Bu sitede bulunan yazılar memnuniyetsizliğiniz halınde olursa bizimle iletişime geçiniz ve o yazıyı biz siliriz. saygılarımızla

    vurulduk ey halkım unutma bizi şiiri kime ait

    1 ziyaretçi

    vurulduk ey halkım unutma bizi şiiri kime ait Ne90'dan bulabilirsiniz

    vurulduk ey halkım unutma bizi

    JavaScript is not available.

    We’ve detected that JavaScript is disabled in this browser. Please enable JavaScript or switch to a supported browser to continue using twitter.com. You can see a list of supported browsers in our Help Center.

    Help Center

    Terms of Service Privacy Policy Cookie Policy Imprint Ads info © 2023 Twitter, Inc.

    Yazı kaynağı : twitter.com

    Uğur Mumcu 27 yıl önce katledildi: Vurulduk ey halkım, unutma bizi!

    Uğur Mumcu 27 yıl önce katledildi: Vurulduk ey halkım, unutma bizi!

    T24

    Türkiye basın tarihinin önde gelen isimlerinden biri olan Uğur Mumcu bir hasta ziyareti için çıktığı Ankara'daki evinin önündeki otomobiline konan bombayla 27 yıl önce 24 Ocak 1993'te öldürüldü. Suikast organizasyonunda yer alan isimlerin bazıları yakalandı, yargılandı, mahkûm edildi, ancak cinayetin arkasında hangi güçlerin bulunduğu bugüne kadar aydınlatılamadı.

    27 yıl önce, 24 Ocak 1993 Pazar günü 51 yaşındayken katledilen Uğur Mumcu, Türkiye'nin basın tarihinde önemli izler bırakan çalışmalar yaptı, dosyalar hazırladı, kitaplar yayımladı. Türkiye basın tarihinin en üretken isimlerinden olan Mumcu, ölümünden yaklaşık üç yıl sonra patlayan ve devlet görevlisi-siyasetçi-mafya bağlantılarını su yüzüne çıkaran Susurluk skandalındaki karanlık ilişkileri yıllar önce yazdığı yazılar ve kitaplarda ortaya koymuştu.

    Adalet ve Demokrasi Haftası

    Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı (UMAG) öncülüğünde 27'ncisi düzenlenen Adalet ve Demokrasi Haftası yarın başlıyor. 70 katılımcı kuruluşun katkılarıyla düzenlenecek etkinlikler, hafta boyunca Ankara'da devam edecek. Haftanın bu yılki sloganı, Mumcu'nun 4 Şubat 1981'de yayımlanan "İsterler ki susalım" temasıyla oluşturuldu. Mumcu'nun katledildiği gün olan 24 Ocak'ta (yarın) başlayacak hafta 31 Ocak'ta sona erecek.

    Mumcu için yarın düzenlenecek anma programı şöyle:

    24 Ocak Cuma

    10.00 – Batıkent Uğur Mumcu Parkı’na yürüyüş

    11.00 – Batıkent Uğur Mumcu anıtına çelenk bırakma ve anma töreni

    12.00 – Uğur Mumc’nun sokağındayız: “Uğur Mumcu için söylüyoruz” etkinliği

                  Türki dinletisi: Haldun Karabudak

    14.30: Anıtmezar ziyareti (Cebeci Asri Mezarlığı)

    20.00 – Tiyatro gösterisi: Sokrates’in Son Gecesi (Çankaya Sahne)

