması gerektiğine inanıyoruz. Belediyeler marifetiyle olabilir, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı İl Müdürlüğü marifetiyle olabilir veya TOKİ böyle bir misyon üstlenebilir, Emlak Konut üstlenebilir ama devletin, kamunun girip bu kentsel dönüşüm planlamasını, sözleşmelerini, hatta firmaları bulabilir veya dönüp o firmalarla anlaşmalar için bir tarafında yer alıp bundan da pay da alabilir, o zaman hızlandırmış oluruz. Bunu şunun için söylüyorum, mevcutla ilgili olarak konuşmamın ötesine geçip de aksiyon almazsak -Allah muhafaza dediğiniz gibi- Allah muhafaza, olası bir Marmara depreminde -bunun sonuçları, bedelleri biz yüzde 10 öngörmüştük siz yüzde 8 öngörmüşsünüz hiçbir garantisi yok- Allah korusun çok daha ağır bedeller ödeyebiliriz.

    TÜRKİYE MÜTEAHHİTLER BİRLİĞİ YÖNETİM KURULU ÜYESİ SÜHEYLA ÇEBİ KARAHAN - Hüseyin çok güzel konuştun, çok güzel de söyledin ağzına sağlık ama Sayın Vekilim şunu soruyor, diyor ki: "Yakın tarihte bu deprem olursa İstanbul için bize en acil, önemli çözüm ne olabilir? Dışarıdan para bulup getirme de olmuyorsa başka ne olabilir?" Bu konuda da fikrini beyan edersen...

    TÜRKİYE MÜTEAHHİTLER BİRLİĞİ BAŞKAN VEKİLİ HÜSEYİN ARSLAN - Yok şimdi, hiçbirimiz elinde sihirli değnek yok Sayın Vekilim. Bir konuda öneri getirmenin en kolay yolu dışarıdan danışmanların bizlere yaptığı gibi fikirler vermek ama işin pratik uygulamasında şunu söyleyeyim devletin o zaman radikal karar alması lazım. Bakın, ben size söyleyeyim, 40 milyar dolar bunun tamamı, en azından yarısını kurtarayım diyecek o zaman, 20 milyar dolar, hadi dörtte 1'ini yapayım, 2025'e kadar 1,5 milyon hedefi var, 10 milyar dolar bir kaynak ayıracak. Bir.

    İki: Derhâl rezerv alanlarda olduğu gibi, riskli alanlarda kamunun yaptırım gücü hiç kullanılmıyor şu ana kadar, kamu yaptırımı kullanılacak. İstanbul'un fay hattında olan birçok mahallesi var, oralardaki alanların, bu yapıların süratle -hepsinin, birçoğunun da tespiti var zaten, insanlar riskli olan yapılardan riskli yapı almaya da korkuyorlar, aldırmıyor çünkü altmış gün içinde yıkılması, en fazla otuz gün daha süre var, doksan üçte yıkılması gerekiyor- güçlendirileceğine mi, yıkılacağına mı devletin karar verip önayak olması lazım.

    Yazı kaynağı : www.tbmm.gov.tr

    Yorumların yanıtı sitenin aşağı kısmında

    Ali : bilmiyorum, keşke arkadaşlar yorumlarda yanıt versinler.

    Yazının devamını okumak istermisiniz?
    Yorum yap