    Sesleniş

    Dağ gibi karayağız birer delikanlıydık. Babamız, sırtında yük taşıyarak getirirdi aşımızı, ekmeğimizi.Arabalar şırıl şırıl ışıklarıyla caddelerden geçerken bizler bir mum ışığında bitirirdik kitaplarımızı. Kendimiz gibi yaşayan binlerce yoksulun yüreğini yüreğimizde yaşayarak katıldık o büyük kavgaya. Ecelsiz öldürüldük. Dövüldük, vurulduk, asıldık.Vurulduk ey halkım, unutma bizi...Yoksulluğun bükemediği bileklerimize çelik kelepçeler takıldı. İşkence hücrelerinde sabahladık kaç kez. İsteseydik, diplomalarımızı, mor binlikler getiren birer senet gibi kullanırdık. Mimardık, mühendistik, doktorduk, avukattık. Yazlık kışlık katlarımız, arabalarımız olurdu. Yüreğimiz işçiyle birlikte attı. Yaşamımızın en güzel yıllarını birer taze çiçek gibi verdik topluma. Bizleri yok etmek istediler hep. Öldürüldük ey halkım, unutma bizi...Fidan gibi genç kızlardık. Hayat, şakırdayan bir şelale gibi akardı göz bebeklerimizden. Yirmi yaşında, yirmi bir yaşında, yirmi iki yaşında, işkencecilerin acımasız ellerine terk edildik. Direndik küçücük yüreğimizle, direndik genç kızlık gururumuzla. Tükürülesi suratlarına karşı bahar çiçekleri gibi, taptaze inançlarımızı fırlattık boş birer eldiven gibi. Utanmadılar insanlıklarından, utanmadılar erkekliklerinden. Hücrelere atıldık ey halkım, unutma bizi...

    Ölümcül hastaydık. Bağırsaklarımız düğümlenmişti. Hipokrat yemini etmiş doktor kimlikli işkencecilerin elinde öldürüldük acınmaksızın. Gelinliklerimizin ütüsü bozulmamıştı daha. Cezaevlerine kilitlenmiş kocalarımızın taptaze duygularına, birer mezar taşı gibi savrulduk. Vicdan sustu. İnsanlık sustu.Göz göre göre öldürüldük ey halkım, unutma bizi...Kanserdik. Ölüm, her gün bir sinsi yılan gibi dolaşıyordu derilerimizde. Uydurma davalarla kapattılar hücrelere. Hastaydık. Yurtdışına gitseydik kurtulurduk belki. Bir buçuk yaşında kızlarımızı öksüz bırakmazdık. Önce, kolumuzu omuz başından keserek, yurtseverlik borcumuzun diyeti olarak fırlattık attık önlerine. Sonra da, otuz iki yaşında bırakıp gittik bu dünyayı, ecelsiz.Öldürüldük ey halkım, unutma bizi...Giresun’daki yoksul köylüler, sizin için öldük. Ege’deki tütün işçileri, sizin için öldük. Doğu’daki topraksız köylüler, sizin için öldük. İstanbul’daki, Ankara’daki işçiler, sizin için öldük. Adana’da, paramparça elleriyle ak pamuk toplayan işçiler, sizin için öldük.Vurulduk, asıldık, öldürüldük ey halkım, unutama bizi...Bağımsızlık Mustafa Kemal’den armağandı bize. Emperyalizmin ahtapot kollarına teslim edilen ülkemizin bağımsızlığı için kan döktük sokaklara. Mezar taşlarımıza basa basa, devleti yönetenler, gizli emirlerle başlarımızı ezmek, kanlarımızı emmek istediler. Amerikan üsleri kaldırılsın dedik, sokak ortasında sorgusuz sualsiz vurdular. Yirmi iki yaşlarındaydık öldürüldüğümüzde ey halkım, unutma bizi...Yabancı petrol şirketlerine karşı devletimizi savunduk; komünist dediler. Ülkemiz bağımsız değil dedik; kelepçeyle geldiler üstümüze. Kurtuluş Savaşı’nda emperyalizme karşı dalgalandırdığımız bayrağımızı daha dik tutabilmekti bütün çabamız. Bir kez dinlemediler bizi. Bir kez anlamak istemediler. Vurulduk ey halkım, unutma bizi... Henüz çocukluğumuzu bile yaşamamıştık. Bir kadın eline değmemişti ellerimiz. Bir sevgiliden mektup bile almamıştık daha. Bir gece sabaha karşı, prangalar vurulmuş ellerimiz ve ayaklarımızla çıkarıldık idam sehpalarına. Herkes tanıktır ki korkmadık. İçimiz titremedi hiç. Mezar toprağı gibi taptaze, mezar taşı gibi dimdik boynumuzu uzattık yağlı kementlere.Asıldık ey halkım, unutma bizi...Bizi öldürenler, bizi asanlar, bizi sokak ortasında vuranlar, ağabeyimiz, babamız yaşlarındaydılar. Ya bu düzenin kirli çarklarına ortak olmuşlardı ya da susmuşlardı bütün olup bitenlere. Öfkelerini bir gün bile, karşısındakilere bağırmamış insanların önünde, öldürüldük. Hukuk adına, özgürlük adına, demokrasi adına, Batı uygarlığı adına, bizleri, bir şafak vakti ipe çektiler.Korkmadan öldük ey halkım, unutma bizi...Bir gün mezarlarımızda güller açacak ey halkım, unutma bizi... Bir gün sesimiz hepimizin kulaklarında yankılanacak ey halkım, unutma bizi...Özgürlüğe adanmış bir top çiçek gibiyiz şimdi, hep birlikteyiz ey halkım unutma bizi, unutma bizi, unutma bizi...

    Uğur Mumcu kimdir?

    İşte Uğur Mumcu'nun 51 yıllık hayatı ve yazdığı kitaplar:

    1942 22 Ağustos'ta Kırşehir'de doğdu. Tapu kadastro memuru Hakkı Şinasi Bey ile Nadire Hanım'ın dört çocuğunun üçüncüsü.  

    1949 - 54Ankara Ulus'taki Devrim İlkokulunda başladığı ilköğrenimini Bahçelievler'deki Ulubatlı Hasan İlkokulu'nda tamamladı.

    1957- 61Ankara Cumhuriyet Ortaokulu'nu ve Ankara Deneme Lisesi'ni bitirdikten sonra Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesine girdi.

    1962Yazmaya öğrencilik yıllarında başladı. Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan "Türk Sosyalizmi"  başlıklı makalesiyle Yunus Nadi Ödülünü aldı.

    1963Fakültede Öğrenci Derneği Başkanı seçildi.

    1965Hukuk Fakültesini bitirdi ve Cemal Reşit Eyüpoğlu'nun yanında bir süre avukatlık yaptı. 

    1965-6618 Haziran 1965'te "Biz Anayasayı Savunuyoruz. Ya Siz?"  başlıklı makalesiyle Yön dergisinde yazmaya başladı. Doğan Avcıoğlu'nun yönetimindeki Yön dergisinde yazdığı makalelerde "Atatürk  devrimleri ve tam bağımsız Türkiye" fikrini savundu.

    196730 Haziran'da "Kitap Toplatmak Anayasaya Aykırıdır"  başlıklı yazısıyla Kim dergisinde yazmaya başladı.18 Ağustos'ta "Anayasaya Saygı"  başlıklı yazısıyla Akşam gazetesinde incelemeleri yayımlanmaya başladı. 

    1968Dil öğrenmek için İngiltere'ye gitti. Yazılarına oradan devam etti. 25 Şubat'ta Akşam gazetesindeki inceleme yazılarının sonuncusu yayımlandı.1 Mart'ta Kim dergisindeki son yazısı, Londra'dan yolladığı "Yeter Artık Beyler"  oldu. 25 Mart'tan itibaren aralıklarla Türk Solu dergisinde yazmaya başladı.

    196931 Ocak'ta Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi İdare Hukuku Kürsüsü Profesörü Tahsin Bekir Balta'nın asistanı oldu. 15 Temmuz'dan sonra incelemeleri, Milliyet Gazetesinde yayımlanmaya başladı. Asistan olduktan sonra, 13 Kasım'da Ankara Barosu Levhasından kaydını sildirerek avukatlığı bıraktı.    

    1969-71Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi'nde yazıları yayımlandı.

    1970Ant dergisi ile Cumhuriyet gazetesinde makale ve incelemeleri yayımlandı. 24 Mart'tan itibaren Devrim dergisinde yazmaya başladı.

    197112 Mart'ta gerçekleşen darbenin aydınlara yönelik baskıcı tutumundan o da payına düşeni aldı. 17 Mayıs'ta gözaltına alındı. Bir ay sonra serbest bırakıldı.12 Temmuz'da Ortam'da yazıları yayımlanmaya başladı. Dergi, 29 Kasım'da çıkan sayısından sonra kanun dışı baskıları protesto etmek amacıyla yayın hayatına son verdi. 27 Ekim'de Devrim dergisine son kez yazdı.Askerliğini yapmaya hazırlandığı sırada, orduya hakaret etme savıyla tutuklandı. Pek çok aydınla birlikte, Mamak Askeri Cezaevi'nde bir yıla yakın kalan Uğur Mumcu, açılan davada 7 yıl hapse mahkûm edildi, ancak kararın Yargıtay'ca bozulmasının ardından serbest bırakıldı.

    197210 Ekim'de serbest bırakılmasının ardından hemen askere alındı.

    1973Tuzla Piyade Okulu'nda 10 Ocak'a kadar süren üç aylık eğitimden sonra, okul yönetimi tarafından "kötü hâl ve düşünce sahibi" diye suçlanarak "er" çıkarıldı ve Patnos'a yollandı.

    197431 Ocak'ta askerliğini "sakıncalı piyade eri" olarak, Ağrı'nın Patnos ilçesinde tamamladı. Bu yaşadıklarını "Evet, evet ne olursa olsun, ben Patnos dağlarında halk çocuklarıyla er olarak askerlik yapmayı, emekli olduktan sonra siyasal iktidarın uzattığı yönetim kurullarında, on binlerce lira para alan orgeneral olmaya değişmem" diyerek, yedek subaylık hakkı ve aylıkları için sadece maddi tazminat isteğiyle açtığı davayı kazandı ve yedek subaylık hakkını elde etti. Askerlikten sonra üniversitedeki görevinden ayrıldı ve gazeteciliğe profesyonel olarak, 25 Şubat'ta Yeni Ortam gazetesinde "Anarşist!.."  başlıklı yazısıyla başladı. Yazılarında, hem sorunları dile getirdi hem de hukuka aykırı ve yasadışı uygulamaların üstüne gitti. "Tek bir tahrikçi ajan adı veremezsiniz" diyen Süleyman Demirel'e "Bir Hikâyemiz Var"  başlıklı yazısında, onlarca provokatörün adını belgeleriyle açıklayarak, tartışılan antidemokratik oluşumları uygulamalarıyla belgeledi.

    197512 Mart'ta "Ayrılırken"  başlıklı yazısıyla Yeni Ortam gazetesinden ayrıldı.18 Mart'ta "Denklem"  yazısıyla Cumhuriyet gazetesindeki "Gözlem" başlıklı köşesinde düzenli olarak yazmaya başladı. Aynı zamanda da Anka Ajansı'nda çalışmaktaydı.Nisan ayında 12 Mart dönemini sergilediği makalelerinden oluşan Suçlular ve Güçlüler kitabı yayımlandı.Ekim ayında, Anka Ajansı'nda çalışırken Altan Öymen'le birlikte hazırladıkları, Süleyman Demirel'in yeğeni Yahya Demirel'in hayali mobilya ihracatını konu edinen, Mobilya Dosyası  adlı kitap yayımlandı. Böylece "hayali ihracat" kavramı kamuoyunun gündemine girmiş oldu.

    1976Mayıs ayında, halen CHP İzmir Milletvekili olan TBMM Başkanvekilliği görevini sürdüren Güldal Homan ile nişanlandı. 19 Temmuz'da evlendiler.

    1977Anka Ajansı'ndan ayrılarak Cumhuriyet gazetesinin kadrolu yazarı oldu.Terörün toplumu korkuya, karamsarlığa ittiği günlerde, kalemiyle teröre karşı durdu. Taksim'deki 1 Mayıs katliamının ardından, bu olayı ve bu tür olayları irdeleyen yazılar yazdı. Mayıs ayında oğlu Özgür dünyaya geldi.Sakıncalı Piyade  ve Bir Pulsuz Dilekçe  kitapları yayımlandı.

    197812 Mart döneminde yaşadıkları, gülmece ustaları için bulunmaz bir malzemeydi. Mumcu da yazı ve konuşmalarında mizahı sık sık kullanırdı. Bu dönemi anlattığı Sakıncalı Piyade adlı yapıtını, Rutkay Aziz ile birlikte tiyatroya uyarladı. Sakıncalı Piyade ilk olarak Ankara Sanat Tiyatrosu'nca (AST) sahneye kondu ve büyük bir ilgi görerek 700 kez sahnelendiAralık'ta, siyasal yaşamda adı duyulan, belli dönemlere damgasını vurmuş birçok ünlünün yaşam öykülerini, siyasal geçmişlerini, bir güldürü zenginliğiyle anlattığı kitabı Büyüklerimiz  yayımlandı.

    1979Terörün yeniden tırmandığı, gençlerin sokak ortasında kurşunlandığı, kahvelere, evlere bombaların atıldığı bir ortamda, tarihin boş yere tekrar etmesini önlemek ve ders alınmasını sağlamak amacıyla, 12 Mart öncesi ve sonrası gençlik liderlerinin yaşadıklarını kendi ağızlarından yansıttığı ve silahlı eylemlerle bir yere varılamayacağına dikkat çektiği kitabı Çıkmaz SokakTemmuz ayında yayımlandı.

    19801980'li yıllar başlarken 70'li ve 60'lı yılları da incelediği, "yenilmeyen gücün, halkın örgütlü gücü olduğunu" anlattığı yazılarıTüfek İcat Oldu  başlığı altında Şubat ayında yayımlandı.12 Eylül darbesi oldu. 12 Eylül'ü gerçekleştiren generaller tarafından partilerin, birçok kitle örgütünün kapatılması gibi sorunların yaşandığı bu dönemi ve uygulamalarını eleştirdi.

    1981Kendi deyişiyle, "..terörün silah kaçaklığıyla ilgisini ortaya koymak ve kamuoyunu bu konuda uyarmak..." için yazdığı Silah Kaçakçılığı ve Terör  adlı inceleme kitabı Mart ayında yayımlandı.13 Mayıs'ta, Abdi İpekçi'nin katili Mehmet Ali Ağca, Papa'yı öldürme girişiminde bulundu. 1979 yılında İpekçi'nin katili olarak yakalanan Ağca üzerine çalışma ve araştırmalar yapmıştı, Papa olayı sonrasında irdemelerini yoğunlaştırdı. Haziran ayında kızı Özge doğdu."Bu kitap ile yalnızca, parlamento çalışmalarını engelleyen, kürsülerde yurt ve dünya sorunlarının özgürce konuşulmasını engelleyen sorumsuz bir azınlığın sergilediği çirkinlikler eleştiri konusu yapılmıştır" dediği Söz Meclis'ten İçeri'nin ilk baskısı Ekim ayında yapıldı.

    1982Ağca Dosyası  kitabının ardından Kasım'da Terörsüz Özgürlük  adlı makale derlemesi yayımlandı.Barış Derneği kapatıldı. Yöneticileri ve üyeleri Türk Ceza Kanunu'nun 141. ve 142. maddelerinden suçlanarak tutuklandı. Barış Derneği Davası, 12 Eylül döneminde, Türkiye aydınlarına karşı topluma göz dağı vermek için açılmış bir davaydı. Mumcu pek çok yazısında bu konuyu ele aldı.

    1983 12 Eylül darbesi sonrası ilk genel seçimler yapıldı. Birçok politikacının yasaklı olduğu bu dönemde, ekonomik ve toplumsal çarpıklıkları, hukuk dışı uygulamaları gözönüne seren araştırmalar yaptı.  Şubat'ta Ağca ile cezaevinde röportaj yaptı. Bu röportajın NBC'de yayımlanmasını isteyen NBC yöneticilerine, hazırladığı röportajı o sırada kapalı olan gazetesi Cumhuriyet'ten başka bir yerde yayımlamayı düşünmediğini söyledi.

    1984 Mart ayında, ülkedeki olumsuzlukların dile getirildiği, yazar Aziz Nesin öncülüğünde bir grup tarafından Cumhurbaşkanlığı ve TBMM Başkanlığı'na sunulan, ancak Kenan Evren'in imzalayanları "vatan hainliği" ile suçlayarak dava açtığı "Aydınlar dilekçesi"nin hazırlanmasına katıldı. Sakıncasız adlı oyunu yazdı. Basındaki yozlaşmanın sergilendiği, 12 Eylül döneminde aydınlara yapılan işkencelerin anlatıldığı oyun, 3 Nisan-7 Mayıs tarihleri arasında İstanbul Hodri Meydan Kültür Merkezi'nde ve 10 - 27 Mayıs tarihleri arasında da Ankara Sanat Evi'nde sahnelendi.Uzun ve yorucu bir araştırmanın ürünü olan Papa-Mafya-Ağca kitabı Haziran ayında yayımlandı.

    1985Haziran'da Liberal Çiftlik  ve Devrimci Demokrat  adlı kitapları yayımlandı.Roma'ya gitti. Papa davasında uzman tanık olarak bilgisine başvuruldu.

    1986 Mehmet Ali Aybar'la Türkiye İşçi Partisi (TİP) olgusu ve Marksizm üzerine yaptığı mülakatı içeren Aybar ile Söyleşi  kitabı Temmuz ayında yayımlandı.

    1987Şubat'ta, yakın tarihimize ışık tutacağını düşünerek, 27 Mayıs'çılardan Osman Köksal'ın anı ve mektuplarına yer verdiği kitabıİnkılap Mektupları  yayımlandı.Milliyet Gazetesinden Örsan Öymen ile birlikte, Federal Almanya'da, eski Adana Müftüsü Cemalettin Kaplan ile cemaati önünde görüştü. Bu görüşme, 10 Şubat'ta Cumhuriyet gazetesinde yayımlandı.Mayıs ayında araştırmacı gazetecilik açısından büyük bir başarı kabul edilen Rabıta ve Kasım'da da 12 Eylül Adaleti adlı kitapları yayımlandı.

    1988 Ağustos ayında Eski Türkiye İşçi Partisi (TİP) Başkanı Behice Boran'la yaptığı söyleşiyi içeren Bir Uzun Yürüyüş kitabı  yayımlandı. Yine Ağustos ayında,belgeler eşliğindeki yazılarından derlediği Tarikat-Siyaset-Ticaret  adlı kitabı yayımlandı.

    1989 Özal hükümeti döneminde Milli Savunma Bakanlığı'na getirilen Ercan Vuralhan, Dışişleri Bakanlığı İdari ve Mali İşler Daire Başkan Yardımcısı iken, diplomatlar ve dış görevdeki personelin güvenliğini sağlamak için aldırılan zırhlı araçlar konusundaki yolsuzluklar üzerine yazılar yazdı.

    1990 "Yakın tarihimizin pek aydınlanmayan bir bölümünü oluşturuyor.." diye düşündüğü 40'lı yılların siyasal çerçevesini çizmek ve koşullarını yansıtmak amacıyla yaptığı araştırma çalışmalarını 40'ların Cadı Kazanı  adlı kitabında topladı. Ağustos'ta da diğer bir kitabı Kâzım Karabekir Anlatıyor  yayımlandı.

    1991 Temmuz ayında araştırma kitaplarından biri olan Kürt-İslam Ayaklanması 1919-1925  yayımlandı.6 Kasım'da onaylamadığı gelişmeler üzerine, İlhan Selçuk'un da aralarında bulunduğu 80 arkadaşı ile birlikte, Cumhuriyet gazetesinden ayrıldı.

    1992 1 Şubat - 3 Mayıs tarihleri arasında Milliyet gazetesinde yazdı. Buradaki yazılarında Kürt sorununu sıklıkla gündeme getirirken yurt dışındaki PKK yayınlarını yakından izledi. 3 Mayıs'ta Milliyet gazetesindeki son yazısının başlığı "Gazeteci"ydi.Şubat ayında, ilk kez yayımlanan belgelerin yer aldığı Gazi Paşa'ya Suikast adlı kitabı basıldı.7 Mayıs'ta Cumhuriyet gazetesinde yapılan yönetim değişikliği üzerine yeniden gazetesine döndü.Hizbullah, PKK ve kontrgerilla konularını irdeleyen makaleler yazdı

    1993Öldürülmeden önceki son dönemde, PKK ile Kürt sorunu birbirinden ayırdığı bir bakış açısıyla, konu üzerinde çalışmalar yapmaktaydı. Bu çalışmalar, suikastin ardından Kürt Dosyası adıyla kitaplaştı.Şubat ayında, ilk kez yayımlanan belgelerin yer aldığı Gazi Paşa'ya Suikast adlı kitabı basıldı.Cumhuriyet'teki son yazısının başlığı "Zeyilname" oldu. 24 Ocak 1993Pazar günü, hasta ziyaretine gitmek için çalıştırdığı evinin önündeki Renault 12 model otomobiline yerleştirilen bomba ile öldürüldü.

    Aldığı ödüller

    1962

    "Türk Sosyalizmi" başlıklı makalesiyle Yunus Nadi Ödülü.

    1979

    Türk Hukuk Kurumu'nca "Yılın Hukukçusu", Çağdaş Gazeteciler Derneği'nce "Yılın Gazetecisi" ödülü.

    1980

    Sedat Simavi Vakfı Kitle Haberleşme ve Gazetecilik Ödülü'nü Cüneyt Arcayürek ile paylaştı.

    İstanbul Gazeteciler Cemiyeti'nin inceleme dalında verdiği ödül.

    1982

    İstanbul Gazeteciler Cemiyeti'nin inceleme dalında verdiği ödül.

    1983

    Balıkesir Barosu'ndan "Cumhuriyet Döneminin Anıtlaşmış Hukukçusu" ödülü.

    İstanbul Gazeteciler Cemiyeti'nin röportaj ve seri röportaj dalında verdiği ödül.

    1984

    Nokta dergisinin "Yılın Doruktaki Gazetecisi" ödülü.

    1985

    Nokta dergisinin "Yılın Doruktaki Gazetecisi" ödülü.

    1987

    İstanbul Gazeteciler Cemiyeti'nin güncel yazılar dalında verdiği ödü.

    Nokta dergisinin "Yılın Doruktaki Gazetecisi" ödülü.

    Cumhuriyet gazetesinden "Rabıta Olayı dolayısıyla Örnek Gazeteci" ödülü.

    1988

    Sedat Simavi Vakfı Kitle Haberleşme ve Gazetecilik Ödülü.

    Cumhuriyet Gazetesi Bülent Dikmener Haber Ödülü.

    Ankara Tabipler Odası'ndan Basın Sağlık Ödülü.

    Boğaziçi Üniversitesi'nden En Çok Okunan Gazeteci Ödülü.

    1992

    Ankara Sanat Kurumu'ndan Onur Ödülü.

    İstanbul Gazeteciler Cemiyeti'nin İnceleme ve Röportaj  ödülü.

    Yazı kaynağı : t24.com.tr

    Dayanışma ve onur: Vurulduk ey halkım unutma bizi

    Dayanışma ve onur: Vurulduk ey halkım unutma bizi

    İnsanların bu kadar bireyci ve kariyer düşkünü olmadığı dönemlerde, aydınlar arasında sık sık dayanışma örneklerine rastlanırdı.

    Yılmaz Güney hapiste iken yapılan filmler gibi. Onun Sürü senaryosunu filmleştiren ekipten hiç kimsenin aklına para almak gelmemişti. Ne yönetmen, ne oyuncular, ne müzisyen bir kuruş almıştı.

    Bu bir dayanışma işiydi. 1978 yılındaki sinema ödüllerinin Harbiye Açıkhava’da yapılan töreninde hemen hemen bütün dallarda ödül alırken onurluyduk, gururluyduk ve dayanışma denilen mucizenin sevincini yaşıyorduk.

    Yaşar Kemal, Onat Kutlar, Gençay Gürsoy, Uğur Mumcu, Erdal Öz dayanışmaya inanan, gerektiğinde güç durumdaki dostlara yardım eden, hepimizin güvendiği kişiliklerdi. Şahsen ben hem hapis döneminde hem de sonrasında bu dostlarımın çok yardımını gördüm. Fırtınalı darbe dönemlerini bu dostlarla kol kola girerek atlatabildik. 1973 yılında onların desteğiyle yurt dışına çıktım ve idam edilmiş, vurulmuş, işkence görmüş arkadaşlarımıza yaktığımız ağıtları içeren bir uzunçalar kaydettim. Bu albümde de bir dayanışma vardı elbette. Brüksel sürgünündeki Doğan ve İnci Özgüden yayınlamıştı bu uzunçaları. İçinde benim yazdığım ve halktan aldığım ağıtlardan başka Yaşar Kemal’in Ulaş ağıdı, Gülten Akın’ın da Ayvaz ağıdı vardı. İkisinin de adını albüme basamamıştık. Çünkü Türkiye’de darbenin kıskacında yaşıyorlardı.

    O ağır ve zalim günleri anlatan bir şiir yazmış, bunu da albümün sonuna koymuştum.

    "Hayın tuzaklarda, kan uykularda/ Vurulduk ey halkım unutma bizi/ İşkenceler için tahta çarmıha/ Gerildik ey halkım unutma bizi" diye başlayan üç kıtalık bir şiirdi.

    Albüm Türkiye’de bakanlar kurulu kararıyla yasaklandı. (Hâlâ yasaktır, korsanlar dışında bu ülkede hiç yayınlanmadı.)

    O dönemlerde "Sürgün uzun süren ağır bir hastalık gibidir" diye yazmıştım. İnsan sürgünde kendisini kuyunun dibinde değersiz bir taş gibi hisseder. Unutulmuştur, yoktur, kimliksizdir. Sanki arkadaşlarıyla birlikte olduğu bir tren vagonundan karanlık bozkıra yuvarlanmış gibidir. Uzaklaşan trenin ışıklarını umutsuzca izlemekten başka bir şey gelmez elinden. Ülkeden gelen en ufak selam bile çok önemlidir. Yaşar Kemal’den, Erdal Öz’den, Ahmed Arif’ten gelen mektuplar can ilacı gibi gelir.

    Böyle bir dönemde Uğur Mumcu gibi önemli bir yazarın Cumhuriyet gazetesindeki köşesinde şiirimden esinlenen bir yazı yazdığını ve epey sonra elime ulaşan bu yazının beni nasıl sevindirdiğini düşünün. Stockholm’deki minik sürgün evimin duvarına astığım bu yazının, bana ve aileme nasıl dayanma ve direnme gücü verdiğini gözünüzün önüne getirin.

    Sonradan Sezer Duru, büyük yankı uyandıran Sesleniş yazısı için Uğur’a "Sen pek duygusal yazı yazmazsın. Bu yazı ise şiir gibi" dediğinde Uğur o yasak albümü defalarca dinlediğini ve bu yazıyı kaleme aldığını söylemiş.

    Sonra o faşizmin ve zulmün karanlığı bu müthiş aydını bizlerden kopardığında, bu yazıda leit motiv olarak kullandığı "Vurulduk ey halkım unutma bizi" dizesinin onun büyük adıyla bütünleşmesi hayatımın en büyük acılarından ve onurlarından birini yaşattı bana.

    1978’de Türkiye’ye döndüğüm zaman yine bir gözaltı zulmünde Ülker’in koştuğu ilk isim yine Uğur olmuştu ve o yine beni kurtarmak için kolları sıvamıştı.

    Bu büyük dostun anısı önünde saygıyla eğiliyorum.

    T24’ün notu: Bu yazı Elazığ’daki depremden önce yazıldı. Can kayıpları için başsağlığı ve sabır, yaralılara şifa diliyoruz.

    Yazı kaynağı : t24.com.tr

    Yorumların yanıtı sitenin aşağı kısmında

    Ali : bilmiyorum, keşke arkadaşlar yorumlarda yanıt versinler.

    Yazının devamını okumak istermisiniz?
    Yorum yap